HALKWEBAuthorsResurrection of the Shahs

Resurrection of the Shahs

Iranian society may retreat, it may weaken, but it will not kneel.

0:00 0:00

Tahran’ın çok katmanlı hafızası yeniden konuşuyor. Safevî mirası üzerinden yükselen ses, yalnızca bir direnişi değil; kimin bu coğrafyanın kurucu öznesi olduğunu da hatırlatıyor.

Tahran: Bir Şehir Değil, Hafıza

Daha önce bu köşede açıkça ifade etmiştik: Tahran, tek katmanlı bir şehir değildir.
O, tarihlerin üst üste bindiği, kimliklerin iç içe geçtiği ve her dönemin bir diğerinin üzerine yazıldığı çok katmanlı bir hafızadır.

Bugün yaşananlar, bu tespitin teorik değil, sahici bir gerçeklik olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Aradan bir ay geçti.
Kentler viraneye dönmüş, çocuklar hayatını kaybetmiş, ekonomi ciddi biçimde sarsılmıştır.
Ama bütün bu yıkıma rağmen ortaya çıkan tablo nettir:

Iranian society may retreat, it may weaken, but it will not kneel.

“Ben Ki…”: Bir Hafızanın Sesi

Tam da bu noktada meydanlarda yankılanan sözler anlam kazanır:

“Ben ki Azerbaycan’ın şahı, İran mülkünün sahibi, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Ebü’l-Muzaffer Şah İsmail’im.
Hükmüm altındaki memleketlerde adalet benimle kaimdir.
Kılıcımın ulaştığı yerde hükümranlık bana aittir.
Düşmanlarıma gazap, dostlarıma rahmetim boldur.”

Bu sözler yalnızca bir hükümdarın hitabı değildir.
Bu, bir hafızanın kendini tanımlama biçimidir.

Şah İsmail Hatâî ile başlayan ve Şah Abbas ile tahkim edilen çizgi, bugün yeniden hatırlanmaktadır.

Safevî Mirası: Kurucu İrade

Safevî mirası dar bir coğrafyanın değil; bir medeniyet sürekliliğinin adıdır.

Bu nedenle şu gerçeği açıkça görmek gerekir:

Safevî mirası sadece Azerbaycan değildir.
Ama aynı şekilde sadece İran da değildir.

Azerbaycan, yalnızca bir coğrafya değil; İran’ın kurucu hafızasının bir parçasıdır.
Ve İran da, tek bir kimliğe indirgenemeyecek kadar çok katmanlıdır.

İran Türklüğünün Hafızası

İran Türklüğünün hafızası; devleti kuran, yön veren ve gerektiğinde ona yeniden anlam kazandıran tarihsel bilinçtir.

Bugün meydanlarda yükselen:

“Şah İsmail, Şah Abbas, İran halkı yıkılmaz”

sözü bu yüzden sıradan bir slogan değildir.Bu, kalın çizgilerle yapılmış bir hatırlatmadır.

Pehlevi Değil: Bu Toprağın Şahı Kim?

Bu hatırlatma sadece dışarıya değildir. Aynı zamanda içeride, tarihi tek boyutlu okuyanlara…
Monarşi nostaljisiyle hareket eden, Rıza Şah Pehlevi ve Muhammed Rıza Pehlevi üzerinden bir gelecek kurgulayanlara da yöneliktir.

Mesaj açıktır:

Bu toprakların şahı vardır.Ama o şah, Pehlevi değildir.

Bu coğrafyanın kurucu şahı, Şah İsmail Hatâî’dir.
Devlet aklını tahkim eden ise, Şah Abbas’tır.

Hesaplanamayan Güç: Hafıza

Bugün yaşananların ortaya çıkardığı bir gerçek daha vardır:

Emperyalizmin hesaplayamadığı şey, yalnızca askeri güç değildir.

Yaklaşık iki yüz yıllık bir devlet geleneğine sahip olan Amerika Birleşik Devletleri
ve henüz bir insan ömrü kadar geçmişe sahip olan İsrail,
bu coğrafyanın hafızasını doğru okuyamamaktadır.

Çünkü burada belirleyici olan, hafızanın ürettiği direnç bütünlüğüdür.

Yıkım Var, Teslimiyet Yok

Sonuç olarak bugün gördüğümüz tablo şudur:

İran yara almıştır. Ama çözülmemiştir.

Çünkü bu coğrafyada devlet sadece kurumlarla değil, hafızayla ayakta durur.

Ve hafızasını koruyan bir toplum için yenilgi mümkündür; ama diz çöküş asla.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR