Diplomasi, insanlık tarihi kadar eski, ince ve ağır işleyen bir sanattır. Tıpkı bir satranç gibi… Taşlarınızı düşünerek oynarsınız, rakibinizin on hamle sonrasını hesaplarsınız, kaybetmeyi de kazanmayı da bir devlet geleneği olarak sindirirsiniz.
Ancak Amerika’nın İran karşısında Hürmüz Boğazı etrafında döndürdüğü oyun, diplomasiden çok Las Vegas’ın göz alıcı ama acımasız kumar masalarını andırıyor. Görünen o ki, masadaki taraflardan biri binlerce yıllık devlet aklının mirasçısı İran; diğeri ise tarih sahnesine daha dün çıkmış, her şeyini bildiğini sanan sözde yeni Roma: Amerika.
Peki, İran ile Amerika arasında bir anlaşma mümkün mü?
Elbette mümkün. Hiçbir çatışma ebedi değildir. Ancak mevcut tabloya baktığımızda, bu ihtimalin her geçen gün biraz daha solduğunu görüyoruz. Bunun temel nedeni ise Washington’un diplomasi masasını terk edip, kumarbaz kurnazlığına sığınması.
Bir an düşünelim: Amerika, İran karşısında adeta tüm çipini ortaya sürmüş bir kumarbaz gibi. “Maksimum baskı” politikası, yaptırımlar, gemileri bölgeye yığmak… Tüm bunlar bir stratejiden çok, “Ya şimdi ya hiç” diyen bir blöfün parçası. Oysa İran, yüzyıllar boyunca Pers İmparatorluğu’ndan Sasani’ye, Safeviler’den Kaçarlar’a, Pehlevi’den nihayet İslam Devrimi’ne uzanan devlet geleneğiyle, zamanın bu telaşlı oyuncularına karşı nasıl duracağını çok iyi biliyor.
İran için diplomasi, bir poker masasında anlık kazançlar elde etme aracı değil; nesiller boyu süren bir sabır taşıdır. Tahran, yaptırımlar altında ezilirken bile “direniş ekonomisi”nden söz ediyor. O, masada elini kapatmayı bilen, kumarbazların ateşli bakışlarına aldırmayan kadim oyuncu.
Peki ya Amerika? Onun bu masadaki hali, tıpkı her şeyini kaybetmiş bir blöfçü gibi. Anlık öfke patlamaları, tweet diplomasisi, bir gün “müzakereye hazırız” deyip ertesi gün “rejim değişikliği” sinyali vermek… Bu kararsızlık, binlerce yıllık devlet geleneğinin önünde bir hiçtir. Ne yazık ki bugün Beyaz Saray’da oturan ekip, diplomasinin bir süreç olduğunu unutmuş durumda.
Hürmüz çıkmazı işte tam olarak burada düğümleniyor: Bir tarafta zamanı rakibi olarak görmeyen bir medeniyet; diğer tarafta bir sonraki seçimi düşünen ve her hamlesini anlık beğeniye endekslemiş bir yönetim anlayışı.
Sonuç: Anlaşma mı? Belki, ama ancak Amerika “poker masası”ndaki koltuktan inip gerçek diplomasi masasına oturduğunda. Bunun için önce kaybettiğini kabul etmesi, sonra da tarihten öğreneceği çok şey olduğunu anlaması gerekiyor. Ta ki Las Vegas’ta her şeyini kaybeden o blöfçü gibi savrulmaktan vazgeçip, binlerce yıllık bir geleneğin karşısında saygılı bir muhatap olmayı öğrenene dek.
Zira Hürmüz’de kumar oynanmaz. Orada ya devlet aklı kazanır, ya da kaybeder.
