HALKWEBPolitikTKP'nin görüp, CHP'nin göremediği şey ne?

TKP’nin görüp, CHP’nin göremediği şey ne?

TKP, ironik biçimde, CHP’nin bıraktığı Cumhuriyetçi zeminde daha rahat yürüyor.

Özgür Özel, Cumhuriyetçi, Atatürkçü; hakikaten memleketin geleceğinden kaygı duyan CHP’nin çekirdek kitlesini, seçmenini çileden çıkarmaya devam ediyor.

Duru, durağı yok!

Üstelik, bunu bilerek ve isteyerek yapıyor. Partisinin geleneksel tabanını kendisinden soğutmak için artık elinden gelen ne varsa…

Müdafaayı hukuk geleneğinden bir partinin başında olduğunu unutması, memlekette giderek yükselmekte olan seküler milliyetçiliği görmezden gelmesi, yüzde 2.1’lik “Kürt milliyetçisi” seçmene yaranacağım diye kendisini Türk milliyetçisi ve Atatürkçü olarak tanımlayan yüzde 59’luk kitleyi yok sayması, Türkiye’yi parça pinçik etmek için aportta bekleyen Kürtçülerin kıçına takılması filan derken bir de baktık ki siyasal İslamcılar gibi din istismarcılığına soyunmuş.

Önceleri fiili durum yaratarak cuma namazı sonrası yaptığı açıklamaları artık resmi programına almaya başlamış.

Nerede kaldı laikliği savunmak… Tabi, bunu, “CHP’de bundan sonra başörtülü aday göreceksiniz” cümlesiyle birlikte okumak lazım.

Eğri oturup doğru konuşalım; işler, memleketin kurucu partisi için son derece namüsait bir mahiyette tezahür etmekte. Üç vakte kadar bir bakacağız, CHP’nin AKP’den gerçekte hiçbir farkı kalmamış.

Sokakta çok ciddi bir tepki var ama Özgür Özel ne hikmetse inatla ve ısrarla bunu yok sayıyor.

Mesela sadece sosyal medyaya baksa bile – ki, bu meselelere gerçekten ilgi duyanlar için mühim bir sosyal laboratuvar olduğunu artık kabul etmemiz lazım – fark edecek ama gözlerini kapamayı tercih ediyor.

Yaptığı onlarca mitinge rağmen sosyal medyadaki paylaşımlara atılan beğenilerin, – 3 milyon 750 bin takipçisine oranla – son derece az olmasını nasıl açıklıyor olabilir?

İdeolojik aidiyeti olmadığı için siyaseten sürekli savrulması, kendisine umut bağlayanları günden güne azaltıyor.

Bir araştırma şirketi, “Türkiye’nin sorunlarını hangi parti çözebilir” diye sormuş. AKP yüzde 20, CHP yüzde 18.3 çıkmış.

Hiçbiri diyenlerin oranı ise yüzde 40,2.

Acaba kimse bu araştırmanın ne anlama geldiğini Özgür Özel’e anlatmıyor mu?

Gelin şimdi vaziyete başka bir zaviyeden bakalım.

CHP’nin hala “sol” bir parti olduğu ön kabulünden yola çıkarsak; Türkiye’de sol siyasetin uzun süredir yaşadığı temel meselenin, ne oy oranı ne de örgütlenme kapasitesi olduğunu söyleyebiliriz.

Asıl mesele, kendisini “sol” kabul eden siyasi yapıların neyi, hangi siyaseti merkezlerine aldıkları.

Kimlikçilik mi yoksa sınıf siyaseti mi?

Cumhuriyetçilik, halkçılık, kamuculuk mu yoksa Batı tarzı liberal demokrasi mi?

Yukarıdaki sorulara verilen cevaplar, bugün solun aktörlerini birbirinden keskin biçimde ayırıyor. Bunu görmemiz lazım.

Geçtiğimiz pazar günü Ankara Congresium’da düzenlenen “Dalgaları Karşılayan Gemiler Gibi; TKP Meydan Okuyor!” etkinliği, bu ayrımı gözle görülür hale getiren mühim örneklerden biriydi.

TKP’nin organizasyonunu sadece bir etkinlik olarak tanımlamak haksızlık olur.

Ben kendi adıma “şölen” demeyi tercih ederim.

Memleketin dört bir yanından gelen binlerce insan, sadece bu şöleni izlemekle yetinmedi, Türkiye’de solun geleceğini şekillendirecek siyasi yapılar arasındaki farkı canlı canlı görmüş oldu.

Baştan söylemekte fayda var; bu etkinlik, 90’lı yıllardan hatırladığımız solcu toplantılarına hiç ama hiç benzemiyordu.

Hani şu pos bıyıklı, çatık kaşlı, parkalı abilerin; sigara dumanından göz gözü görmeyen, sıkış tepiş adeta tilki yuvasına dönmüş salonlarda, yarım yamalak bir ses sistemiyle saatlerce konuştuğu; dışarıdan bakanın “bunlar kendi aralarında ne anlatıyor?” dediği toplantılar var ya…

İşte onların tam tersiydi.

Congresium’un içi doluydu, dışı da doluydu. Yukarıdaki büyük salona giremeyenler programı aşağıdaki ekranlardan izledi. Sahne, ışık, müzik, video gösterimleri, koro… Her şey son derece profesyonelce hazırlanmıştı ama çok daha mühimi soğuk değildi. Sımsıcak, salondaki herkesi kucaklayan gerçek bir şölen havası vardı.

İnsanlar sloganlarla coşuyor, şarkılar söyleniyor, kimse sıkılmıyordu. Bir heyecan dalgası herkesi etkisi altına almıştı.

Enternasyonal Marşı da söylendi, Seymenler Ankara havası da oynadı. Video gösteriminde Atatürk de vardı, Kurtuluş Savaşı da…

Türkiye’de solunun önemli isimlerinden Mustafa Suphi, Şefik Hüsnü, Hikmet Kıvılcımlı ve Behice Boran yapay zeka yoluyla konuşturulunca salon dalgalandı.

Böylece TKP, bu topraklarının devrimci geleneğini sahiplendiğini göstermiş oldu.

Salon ise gençti.

Gerçekten gençti, lafta değil…

20’li yaşlarda, 30’larının başında, yüzünde bıkkınlık değil merak olan enerji dolu, pırıl pırıl, cıvıl cıvıl bir kalabalık…

Türkiye’de solun geleceğinin nerede ve nasıl şekillenebileceğine dair güçlü bir ipucunu burada yakalayabiliriz.

Belli ki TKP’nin gençlik aşısı tutmuş!

Söylemeden geçmeyelim; elinde “Americano” kahvesi ile TKP’nin etkinliğine gelip slogan atan, devrim türküleri söyleyen, kolunda “Che” dövmesiyle mini etekli kızlarımız, bugünün gerçeği. Kimse yok saymasın, kaşını da kaldırmasın…

CHP de uzun süredir ‘gençleşme’den söz ediyor. Özgür Özel de bu dili sıkça kullanıyor.

Ancak Ankara’daki tablo bir tık farklıydı.

Şimdiki gençlik, yalnızca laf salatası ile yetinmek istemiyor. TKP’nin yaptığı şey, gençleri sadece çağırmak değildi; onların ilgisini çekebilecek, zihinlerini tatmin edebilecek siyasal bir dil ve düşünme biçimi sunmaktı; ne eski moda Soğuk Savaş propagandası gibi didaktik, ne ağlak ağlak nostaljik, ne de ulu bilge dandoldenyus tadında ezoterik.

Açık ama daha mühimi yerli ve iddialı.

Etkinliğin kapanışına doğru konuşan Kemal Okuyan’ın verdiği mesajların üzerinde dikkatlice düşünmek lazım.

Bilhassa Cumhuriyet vurgusu kritikti.

Cumhuriyet’i “utanç duyulan miras” gibi değil, anti-emperyalist bir enerji kaynağı olarak anlatmasının, genç kuşakta karşılık bulduğunu söyleyelim.

Çünkü bu gençler, ne AKP’nin son dönemde kendi kütlesini tahkim etmek için pazarladığı yeni Osmanlı hamasetine ne yakın geçmişin sol romantizmine ne de Batı’dan ithal liberal ezberlere hevesli. Onlar geleceğe bakıyor.

TKP’nin başındakiler bunu çözmüş!

Gelelim güncel siyasete…

Bu atmosfer içinde Kemal Okuyan’ın bilhassa Kürt meselesine dair söyledikleri, salonda iyi bir alkış aldı; aynı sözlerin CHP’de rahatsızlık yarattığını çok iyi biliyoruz.

Kemal Okuyan, CHP’nin içine atlamaya pek meraklı olduğu “süreç” meselesinde açık konuştu, “Buradan Kürt yoksuluna bir şey çıkmaz. Burada aşiretler var, şirketler var, ABD-İngiltere isteği var, İsrail şantajı ve zorlaması var… Bu kadar kör, karanlık noktadan aydınlık çıkmaz, arıza çıkar” dedi

Meseleye Özgür Özel gibi kimlik siyasetinin sığ sularına girmeden, sınıfsal açıdan yaklaşmış olmasının altını kalın kalemle çizelim.

Bu, CHP’nin alışık olmadığı ve aslında pek de sevmediği bir yaklaşım; çünkü bugünkü idarecileri, Kürt meselesini ısrarla emperyalizmin menfaatlerine halel getirmeyecek şekilde kimlik ekseninde ele almaktan yana.

Bunun ne kadar iyi niyetli ve CHP’nin ilkeleriyle bağdaşık olduğu bu meselelerle ilgili herkesin malumu.

Açıkça söyleyelim, Kürt yoksulu ile Kürt sermayedarı arasındaki uçurumdan söz etmeyen bir siyaset, sonunda ister istemez bölgesel eşitsizliklerin yeniden üretilmesine zemin hazırlar. TKP ise işte tam bu noktada frene basıyor. Aşiretleri, şirketleri, emperyalist müdahaleleri işaret ediyor. Yani meseleyi emperyalist jargonla ele almayıp, sınıf siyasetini işin merkezine koyuyor.

Başka bir zaviyeden Kürt meselesini inkâr etmek yerine onu başka bir zemine oturtma iddiasıyla ortaya çıkıyor.

Özgür Özel’in derdi ise gayet pragmatik, herkese yaranıp seçime kadar top çevirmek.

Sermayeyi ve emperyalist odakları rahatsız etmemek için sınıf siyasetinden bilhassa kaçınıyor. “Herkesi kapsayan”, “kimseyi ürkütmeyen” bir dil tercih ediyor.

Bu dil, seçim matematiği açısından da anlaşılabilir değil, sol siyaset açısından ise sıkıntılı olduğu zaten ortada.

Çünkü emekten söz edip sermayeyi işaret etmeyen bir solculuk, eninde sonunda sağcılığa evirilir. Özgür Özel’in bunu göremeyecek kadar ideolojik yetkinliği yoksa, CHP’nin başında ne işi var diye sormadan edemiyoruz.

TKP’nin Ankara’daki etkinliğinde ise bunun tam tersini gördük:

“Biz buradayız, iddialıyız ve bu düzenle kavgalıyız”

Bu kavga, gençleri ürkütmüyor; aksine onları çekiyor. Çünkü genç kuşak, emperyalizme hizmet edeceği aşikar uzlaşmalardan çok netlik ve ideolojik berraklık istiyor.

Ama ne yazık ki CHP, sınıf siyasetiyle mesafeli bir ilişki içinde. İdeolojik berraklık ara ki bulasın.

Emek vurgusu var ama sınıf mücadelesi yok. Yoksulluk sürekli gündemde tutuluyor ama bu yoksulluğu üreten sermaye düzeniyle gerçek bir hesaplaşmadan kaçınılıyor.

CHP, büyük ölçüde “Piyasa ekonomisi ve sosyal yardımlar” çizgisinde duruyor. Sermaye ile kavga etmeyen bir “düzen içi adalet” söylemiyle öne çıkma gayretinde.

Bu, büyük şehirli orta sınıfları ürkütmeyecek bir solculuk. Kendileri açısından siyaseten “makul” olabilir, ama adını doğru koyalım, bu solculuk değil.

Kemal Okuyan’ın TKP’si ise bu noktada CHP’den kökten ayrılıyor. TKP, sınıf siyasetini bir süs değil, varlık sebebi olarak görüyor. O yüzden de Kürt meselesine bakarken de, Cumhuriyet’e bakarken de, AKP’ye bakarken de “emek–sermaye” çelişkisi üzerinden konuşuyor.

Burada ilginç bir terslik olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Cumhuriyet’i kuran parti CHP ama Cumhuriyet’i ideolojik bir enerji kaynağı olarak kullanan bugünün TKP’si.

Kemal Okuyan’ın “yerli yakıt” vurgusu boşuna değil. TKP, Cumhuriyet’i sosyalizmin önünde bir engel olarak değil, tarihsel bir birikim olarak görüyor. Anti-emperyalizm, laiklik, kamuculuk… Bunların hepsinin Cumhuriyet tecrübesinde bir karşılığı olduğunu söylüyor.

CHP ise Cumhuriyet’ten söz ederken sürekli özür dileyen, sürekli ‘ama’larla konuşan bir hatta sıkışmış durumda. Cumhuriyet’i sahiplenmekten çok, onu başkalarını ürkütmeyecek şekilde yumuşatmaya çalışıyor.

Bu yüzden TKP, ironik biçimde, CHP’nin bıraktığı Cumhuriyetçi zeminde daha rahat yürüyor.

Gelin yakın gözlüğümüzü takalım; Türkiye solunda iki ayrı yol var.

Biri, Özgür Özel’in temsil ettiği; kimlik siyasetini öne alan, sınıf meselesini yok sayan ama zorda kaldığında yumuşak bir söylemle ortaya koyan, geniş ama kırılgan uzlaşmalara dayanan yol.

Diğeri, Kemal Okuyan’ın temsil ettiği; sınıf siyasetini merkeze alan, Cumhuriyet’i sahiplenen, Türkiye’nin kurucu ilkeleriyle kavgalı olmayan, Kürt meselesine de bu eksenden bakan yol.

Gençlerin Ankara’da doldurduğu salonda, bu ikinci yolun artık ciddiye alınması gereken bir gerçeklik olduğunu anladık.

CHP’nin görmesi gereken de tam olarak bu, diyerek yazımıza noktayı koyalım.

(Bahadır Selim Dilek/12 Punto)

DAS KÖNNTE SIE INTERESSIEREN