HALKWEBAuthorsZengini Dağa, Yoksulu Şehre: Konutta Mantık Devrimi!

Zengini Dağa, Yoksulu Şehre: Konutta Mantık Devrimi!

"Barınma krizinde bir can simidi olan TOKİ kuraları, mülkiyet sorununa nefes aldırırken sosyal dokuyu kentin dışına mı süpürüyor? Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık idealini dikey gecekondulara hapsetmek yerine; yoksulu kentin kalbinde, zengini ise çeperde konumlandıran bir mantık devrimine ihtiyacımız var."

0:00 0:00

Türkiye’de barınmanın artık sadece bir ihtiyaç değil; hayatları karartan, hayalleri erteleten ve toplumsal huzuru tehdit eden can yakıcı bir “beka sorunu” haline geldiği bir dönemden geçiyoruz. Fahiş kira artışlarının gölgesinde, başını sokacak güvenli bir çatı arayan milyonlar için TOKİ’nin devam eden sosyal konut kuraları kuşkusuz hayati bir değer taşıyor. Dar gelirli yurttaşın umudunu yeşerten, mülkiyet krizine somut bir nefes aldıran bu projeyi özü itibarıyla destekliyoruz. Ancak, bu büyük yatırımın sadece “dört duvar” teslim etmekle kalmayıp, toplumun sosyal genetiğiyle oynamaya başlaması, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında üzerinde durmamız gereken esas meseledir.

Sosyal Konutun Çelişkisi: Bir El Verirken Diğeri Alıyor mu?

Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılına adım attığımız bu eşikte, kurucu felsefemizin temel taşını hatırlamak zorundayız: İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle. Bu ideal, devletin gözünde tek bir sınıf tanır; o da halkın tamamıdır. Oysa bugünkü uygulama, vatandaşı cüzdanındaki paraya göre mekânsal ve dilsel bir hiyerarşiye tabi tutuyor.

Kent merkezindeki en değerli kupon arazilerde yükselen projeler; “Sky Residence”, “Garden Life”, “Vadi Style”, “Luxury Tower” or “Grand Elite” gibi yabancı isimlerle pazarlanırken, vatandaşa bir “hayal” değil, bir “ayrıcalık” satılıyor. Bu parıltılı isimler, o duvarların ardında seçkin bir dünya olduğunu fısıldıyor. Öte yandan, aynı devletin kurumu kentin en uzak çeperindeki projesine en “yalın” ve en “soğuk” ismi koymakta beis görmüyor: “TOKİ Sosyal Konutları” veya sadece “TOKİ Evleri”. Biri ışıltılı ve “üst sınıf” bir yaşam vaadiyle parlatılırken; diğeri yoksulluğun kurumsal adından ibaret kalıyor. Bu isimlendirme bile tek başına, Cumhuriyet’in eşit yurttaşını “müşteri” ve “hak sahibi” olarak ikiye böldüğümüzün itirafıdır.

Tersine Şehircilik: Yoksulu Merkeze, Zengini Çepere Almak

Burada şehircilik mantığını ve kamu yararını yeniden düşünmek zorundayız: Eğer ille de mekânsal bir ayrım yapılacaksa, rasyonel devlet aklı bunun tam tersini söylemelidir. Kent merkezleri dar gelirli yurttaşa, kentin çeperleri ise ulaşım maliyetini karşılayabilecek varlıklı kesime ayrılmalıdır. Yoksul bir aileyi kentin 50 kilometre dışına süpürmek; o aileye her gün saatlerce yol çektirmek, çocuklarını servis yükü altına sokmak ve devleti bu uzak mesafeye hizmet taşımak için devasa kamu kaynaklarını harcamaya mahkûm etmek demektir. Tersi bir senaryoda, dar gelirli yurttaş merkeze yakın yaşarsa işine yürüyerek gidebilir veya daha olanaklı bir ulaşımla işine varır; çocukları servis derdinden kurtulur. Varlıklı kesim ise kendi imkanlarıyla ulaşım sorununu çözebilecek ekonomik güce zaten sahiptir.

Dikey Gecekondular ve Nüfus Artışı Çıkmazı

Öte yandan, devlet otoritesinin son dönemde haklı olarak şikayet ettiği nüfus artış hızındaki düşüş, bu yerleşim politikalarından bağımsız değildir. Yurttaşını kentin dışındaki izole beton bloklara, sosyal imkanlardan mahrum dikey gecekondulara mahkum ederek nüfus artışını teşvik edemezsiniz. İnsanlar çocuklarını bir “piyango” sonucuna göre değil; güvenli, merkezi ve ekonomik bir yük altına girmeden büyütebilecekleri mahalle kültürlerinde geleceğe hazırlamak istiyor.

Anahtar Sadece Kapıyı mı Açar, Sınıf mı Atlatır?

Sonuç olarak, TOKİ’nin sosyal konut hamlesi ekonomik yangında kritik bir itfaiye görevi görüyor ve bu çaba takdiri hak ediyor. Fakat Cumhuriyet’in yeni yüzyılında hedefimiz sadece “barındırmak” değil, “birleştirmek” olmalıdır. Eski gecekondu sahiplerinin kentsel dönüşüm rantıyla zenginleştiği bir düzende, emeğiyle geçinen kesimin kentin dışına sürgün edilmesi bir adalet tablosu değildir. Kura torbasından çıkan her anahtar, vatandaşı kentin kalbinden koparan bir belge değil; kentin her sokağında eşit bir yaşamın davetiyesi olmalıdır. Aksi takdirde ev sahibi yaparken, yurttaşlık bilincini evsiz bırakma riskiyle karşı karşıya kalacağız.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR