HALKWEBAuthorsToprağın Hafızası: Gımgım ve Kaniyereş’te Yeniden Buluşmanın Hikâyesi

Toprağın Hafızası: Gımgım ve Kaniyereş’te Yeniden Buluşmanın Hikâyesi

Çünkü bazen bir toprak meselesi, aslında bir hafıza meselesidir. Bazen bir protesto, aslında bir kavuşmadır.

0:00 0:00

Bazı buluşmalar vardır; görünürde bir itirazın, bir protestonun etrafında şekillenir ama gerçekte çok daha derin, çok daha eski bir çağrının cevabıdır. Varto (Gımgım) ve Karlıova (Kaniyereş)’te jeotermal karşıtı eylemler de tam olarak böyle bir karşılaşmanın adıdır: Toprağın çağrısına, hafızanın susmayan sesine verilmiş geç kalmış ama güçlü bir cevap.

Yıllar, bu coğrafyanın insanlarını birbirinden uzak düşürdü. Kimi göçle, kimi zorunlu kopuşlarla, kimi de hayatın görünmez sınırlarıyla birbirine yabancılaştı. Aynı dağın eteklerinde büyüyenler, aynı suyu içenler, aynı rüzgârı hissedenler; bir süre sonra birbirlerinin hikâyelerini duyamaz, acılarını paylaşamaz hale geldi. Özlemler içe gömüldü, hatıralar sessizleşti. Herkes kendi yalnızlığında, kendi toprağından kopuşun eksikliğini taşıdı.
Ve sonra, yıllar sonra, bir gerekçeyle yeniden bir araya geldiler: jeotermal.

Ama bu bir araya geliş, sadece doğayı savunmak için değildi. Bu, aynı zamanda birbirini yeniden tanıma, kaybedilmiş olanı hatırlama, yarım kalmış cümleleri tamamlama anıydı. Göz göze geldiklerinde, sadece bugünü değil, geçmişi de gördüler. Her bakışta biraz hüzün vardı; ama o hüznün içinde saklı bir sevinç de… “Sen de mi buradasın?” demenin şaşkınlığı, “İyi ki buradasın” demenin sıcaklığıyla birleşti.

O gün, Gımgım’da ve Kaniyereş’te insanlar sadece slogan atmadı. Gülüşlerini paylaştılar. Unuttuklarını sandıkları “merhaba”ları yeniden hatırladılar. Birbirlerinin yüzünde kendi geçmişlerini buldular. Yılların ayırdığı eller, aynı pankartın ucunda yeniden buluştu. Ve o an, jeotermal karşıtı protesto, sınırlarını aştı; bir direnişten çok bir kavuşmaya dönüştü.

Ve belki de en anlamlı olan şuydu: İnsanlar o gün, üzerlerine yapışmış tüm kimlikleri bir anlığına geride bıraktı. Ne dini inançlar konuşuldu ne siyasal aidiyetler. Kimse birbirine neye inandığını ya da kimi desteklediğini sormadı. Herkes, sadece özlemin ve buluşmanın yarattığı umuda sarıldı. Yıllar sonra yeniden toprağıyla ve birbirleriyle temas eden insanların içinde, ayrıştıran hiçbir ses yoktu. Sadece bir aradalığın, sade ve derin huzuru vardı.
Dayanışma, çoğu zaman teoride anlatılan bir kavramdır. Ama burada, o gün, dayanışma somutlaştı: bir bakışta, bir selamda, bir omuz verişte. İnsanlar birbirlerinin hikâyelerini yeniden duymaya başladı. Acılar paylaşıldıkça hafifledi, özlemler dile geldikçe anlam kazandı. Unutulmuş olan paylaşım, yeniden hayat buldu.

Belki de en çarpıcı olanı şuydu: Gülüşler. O gülüşler sıradan değildi. İçinde yılların birikmişliği, hasreti, kırgınlığı ve yeniden buluşmanın şaşkın mutluluğu vardı. Her gülüş, “iyi ki buluştuk” diyen sessiz bir cümleydi. Her merhaba, geçmişin yaralarını saran küçük ama güçlü bir dokunuştu.
Bu yüzden Gımgım ve Kaniyereş’te yaşananlar, sadece bir çevre mücadelesi olarak okunamaz. Bu, aynı zamanda toplumsal hafızanın yeniden uyanışı, kopmuş bağların yeniden kurulmasıdır. Jeotermal protestosu, bu anlamda bir vesileye dönüşmüş; insanları sadece doğayı savunmaya değil, birbirlerini yeniden bulmaya da çağırmıştır.

Çünkü bazen bir toprak meselesi, aslında bir hafıza meselesidir.
Bazen bir protesto, aslında bir kavuşmadır.
Ve bazen insanlar, en çok karşı çıktıkları şeyin gölgesinde birbirlerine yeniden yaklaşırlar.
Gımgım ve Kaniyereş’te olan da tam olarak buydu:
Toprak konuştu, insanlar birbirini duydu.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR