Siyasetin çürümüşlüğü, sınır tanımayan bir arsızlıkla inanç mekânlarının kapısına kadar dayanmış durumda.
Ortada ne bir rastlantı var ne de anlık bir öfke patlaması; karşımızda, siyasi ikbal devşirmek için toplumun en hassas vicdan kalelerini bile ateşe vermekten çekinmeyen, rasyonel ve organize bir akıl tutulması var.
Bu süreç spontane bir öfke değil, planlı bir siyasal operasyondur. Toplumu kutuplaştırarak, insanları birbirine düşman ederek ve her değeri parti içi iktidar savaşının malzemesine dönüştürerek ayakta kalmaya çalışan bir asalak siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız.
Garip Dede Dergâhı’nda, CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Hain” diye bağırtılması, sadece bir siyasi figüre yönelik hadsizlik değildir.
Bu; yüzyıllardır mazlumun, ezilenin ve adalet arayanın sığınağı olmuş bir mekânın tarihsel misyonuna; hakikat, rızalık ve vicdan ilkelerine karşı yapılmış açık bir saldırı ve İnsan-ı Kâmil felsefesinden toplumsal bir kırılmadır.
Şimdi bu rezalete göz yumanlara, bu dilin arkasına gizlenenlere ve bu provokasyonu fonlayanlara, bu ülkenin haysiyet sahibi insanları tarafından gereken cevap veriliyor ve bu odaklar tek tek teşhir ediliyor.
Siz kimsiniz ki adaletin ve eşitliğin evi olan cemevlerini kendi kirli mahalle kavganızın, parti içi hesaplaşmalarınızın sahası haline getiriyorsunuz?
Ne zamandan beri inanç mekânları siyasi kliklerin arka bahçesi oldu?
Pir Sultan Abdal’ın adını diline dolayarak ortalıkta gezenler, yola asıl ihanet edenlerin kim olduğunu görmek istiyorlarsa aynaya bakmalıdır.
Pir Sultan, “Dostun bir tek gülü yaralar beni” derken, sizin gibi dost görünümlü siyasi tüccarların kendi öz değerlerine sapladığı hançerlerden bahsediyordu.
Bugün cemevinde birine “hain” diye bağıranlar ve buna zemin hazırlayanlar, aslında kendi siyasal ahlaksızlıklarını teşhir etmektedir.
Kirlettiğiniz şey yalnızca bir insanın itibarı değil; bu toplumun ortak vicdanı, Alevi geleneğinin eşitlikçi mirası ve halkın siyasete duyduğu son güven kırıntılarıdır.
Koltuklar değişir, kongreler biter, delegeler unutulur. Ama inanç mekânlarına taşınan nefret dili ve orada açılan yaralar, halkın kolektif hafızasında yaşamaya devam eder.
Tarih, halkın vicdanını siyasetin kirli hesaplarına teslim edenleri değil; o vicdanı canı pahasına savunan haysiyetli insanları yazar.
Solun rasyonel aklı ve bu toprakların kadim ahlakı bize net bir hakikat söyler: İnanç mekânlarında siyasi operasyon çekilmez!
Bugün kendi küçük çıkarlarınız için alkışladığınız o nefret dili, yarın bumerang gibi döner ve ilk önce sizi vurur.
Siyasetiniz de koltuk kavgalarınız da kongre hesaplarınız da yerin dibine batsın.
Çünkü sizin o geçici, menfaat odaklı siyasetiniz gelir geçer; ama kirlettiğiniz değerler ve yitirdiğiniz toplumsal güven bu halkın hafızasından asla silinmez.
Herkes haddini de bilecek, oturduğu ve siyaset yaptığı yerin tarihsel ağırlığını da!
