Bir gazetecinin bıyığında “iğrençlik” görenlerin, kamuoyunu sarsan iddialar ve siyasi çelişkiler karşısında aynı hassasiyeti göstermemesi neyin göstergesi?
ARGÜMANIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLAYAN SİYASET
Siyasetin de bir estetiği vardır.
Bir ahlakı vardır.
Bir seviyesi vardır.
Ve her şeyden önemlisi, bir liderin kullandığı dil onun karakteri kadar temsil ettiği makamın da aynasıdır.
Bu nedenle bazı sözler vardır ki yalnızca sahibini değil, temsil ettiği siyasi anlayışı da ele verir.
Özgür Özel’in Kemal Kılıçdaroğlu’nun basın danışmanı Atakan Sönmez’i “iğrenç bıyıklı biri” diye tarif etmesi işte tam olarak böyle bir sözdür.
Çünkü burada tartışılan şey bir gazetecinin bıyığı değildir.
Burada tartışılan şey, Türkiye’nin ana muhalefet partisinin genel başkanının eleştiriye hangi seviyeden cevap vermeyi tercih ettiğidir.
One can't help but ask:
Bir gazetecinin bıyığında “iğrençlik” gören bir siyasi lider, ülkenin gündemindeki onlarca tartışmada ne görüyor?
Bir gazetecinin dış görünüşüne gösterebildiği hassasiyeti, neden kamuoyunun cevap beklediği siyasi sorular karşısında göstermiyor?
Bir gazetecinin yüzüne bakacak kadar dikkatli olanlar, neden eleştirilerin içeriğine aynı dikkatle bakmıyor?
Çünkü siyaset tarihinde bunun cevabı çoktan verilmiştir.
Fikri güçlü olanlar insanlarla uğraşmaz.
Fikirlerle uğraşır.
Argümanı güçlü olanlar görüntülere değil görüşlere cevap verir.
Kendine güvenen siyasetçiler rakiplerinin yüzünü değil tezlerini hedef alırlar.
Ama cevap üretilemeyen yerde kişiselleştirme başlar.
Argümanların zayıfladığı yerde küçümseme başlar.
Soruların ağırlaştığı yerde alay başlar.
Ve sonunda siyaset, ülkenin meselelerini konuşmak yerine bir gazetecinin bıyığını konuşmaya başlar.
Tam da bu yüzden mesele yalnızca Atakan Sönmez değildir.
Mesele bir gazeteci de değildir.
Mesele, son dönemde CHP yönetiminde giderek daha görünür hale gelen siyasi reflekslerdir.
Dikkat edin…
Eleştiri geldiğinde cevap vermek yerine eleştireni hedef alan bir dil ortaya çıkıyor.
Sorular yükseldiğinde cevap üretmek yerine soru soranları itibarsızlaştırmaya çalışan bir yaklaşım ortaya çıkıyor.
Ve bu yaklaşım giderek daha fazla kişiselleşiyor.
Oysa demokratik siyasetin özü tam tersidir.
Demokrasi eleştiriden korkmaz.
Eleştiriyi düşmanlık olarak görmez.
Eleştirene hakaret etmez.
Eleştiriye cevap verir.
Tam da bu nedenle Atakan Sönmez’in bıyığı üzerinden kurulan cümle yalnızca bir üslup sorunu değildir.
Bu söz aynı zamanda son yıllarda CHP’de yaşanan daha büyük bir zihinsel dönüşümün işaretidir.
Ve belki de en düşündürücü tarafı budur.
Çünkü bir siyasi hareketin pusulası bozulduğunda önce kavramlar anlamını kaybeder.
Sonra ilkeler bulanıklaşır.
Daha sonra kişiler fikirlerin önüne geçer.
Ve en sonunda siyaset, düşünceleri tartışmak yerine insanların görüntülerini tartışmaya başlar.
This is exactly what is happening today.
Ve bu nedenle tartışılması gereken şey bir gazetecinin bıyığı değil, CHP’nin siyaset dilinin neden bu noktaya geldiğidir.
Çünkü asıl hikâye burada başlamaktadır.
BIYIKLA UĞRAŞANLAR, TARİHLE KARŞILAŞINCA
Bir insanı fikirleriyle değil de bıyığıyla tarif etmeye başladığınız anda aslında yalnızca bir kişiyi hedef almış olmazsınız.
Farkında olmadan kendi entelektüel seviyenizi de ortaya koyarsınız.
Çünkü tarih boyunca büyük fikirler insanların yüzlerinden değil düşüncelerinden doğdu.
Hiç kimse Nietzsche’yi bıyığı nedeniyle okumadı.
Hiç kimse Mark Twain’i bıyığı nedeniyle dünya edebiyatının zirvesine yerleştirmedi.
Hiç kimse İhsan Yüce’yi bıyığı nedeniyle sevmedi.
İnsanlar onların fikirlerini, eserlerini, karakterlerini ve bıraktıkları mirası konuştu.
Ama ilginçtir…
Tarih boyunca büyük fikirlerin karşısında duramayanlar çoğu zaman insanların fikirleriyle değil görüntüleriyle uğraştılar.
Çünkü görüntüye saldırmak kolaydır.
Fikre cevap vermek zordur.
Bir insanın bıyığını küçümsemek kolaydır.
Ama onun söylediklerini çürütmek emek ister.
Bilgi ister.
Cesaret ister.
İşte tam da bu yüzden Atakan Sönmez’in bıyığı üzerinden kurulan cümle aslında Atakan Sönmez hakkında değil, o cümleyi kuran siyasi zihniyet hakkında çok şey anlatmaktadır.
Daha da ironik olan şudur:
Atakan Sönmez’i seversiniz ya da sevmezsiniz.
Katılırsınız ya da katılmazsınız.
Ama adamın fikri varsa onu saklamadığı ortadadır.
Türkiye’de birçok insan bulunduğu masaya göre fikir değiştirirken, bulunduğu salona göre kimlik değiştirirken, bulunduğu kürsüye göre pozisyon değiştirirken; Atakan Sönmez’in yıllardır savunduğu çizgiyi gizleme ihtiyacı duymadığı da bilinmektedir.
Bugün Türkiye’de asıl kıt olan şey fikir değil, omurgadır.
Çünkü insanlar artık ne düşündüklerini değil, hangi düşüncenin daha çok alkış getireceğini hesaplıyor.
İşte tam bu nedenle mesele bir gazetecinin bıyığı değildir.
Mesele, bir gazetecinin söylediklerine cevap veremeyenlerin dönüp bıyığını konuşmasıdır.
Bir başka çelişki daha vardır.
Yıllardır insanları yaşam tarzları üzerinden yargılamanın yanlışlığından söz edenler…
Yıllardır farklılıkların zenginlik olduğunu anlatanlar…
Yıllardır ötekileştirmeye karşı mücadele ettiklerini söyleyenler…
Eleştiri karşısında dönüp bir insanın fiziksel görünümünü hedef alabiliyor.
Demek ki bazı ilkeler yalnızca kürsü konuşmalarında varmış.
Demek ki bazı değerler yalnızca alkış alınırken hatırlanıyormuş.
Çünkü gerçek demokrasi sizi destekleyenlere gösterilen hoşgörü değildir.
Gerçek demokrasi sizi eleştirenlere de aynı saygıyı gösterebilmektir.
Gerçek özgürlük, alkışlayanların değil muhaliflerin de konuşabilmesini savunabilmektir.
Ve gerçek siyasi olgunluk, bir insanın bıyığıyla değil fikirleriyle uğraşabilmektir.
Tam da bu yüzden Atakan Sönmez’in bıyığı üzerinden kurulan cümle sıradan bir polemik değildir.
Bu cümle, CHP’de son yıllarda yaşanan daha büyük bir dönüşümün küçük ama son derece açıklayıcı bir sembolüdür.
Çünkü bir siyasi hareket düşünceleri tartışmayı bıraktığında önce insanlar konuşulmaya başlanır.
Sonra insanların görüntüleri konuşulmaya başlanır.
Ve sonunda fikirlerin yerini etiketler alır.
Ne yazık ki bugün yaşanan tam olarak budur.
Ve bu hikâye yalnızca bir bıyık hikâyesi değildir.
Bu hikâye, CHP’nin ideolojik pusulasıyla ilgili çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcıdır.
“İÇİMİZDEKİ EN SOLCULAR”DAN “İĞRENÇ BIYIKLI”YA
Aslında Atakan Sönmez’in bıyığına yönelik kullanılan ifade tek başına ortaya çıkmış bir olay değildir.
Bu söz bir başlangıç değil, bir sonucun ürünüdür.
Çünkü siyasi hareketlerde dil bozulmadan önce ölçüler bozulur.
Üslup çürümeden önce ilkeler aşınır.
Kelimeler sertleşmeden önce pusula kaybolur.
This is exactly what is happening today.
Son birkaç yılın siyasi fotoğrafına dikkatlice bakın.
Bir zamanlar CHP’nin kimliği; sosyal demokrasi, emek, örgüt kültürü, parti hafızası ve ideolojik tutarlılık üzerinden tanımlanıyordu.
Bugün ise giderek başka bir tablo ortaya çıkıyor.
Partinin yıllarca savunduğu ilkelerden çok günlük siyasi ihtiyaçlar konuşuluyor.
Siyasi geçmişlerden çok güncel pozisyonlar önem kazanıyor.
İdeolojik aidiyetlerden çok anlık ittifaklar belirleyici hale geliyor.
Ve bütün bunlar olurken kamuoyuna verilen mesajlardan biri şu oluyor:
“İçimizdeki en solcular…”
Belki de yakın siyasi tarihin en ironik ifadelerinden biri budur.
Çünkü siyaset bazen insanın hafızasını değil, sabrını zorlar.
Bir tarafta ömrünü CHP örgütlerinde geçirmiş insanlar…
Bir tarafta gençlik kollarından başlayarak onlarca yıl emek vermiş parti emekçileri…
Bir tarafta hayatını sosyal demokrat mücadele içinde tüketmiş insanlar…
Diğer tarafta ise daha düne kadar CHP’nin siyasal çizgisinin dışında duran isimlerin bir anda “içimizdeki en solcular” olarak sunulması…
One can't help but ask:
Solculuğun ölçüsü ne zaman değişti?
Ne zamandan beri siyasal geçmiş değil güncel sadakat esas alınmaya başladı?
Ne zamandan beri ideolojik tutarlılık ikinci plana itildi?
Ve ne zamandan beri bir gazetecinin bıyığı siyasetin konusu haline geldi?
Çünkü bütün bunlar birbirinden bağımsız olaylar değildir.
Tam tersine aynı hikâyenin farklı bölümleridir.
İlkeler geri çekildiğinde kişiler öne çıkar.
Fikirler zayıfladığında sadakat önem kazanır.
İdeolojik omurga aşındığında günlük siyasi ihtiyaçlar belirleyici olur.
Ve sonunda insanlar ne söyledikleriyle değil, nasıl göründükleriyle tartışılır hale gelir.
Bir başka dikkat çekici nokta daha vardır.
Türkiye siyasal tarihinin hafızasında yer etmiş mücadeleler vardır.
Bu mücadeleler bedellerle oluşmuştur.
Hapishanelerle oluşmuştur.
Sürgünlerle oluşmuştur.
Hayatlar pahasına oluşmuştur.
Bu nedenle tarihsel mücadelelerin ağırlığını günlük siyasi hesapların malzemesi haline getirmek son derece ciddi bir iştir.
Çünkü tarih, propaganda broşürü değildir.
Fakat son yıllarda CHP’de ortaya çıkan tablo, tarihsel referansların da günlük siyasi ihtiyaçlara göre kullanıldığı yönünde ciddi eleştirileri beraberinde getirmektedir.
Tam da bu nedenle Atakan Sönmez’in bıyığı üzerinden kurulan cümle basit bir polemik olarak görülemez.
O söz, uzun süredir devam eden ideolojik bulanıklığın dışa vurumudur.
Çünkü gerçek solculuk insanların dış görünüşleriyle uğraşmak değildir.
Gerçek solculuk eleştiriye tahammül gösterebilmektir.
Gerçek solculuk farklı fikirlere cevap verebilmektir.
Gerçek solculuk insanları susturmaya değil ikna etmeye çalışmaktır.
Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde de aslında tam olarak bu soru vardır:
CHP’de tartışılan şey gerçekten ilkeler midir?
Yoksa ilkelerin yerini çoktan kişisel sadakatlerin aldığı yeni bir siyasi düzen midir?
İşte cevap bekleyen soru budur.
Ve Atakan Sönmez’in bıyığı üzerinden başlayan tartışma, dönüp dolaşıp tam da bu noktaya çıkmaktadır.
CHP’nin ideolojik pusulasıyla ilgili çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcıdır.
“YAVŞAK”TAN “İĞRENÇ BIYIKLI”YA: SİYASETTE DÜŞEN SEVİYE
Siyasette tesadüf yoktur.
Hele ki kullanılan dilde hiç yoktur.
Bir siyasetçinin ağzından çıkan her kelime, yalnızca o anki ruh halini değil, aynı zamanda temsil ettiği siyasi kültürü de yansıtır.
Bu nedenle bugün tartışılması gereken şey yalnızca Atakan Sönmez’e söylenmiş bir söz değildir.
Tartışılması gereken şey, CHP Genel Başkanı’nın son dönemde ortaya koyduğu siyasi dilin genel karakteridir.
Çünkü meseleye tek tek bakıldığında birbirinden kopuk gibi görünen olaylar yan yana getirildiğinde farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Meclis kürsülerinde kullanılan ifadeler…
Siyasi rakiplere yönelik küçümseyici söylemler…
Eleştirenlere yönelik sert ve kişiselleştirilmiş çıkışlar…
Ve son olarak bir gazeteciyi “iğrenç bıyıklı” diye tarif etme tercihi…
Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir.
Tam tersine aynı siyasi anlayışın farklı yansımalarıdır.
Çünkü güçlü siyasetçi öfkesini değil argümanlarını konuşturur.
Güçlü siyasetçi insanları küçültmeye çalışmaz.
Kendi tezlerini büyütmeye çalışır.
Güçlü siyasetçi rakibinin görüntüsüyle değil görüşüyle mücadele eder.
Fakat son dönemde ortaya çıkan tablo giderek başka bir noktaya işaret etmektedir.
Eleştiri arttıkça dil sertleşmektedir.
Sorular çoğaldıkça üslup sertleşmektedir.
İddialar büyüdükçe kişiselleştirme artmaktadır.
Oysa demokratik siyasetin mantığı bunun tam tersidir.
Sorular arttığında cevaplar güçlenmelidir.
Eleştiriler çoğaldığında argümanlar çoğalmalıdır.
İddialar büyüdüğünde açıklık artmalıdır.
Fakat açıklığın yerini öfke aldığında, siyaset giderek daha fazla kişiselleşmeye başlar.
Ve işte tam bu noktada liderlik tartışması ortaya çıkar.
Çünkü liderlik yalnızca kalabalıklara konuşmak değildir.
Liderlik aynı zamanda öfkesini yönetebilmektir.
Liderlik eleştirilere tahammül gösterebilmektir.
Liderlik en sert muhalifine bile cevap verirken seviyeyi koruyabilmektir.
Tarih boyunca kalıcı olan siyasi liderlere bakın.
Onları güçlü yapan şey seslerinin yüksekliği değildi.
Kullandıkları dilin ağırlığıydı.
Bugün ise ortaya çıkan manzara farklıdır.
Türkiye’nin ana muhalefet partisinin genel başkanıyla ilgili tartışmaların merkezinde ekonomik programlar değil…
Demokrasi vizyonu değil…
Toplumsal projeler değil…
Kullandığı ifadeler yer almaktadır.
Bu bile başlı başına düşündürücüdür.
Çünkü bir siyasi hareketin dili, zamanla kaderine dönüşür.
Kişiselleştirme arttıkça siyaset küçülür.
Hakaret arttıkça argüman zayıflar.
Görüntü konuşuldukça fikir geri çekilir.
Ve en sonunda siyaset, ülkenin sorunlarını konuşmak yerine insanların bıyıklarını konuşur hale gelir.
İşte tam da bu yüzden Atakan Sönmez’e yönelik kullanılan ifade bir kişiyi değil, bir siyasi anlayışı tartışmaya açmıştır.
Çünkü kamuoyu artık yalnızca söylenen söze değil, o sözü mümkün kılan zihniyete bakmaktadır.
Ve o zihniyet hakkında giderek daha fazla soru sorulmaktadır.
Belki de en rahatsız edici olan budur.
Çünkü mesele artık bir gazeteci değildir.
Mesele artık bir polemik değildir.
Mesele, CHP’nin siyasi dilinin ve liderlik anlayışının hangi yöne evrildiği meselesidir.
Ve bu soru her geçen gün daha yüksek sesle sorulmaktadır.
BIYIĞA İĞRENÇ DİYENLER, SKANDALLARDA NE GÖRÜYOR?
aslında tek bir sorunun etrafında dolaşıyoruz.
Bir gazetecinin bıyığında “iğrençlik” görenler, siyasi tartışmalarda ne görüyor?
Daha doğrusu neyi görmüyor?
Çünkü bütün mesele dönüp dolaşıp burada düğümleniyor.
Bir siyasi lider düşünün…
Bir gazetecinin bıyığını fark edecek kadar dikkatli.
Bir eleştirmenin dış görünüşünü tarif edecek kadar hassas.
Bir muhalifin yüzündeki ayrıntıya takılacak kadar öfkeli.
Ama aynı hassasiyet kamuoyunun cevap beklediği sorular karşısında görülmüyor.
İşte insanların dikkatini çeken çelişki tam da budur.
Çünkü siyaset öncelikler meselesidir.
Ve öncelikler karakteri ele verir.
Bir siyasi liderin neye öfkelendiği kadar neye öfkelenmediği de önemlidir.
Neyi sorun gördüğü kadar neyi sorun görmediği de önemlidir.
Neyi gündemine aldığı kadar neyi görmezden geldiği de önemlidir.
Tam da bu nedenle Atakan Sönmez’e yönelik kullanılan ifade sıradan bir polemik değildir.
O söz aynı zamanda bir öncelikler listesini de ortaya koymaktadır.
Kamuoyu şunu sormaktadır:
Bir gazetecinin bıyığında gördüğünüz rahatsızlığı neden siyasi çelişkilerde göremiyorsunuz?
Bir gazetecinin görüntüsüne ayırdığınız enerjiyi neden kamuoyunun cevap beklediği sorulara ayırmıyorsunuz?
Bir gazeteciyi tarif etmek için bulduğunuz sert kelimeleri neden siyasi tartışmaların merkezindeki sorunlar için kullanmıyorsunuz?
Çünkü insanlar artık yalnızca söylenen sözlere bakmıyor.
Söylenmeyen sözlere de bakıyor.
Yalnızca verilen tepkilere bakmıyor.
Verilmeyen tepkilere de bakıyor.
Yalnızca öfkeye bakmıyor.
Öfkenin yönüne de bakıyor.
Ve tam da bu nedenle bugün yaşanan tartışma bir gazetecinin bıyığıyla ilgili değildir.
Bugün yaşanan tartışma CHP’nin siyaset diliyle ilgilidir.
Bugün yaşanan tartışma eleştiriye tahammülle ilgilidir.
Bugün yaşanan tartışma siyasi liderliğin niteliğiyle ilgilidir.
Çünkü tarih boyunca aynı gerçek değişmedi.
Fikirler fikirlerle yenilir.
Argümanlar argümanlarla çürütülür.
Eleştiriler cevaplarla karşılanır.
Bir insanın görüntüsüne saldırmak ise hiçbir soruyu ortadan kaldırmaz.
Hiçbir eleştiriyi susturmaz.
Hiçbir tartışmayı bitirmez.
Tam tersine cevap verilemeyen soruların daha da büyümesine neden olur.
Belki de bu yüzden bütün bu tartışmanın ardından geriye yalnızca tek bir soru kalacaktır:
Bir gazetecinin bıyığını konuşacak kadar öfkelenenler, Türkiye’nin konuştuğu esas meseleler karşısında neden aynı kararlılığı gösteremiyor?
Çünkü siyaset bazen bir cümlede kendisini ele verir.
Ve bazen bir partinin yaşadığı büyük yön krizi, tek bir cümlenin içine sığar.
Belki de “iğrenç bıyıklı” sözü tam olarak böyle bir cümledir.
Atakan Sönmez’i anlatan değil…
O sözü kuran siyasi anlayışı anlatan bir cümle.
Ve siyasetin acımasız hafızası çoğu zaman insanların neyi eleştirdiğini değil, neyi eleştiremediğini daha uzun süre hatırlar.
Bu yüzden bugün geriye kalan şey bir bıyık tartışması değildir.
Geriye kalan şey şudur:
Bir gazetecinin bıyığında “iğrençlik” görenlerin, ülkenin ve siyasetin asıl tartışmaları karşısında ne gördüğü sorusudur.
Ve o soru cevaplanmadıkça, bu tartışma da bitmeyecektir.
