HALKWEBAuthorsAydın Olmak, Bedeli Göze Almaktır

Aydın Olmak, Bedeli Göze Almaktır

0:00 0:00

Uzun zamandır dikkatimi çeken bir şey var.
Bu ülkede akademisyenin konuşması istenmiyor. Hele siyaset hakkında konuşuyorsa daha da rahatsızlık yaratıyor. İnsanlar sizi yalnızca ameliyathanede, kürsüde ya da laboratuvarda görmek istiyor. Topluma dair bir fikir söylediğiniz anda ise bir kısmı hemen huzursuz oluyor.

Oysa ben bir cerrah olmadan önce de bu ülkenin vatandaşıyım. Bu toplumun içinde yaşıyorum. Aynı ekonomik sıkıntıları görüyorum, aynı adaletsizlikleri hissediyorum, aynı kutuplaşmanın içinde nefes almaya çalışıyorum.

Bir akademisyen düşüncelerini açıkladığında neden bu kadar şaşırılıyor gerçekten anlamıyorum.

Çünkü bilgi insana yalnızca meslek kazandırmıyor. Aynı zamanda sorumluluk da yüklüyor.

Bir hekim hastasının kötüye gittiğini görüp sessiz kalabilir mi? Bir hukukçu açık hukuksuzluğu fark edip görmezden gelebilir mi? O zaman bir akademisyen de toplumdaki yanlışları görüp tamamen susamaz.

Çünkü mesele kendini halktan üstün görmek değildir. Tam tersine, bu toplumun bir parçası olduğunu unutmamaktır. Aydın dediğimiz insan; halkın dışında duran değil, toplumun vicdanıyla bağı kopmayan insandır.

Demokrasi sadece sandıktan ibaret olsaydı, tarihte seçimle iktidara gelip toplumunu özgürlükten uzaklaştıran yönetimler olmazdı. Çünkü demokrasi yalnızca oy vermek değil; hukuk, ifade özgürlüğü, çoğulculuk ve eleştirel aklın yaşayabilmesidir.

Bugün geldiğimiz noktada insanların büyük kısmı artık söylenen söze değil, kimin söylediğine bakıyor. Eğer hoşlarına gitmeyen bir siyasi figürle aynı yerde duruyorsanız, yılların emeğini birkaç etiketle silmeye çalışıyorlar.

Bu çok sağlıksız bir durum.

Çünkü bir toplum kendi yetişmiş insanını bu kadar kolay harcamaya başladığında, aslında kendi hafızasını da yıpratıyor.

Bugün bazı insanlar bana şunu soruyor
“Sen nasıl profesör oldun?”
“Diploman gerçek mi?”

Yıllarını ameliyathanede, hastanede, bilimsel üretimde geçirmiş bir insana bunu söylemek aslında yalnızca bir kişiyi hedef almak değildir. Bu ülkede emeğin, birikimin ve akademik çabanın değersizleştirilmesidir.

Ben herkes benimle aynı fikirde olsun demiyorum. Elbette eleştiri olacak. Elbette insanlar farklı düşünecek. Ama düşünce açıklamanın kendisini suç gibi göstermeye başladığınız anda toplum yavaş yavaş korku iklimine teslim oluyor.

Bugün birçok insan artık fikrini açıklamadan önce şunu düşünüyor

“Linç edilir miyim?”
“Hedef gösterilir miyim?”
“Yılların emeği bir gecede değersizleştirilir mi?”

Bence bir toplum için en tehlikeli eşiklerden biri budur.

Çünkü korku yayıldıkça insanlar önce geri çekiliyor, sonra susuyor. Sonra ülkede herkes birbirine benzeyen cümleler kurmaya başlıyor. İşte düşünce hayatı o zaman fakirleşiyor.

Ben geçmişte de şuna inandım. Aydın olmak biraz rahatsızlık taşımaktır. Gerektiğinde yalnız kalmayı göze almaktır. Alkış alırken konuşmak kolaydır. Zor olan, tepki geleceğini bile bile konuşabilmektir.

Üstelik insan en ağır saldırıyı bazen hiç beklemediği yerden görüyor. Karşısındakinden değil, aynı yolda yürüdüğünü düşündüğü insanlardan…

Bu yüzden bugün Türkiye’de birçok insan fikrini söylemek yerine sessiz kalmayı tercih ediyor. Çünkü insanlar artık tartışmıyor; etiketliyor. Dinlemiyor; yaftalıyor.

Oysa demokrasi dediğimiz şey biraz da farklı düşünen insanların birlikte yaşayabilme olgunluğudur.

Ben bir akademisyenin topluma karşı sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Çünkü üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir. Aynı zamanda toplumun aklını ve vicdanını canlı tutması gereken yerlerdir.

Elbette akademisyen de hata yapabilir. Yanılabilir. Ama düşünce açıklamayı başlı başına suç gibi görmek çok daha büyük bir yanlıştır.

Tarih boyunca toplumları ileri taşıyan insanlar, konforunu koruyan insanlar olmadı. Bedel ödemeyi göze alan insanlar oldu.

Bugün saygıyla andığımız birçok aydın yaşadığı dönemde dışlandı, hedef gösterildi, yalnız bırakıldı. Ama yine de konuştu.

Ben bugün konuşuyorsam, herkes beni alkışlasın diye değil; yarın çocuklarımız korkudan susan bir toplumda yaşamasın diye konuşuyorum.

Çünkü bazen bir ülkeyi karanlığa götüren şey, yanlış yapanların gücü değil; doğruyu bildiği halde susmayı seçenlerin sessizliğidir.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR