Savaş denildiğinde çoğu insanın aklına silahlar, cepheler ve çatışmalar gelir. Ancak Kürtlere karşı uzun süredir yürütülen savaşın önemli bir bölümü silahlarla değil, zihinler ve algılar üzerinden yürütülmektedir. Bu “özel savaş”, özellikle Rojava’da ve Halep’te yaşayan Kürtleri hedef alan, sessiz ama etkili bir yöntemler bütünüdür. Amaç doğrudan yok etmek değil; Kürtlerin iradesini kırmak, kazanımlarını değersizleştirmek ve varlıklarını tartışmalı hale getirmektir.
Özel savaşın temelinde, Kürtlerin kendi kendini yönetme ve kendi kimliğiyle yaşama iradesini zayıflatmak vardır. Rojava’da ortaya çıkan yönetim modeli, askeri saldırılar kadar yoğun bir propaganda ile hedef alınmaktadır. Halep’te yaşayan Kürtler ise uzun süredir bu savaşın daha görünmez ama süreklilik taşıyan bir biçimiyle karşı karşıyadır. Kürt mahalleleri, kurumları ve toplumsal bağları baskı altına alınarak Kürtlerin kamusal varlığı daraltılmak istenmektedir.
Son günlerde Halep’te Kürtlere karşı yürütülen özel savaş daha açık biçimde hissedilmektedir. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde güvenlik gerekçeleri öne sürülerek baskılar artırılmakta, Kürt kimliğiyle yapılan her türlü örgütlenme şüpheli gösterilmektedir. Medyada ve sosyal alanda Kürtler ya tamamen yok sayılmakta ya da yaşanan her gerilimde sorumlu ilan edilmektedir. Bu dil, Kürtleri hedef haline getirirken toplum içinde yalnızlaştırmayı amaçlamaktadır.
Bilgi ve algı bu sürecin en etkili silahıdır. Halep’te yaşanan gelişmeler aktarılırken Kürtlerin görüşlerine, taleplerine ve yaşadıkları sorunlara neredeyse hiç yer verilmemektedir. Olan biten, tek taraflı anlatılarla sunulmakta; Kürtler ya pasif bir kitle ya da “sorun” kaynağı gibi gösterilmektedir. Bu durum, Kürtlerin özne olma halini zayıflatmayı ve meşru taleplerini görünmez kılmayı hedefler.
Toplumsal ayrıştırma, özel savaşın Halep’teki en belirgin yönlerinden biridir. Kürtler ile diğer halklar arasındaki ilişkiler bilinçli olarak gerilimli gösterilmekte, birlikte yaşam deneyimleri yok sayılmaktadır. Küçük olaylar büyütülerek Kürt karşıtı bir algı oluşturulmakta, bu da güvensizliği derinleştirmektedir. Böylece Kürtlerin yalnızlaştırılması ve savunmasız bırakılması amaçlanmaktadır.
Ekonomik baskılar da son dönemde Halep’te Kürtlere karşı kullanılan önemli bir araçtır. İş imkanlarının kısıtlanması, yardımların engellenmesi ve yaşam koşullarının zorlaştırılması, insanları göçe zorlayan ya da sessiz kalmaya iten bir baskı mekanizmasına dönüşmektedir. Günlük yaşamın bu kadar zorlaştığı bir ortamda, insanlar haklarını savunmakta daha fazla zorlanmaktadır.
Özel savaşın en tehlikeli yanı, tüm bu yaşananların “geçici” ya da “olağan” gibi sunulmasıdır. Halep’te Kürtlerin maruz kaldığı baskılar normalleştirilmekte, itiraz edenler ise suçlu ya da tehdit olarak gösterilmektedir. Bu da Kürtlerin yaşadıkları adaletsizliği dile getirmesini zorlaştırmaktadır.
Ancak bu savaş mutlak değildir. Halep’te Kürtlerin kimliklerine sahip çıkma çabası, dayanışma ağları ve hakikati görünür kılma iradesi, özel savaşın etkisini kırabilecek en önemli güçtür. Rojava’da olduğu gibi Halep’te de Kürtler, tüm baskılara rağmen var olma ve birlikte yaşama ısrarını sürdürmektedir.
Sonuç olarak Kürtlere karşı yürütülen özel savaş, bugün Halep’te daha güncel ve daha yoğun bir biçimde devam etmektedir. Silahlar kadar kelimeler, baskılar kadar sessizlik de bu savaşın parçasıdır. Hedef alınan sadece topraklar ya da kurumlar değil, Kürtlerin iradesi, kimliği ve geleceğe dair umududur. Bu nedenle özel savaşı görmek ve adını koymak, hem siyasal hem de insani bir sorumluluktur
