Savcılık “suç var” dedi, mahkeme “yok” dedi. İtirazlar reddedildi, dosya yıllardır Yargıtay’dadır. Ama, süreç burada bitmedi; çocuklar, kendilerine bakan babaanneden alınarak devlet korumasına bırakıldı. Elmalı dosyası, Türkiye’de çocuk ve adalet ilişkisinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
BİR DOSYA DEĞİL, VİCDAN MESELESİ
Türkiye’de bazı dosyalar vardır; hukuk kitaplarında değil, vicdanlarda iz bırakır. Elmalı dosyası da tam olarak böyle bir dosyadır.
Üvey baba ve öz annenin sanık olarak yer aldıkları dosyada, biri kız ve biri erkek iki mağdur çocuk ve bu çocuklar üzerinden yürüyen iki ayrı gerçeklik vardır:
- Savcılık diyor ki: Suç var
- Mahkeme diyor ki: Suç yok
İDDİANAME: AĞIR, AÇIK VE NET
Savcılık “İddianame”si açık, detaylı ve ağırdır. İddianame’de;
“Mağdur çocukların… kendilerine karşı cinsel istismarda bulunulduğuna dair iddialar…”
ve mağdur çocuk anlatımlarında;
“Pıtışını somurduğunu… poposuna soktuğunu… çok defa yaptığını…”
“Rahmi’nin… kendisinin, kardeşinin ve annesinin üstünü soyduğu…”
Tıbbi raporlarda;
“Fiili livata ile oluşabilecek nitelikte bulgular…”
Savcılık bu tabloya bakıp “Cezalandırılmaları gerekir.” He says.
MAHKEME: AYNI DOSYADA TAM TERSİ SONUÇ
Mahkeme ise “beraat”kararı veriyor.
Aynı zamanda iki tezat “gerçek” olabilir mi?
Savcılık “suç” var, cezalandırılmaları gerekir derken Mahkeme ise şüphe var, beraat verilmesi gerekir, diyor ve “beraat” kararı veriliyor.
İSTİNAF: HERKES İTİRAZ EDİYOR AMA SONUÇ DEĞİŞMİYOR
Herkes itiraz ediyor ve istinaf kanun yoluna başvuruluyor.
Bu dosyada sadece savcı değil:
- Barolar
- STK’lar
- Mağdur vekilleri
herkes itiraz ediyor. Ama; istinaf mahkemesi, “İstinaf başvurularının esastan reddine…” karar veriyor. Yani mahkeme, “Karar doğru” diyor.
Ancak; bu sefer de Yargıtay’a temyiz kanun yoluna başvuruluyor ve dosya yıllardır Yargıtay’da karara bağlanmayı beklemektedir.
KIRILMA NOKTASI: ÇOCUKLAR KİMDEN ve NİÇİN ALINDI?
Çocukların mağduriyeti bu noktada bitiyor mu? Bitmiyor elbette.
Normalde ne beklersiniz? Şüpheli görülen ortamdan çocukların alınması gerekir. Ama burada olan şudur:
-Çocuklar üvey baba ve anneden değil; savcılığa şikayette bulunmuş olan ve çocukların bakımını yapan, “anne” diye hitap ettikleri babaanneden ve özbabadan alınıyor.
Niçin ve nasıl mı alınıyor. Babaannenin çocukların durumuyla ilgili sosyal medya paylaşımlarında bulunmasından rahatsızlık duyulduğunu ifade edenler oluyor. Bu işlem;
- One Sosyal İnceleme Raporu (SİR)
- Ve bir mahkeme kararı ile yapılıyor
Üstelik; öyle bir karar alınıyor ki özbaba ve babaanne ile temas kesiliyor. Yani; iki mağdur çocuk, babaanne ve özbabalarıyla temasları kesilerek devlet koruması altına alınıyorlar.
AYNI ÇOCUK, FARKLI DOSYALAR
Peki çocuklar korunuyor mu?
Erkek çocuk, devlet korumasında;
- Bıçaklanma dosyasının mağduru
- Hırsızlık dosyasının sanığı
oluyor. Bununda ötesinde; söz konusu olaylardan ve dava dosyalarından; ailenin haberi olmadan yargılama süreçleri yaşanıyor.
BİR BABANIN YARIM KALAN MÜCADELESİ
Bu dosyanın en ağırı benimle görüşerek dosyalardaki belgeleri ulaştıran ve benimde destek olmaya gayret ettiğim mağdur çocukların özbabası Gürhan, mağdur çocuklarını devlet korumasından geri almak için 3 yılı aşkın bir zamandır mücadele ederken 9 Haziran 2025’te gece bir buçuk civarında bir aracın motorbisikletine çarpması sonucunda Alanya’da hayatını kaybediyor.
Özbaba, vefatından kısa süre önce mağdur çocuklarıyla görüşme izni verilmesiyle çocuklarını 600-700 kilometre yol katederek ziyaret etmiş ve babalarına düşkün ve hasret olan çocuklarına, yakında kavuşabilecekleri umudunu vermişti. Görüşmesi sonrasında benimle de telefonda görüşmüş ve hocam, nihayet çocuklarımı alabileceğim, oradaki görevlilerin de gözleri yaşardı, demişti. Ama, çocuklarına hasret bir şekilde maalesef hayatını kaybetti.
Bu noktada artık hukuk konuşur mu; konuşmaz elbette; vicdan konuşur.
BİR BABAANNE: DOSYANIN İNSANİ YÜZÜ
Gelelim babaanne Günay Hanıma. Babaanneyi torunlarının istismara uğradığını öğrendiği anda, savcılığa suç duyurusunda bulunduğuna pişman ettiler. Güçlü ve dirayetli bir “Cumhuriyet Kadını” olan babaanne, özbabanın vefatından kısa süre önce Alanya’ya oğlunun yanına taşınmış ve orada bir ev tutularak çocukların yaşamasına uygun bir şekilde eşya alınmaya başlanmıştı.
Maalesef, babaannenin Alanya’ya gitmesinden birkaç gün sonra sabahın erken saatlerinde telefonumda babaannenin arama kaydını gördüm. Hemen geri aradığımda, metanetli bir şekilde ve ağlayarak, oğlum gece kaza geçirmiş, vefat etti Kemal Bey, dedi. Dostlarımızdan yardım isteyerek elimizden gelen desteği vermeye, Twitter’dan paylaşım yaparak hiç olmazsa devlet korumasındaki çocukların babalarının cenazesine götürülmelerini sağlamaya çalıştık. Cenaze kaldırıldıktan sonra çocuklar babalarının mezarına götürüldüler ve tekrar bulundukları yere geri döndürüldüler.
Babaanne yine sosyal medyadan paylaşım yapmakla itham edildi mi; edildi. İstiyorlar ki sosyal medyadan ses çıkarılmasın. Babaanne, şikayette bulunduktan sonraki dönemlerde tek başına nelerle mücadele etmek zorunda bırakıldığını ben biliyorum.
Babaannenin durumu bu dosyanın insani yüzüdür. Babaanne;
- Torunlarına bakıyor
- Mücadele ediyor
- Şikayetçi oluyor
- Sonra görevlerini ihmal edenlerin hedefi haline geliyor.
Babaannenin bir avukatı yok, eşinden aldığı bir maaşı var; onu da ev kirasına veriyor; ama, mücedeleci, bilinçli ve torunları için mücadele eden güçlü bir karakteri var. Durumu öğrenen bazı avukatlar gönüllü olarak ilgilenelim, diyorlar. Dosyalar hakkında bilgi ve belge istiyorlar; ancak, pratikte en ufak bir katkıları olmuyor.
Olay ilk kamuoyuna yansıdığında bir dernek, ailenin yanında yer alıyor; kendi tanıtımını yapıyor; ancak, devamında gerekli desteği vermeye devam etmiyor.
Babaannenin maddi ve manevi desteğe gereksinmesi var; elimizden geldiğince yaşadığı yerin Belediye Başkanı’nı arıyoruz, konuşuyoruz; yardımcımla konuşun, diyor. Konuşuyoruz, notlarını alıyor; tamam diyor, yardımcı olalım; ama, yardımcı olduklarını göremiyoruz. Milletvekillerine ulaşıyoruz, yine, aynı sonuç, herşey piyasaya yönelik gösteriş noktasında kalıyor.
Sonuçta; çocuklar babaannenin elinden alınıyor. Sanki devlet korumasında, çocuklar daha iyi, daha mutlu ve daha huzurlu olabilirlermiş gibi elinden alıyorlar ve üstelik sen ve özbabaları çocukların nerde olduğunu bilmeyecek, görüşemeyeceksiniz, diyorlar.
Babaları vefat ettikten sonra babaanneye de çocukları ziyaret etme izni çıkıyor. Çocukların bulunduğu yer, babaannenin yaşadığı yerden takriben 1200 kilometredir. Git-gel yol parası, konaklama, çocuklara hediyesiz gitmek de olmaz; 6-7 bin TL para lazım; dostlarımızla destek olmaya gayret ederek hasretlerini gidermelerine katkıda bulunabildik. Babaanne, oğlunun vefatının yasını bile tutamadı; savcılığa şikayette bulunduğuna bin pişman ettiler; torunlarından da hasret bıraktılar.
BU SADECE BİR DAVA DEĞİL
Elmalı Davası dosyası;
- Hukuk krizidir
- Çocuk koruma sisteminin çöküşüdür
Aile Bakanlığı, çocukları koruduğunu söylüyor; ama, kimden koruduğu belli değildir. Erkek çocuk hakkındaki iki dosyaya bakılırsa koruma vazifesini de yerine getirememiştir. Bir başka şey daha vardır; onu burada ifade etmek istemiyorum.
ADALET HERKES İÇİN Mİ?
Sonuç olarak, Gülistan Doku dosyasında siyasi kararlılığın ortaya konulması ve Tunceli Başsavcısının gayretiyle maddi gerçeklik ortaya çıkarılmaya başlamıştır.
Elmalı davası dosyasında da maddi gerçek ve ihmali olanlar yargı önüne çıkarılmalıdır. Çünkü; bu dosyadaki çocuklar korunamamıştır.
Adaletin herkes için yerini bulması gerekmektedir.
