Gezi Direnişi’nden bu yana, hemen her direniş sürecinde yurtseverleri en çok yoran, canından bezdiren şey, ne kolluk kuvvetlerinin orantısız şiddeti ne de soruşturma tehdidi oldu. Bir bölümünün hakkını yemeyeyim, en azından eylemlere katılıyorlardı. Sonrasında ise sosyal medyada aynı sakızı çiğneyen grupçuklar türedi. Bunlar üç-beş çeviri kitaptan sorgusuz sualsiz ezberlediklerini her toplantıda tekrarlayıp, sonuç almayı imkânsız hale getiren “woke” kültür sözcüleriydi. Hani şu parklarda permakültür yapmaya hevesli, her konuyu cinsiyet meselesine getirmeden yapamayan, cumhuriyeti bir şekilde küçümsemeden edemeyen tipler… Hâlâ her yerdeler! Daha pek çok fantezilerini sayabilirim, ama bu akıldışılıklar saymakla bitmez.
Bir diğeri ‘en harbi devrimci’ geçinen, 50 kişilik örgütüyle her yerde temsil edilmek için uğraşan topluluk üyeleri… Bunlar Taksim Dayanışma toplantılarında aklını kullanabilen insanların bile aklını almayı becerecek kadar dirayetli saçmalama potansiyeline sahiplerdi, hâlâ da öyleler!
Bir de ‘Ya Kanal Ya İstanbul’ gibi inisiyatiflere gelen ve her dedikleri kabul edilene kadar her basın açıklamasını başı sonu belirsiz hale getiren kendinden menkul ekolojistler… Bir süre sonra inisiyatifleri ikiye ya da üçe bölmeyi de beceriyorlar. Bu inisiyatiflerin ve platformların sayısal olarak genişlemesini her seferinde önleyen işte bu hayal alemlerinde gezinen ‘aktivistler’… Şimdi de çok bir şey değişmiş değil, tek fark eskisi gibi bunlara kulak asan yok.
ALMANYA GEVŞEK VATAN!
Tüm bu eleştirileri yaptıktan sonra şunu eklemeden olmaz, bu insanlar yine de değerli, zira ‘sıradan’ bir yurtseverin mücadele azmini kırıp sabrını törpülemiş olsalar da eylemlerde yer alıyorlar. Bir süre ortadan kaybolsalar da, sonra ortaya çıkıyorlar.
Ancak iflah olmaz, utanmaz, ülkede olup bitenlerden bîhaber bir grup var ki, işte bunlara tahammül etmek için ermiş sabrı lazım hepimize.
Bolcası Almanya’da olmak üzere, pek çoğu yıllar öncesinden yurda dönmesi için hiçbir engel kalmamışken o ülkeye yerleşmeyi tercih etmiş, kimisi şu anda dışı yeşil içi nazi karası Yeşiller Partisi’nde siyasi kariyer yapmak için tırmalayan bir güruh. Akşamları bira ya da ‘Aslan Sütü’ içerken, Berlin’de, Essen’de, Münih’te oturuyorlar klavyenin başına, ya ‘süper korkusuz devrimci’ edalarında atıp tutuyorlar ya da saçma sapan ‘farkındalık’ söylemleriyle ‘woke woke’ ötüyorlar!
Bir de kendinden menkul Kürt siyaseti sözcüleri var, bunlar ikiye ayrılıyor; bir bölümü süzme milliyetçi, bir bölümü radikal demokrasi kalaylı…
‘ASLAN SÜTÜ’YLE COŞANLAR
Şu ‘revolutionär’lardan başlayayım, en yüzsüzleri onlar çünkü! Gidiyorlar bir lokala oturuyorlar, başlıyorlar nuh nebiden kalma devrimci masallar anlatmaya, çoğunun anlattığının yarısı tıraş! Biri de saz çaldı mı ya da bir Ferhat Tunç parçası açtı mı, coşuveriyorlar. “Biz olsaydık böyle mi olurdu?” ile başlayıp cep telefonlarından yardırıyorlar da yardırıyorlar. Lenin’den alıntı yapanından tutun da, fos kabadayı ‘devrimci’ goygoyuna, aklınıza ne gelirse artık!
Bunlar 70’lerden bugüne nameleri tercih edenler, bir de bunların ‘Avrupa görmüş’, ‘incelmiş’, ‘yeşillenmiş’, ‘pembeleşmiş’ versiyonları var. Hani biraz önce sözünü ettiğim Grünen, Die Linke’de takılanları… Çok gariptir, bunlar Grünen’in savaş kışkırtıcılığına, Ukronaziler’in kardeş partisi olmasına bir şey demez de, Bundis Sahra Wagenknecht’i (BSW) ırkçılıkla suçlar. Böyle de bönlerdir hani! Neyse ki Die Linke birazcık kendine gelir gibi bu aralar, sadece biraz! Bunların ağzından sınıfsal bir şey pek duymazsınız, ama her türlü kimlik meselesine atlarlar, onu da yarım yamalak içselleştirmişlerdir. İstisnasız Avrupa’dan Türkiye’ye duyar kasmakla mükelleftirler!
KENDİ KENDİNE ‘SEROK’ OLANLAR
Gelelim ‘Kurdische politiker’ havasıyla sosyal medyada ortaya demeç saçanlara… Bunlar da çeşit çeşit oluyor. Kimisi uzun süredir yurtdışında yaşadığından olsa gerek biraz geride kalmış, sol mu, milliyetçi mi, ikisi ortaya karışık mı artık her neyse bir bulamaç bırakıyor paylaşım olarak. Kimisi DEM Parti’yi pasif bulup oralardan atıp tutuyor. Kimisi Barzanici olmuş, hani neredeyse milliyetçinin ötesinde ezilen ulus ırkçısı! Boyasını kazısan İhvancı olanlar da hiç az değil. HTŞ teröristlerinin Arap Alevilerini katlettiği sırada bir yerlerine kına yakanları bile vardı! Tabii Kürt siyasetine ne yapması gerektiğini dikte etmeye kalkan ukalalar olmadan olur mu?.. Onlar da bol bol!
Bir de bunların radikal demokrasi soslu, ama sadece soslu, kulaktan dolma bilgilerle cumhuriyete, aydınlanmaya, Mustafa Kemal’e sabah akşam sövenleri var. Müptezel çeyrek aydın gibi bir şeyler. Cümleye ‘faşist CHP’ demeden başlarlarsa bir yerleri şişiyor. Woke kültür ezbercilerinden bile daha cahil bir kitle bu…
KENDİNİ BİLMEK BU KADAR MI ZOR?
Tabii ki ister Birleşik Krallık’ta, ister Almanya’da, ister Avustralya’da olsun, okuyan, anlamaya çalışan, ‘uzaktan her şeyi Türkiye’de yaşayanlara göre çok daha net gördüğünü’ iddia etmeyen, binlerce gurbetçi demokrat vardır. Onlar hiç üzerine alınmasın.
Bu sözünü ettiklerime gelince… “Buyur paşam, gel yurduna”… Burada istersen bana hakaret et, yeter ki gel de ülken olduğunu iddia ettiğin topraklar için elini taşın altına koy! Ya da bir zahmet git bir psikoloğa megalomani tedavisi gör. Bir rahatla, kendinle barış, kendine dürüst olmaya çalış! Bak yordun beni, akşam yürüyüş var oraya gideceğim daha… Sonra davalar var, mahkemeleri de geziyoruz bu arada… Tam anlatamadıysam; ‘Erkenne dich selbst’!