Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) aydınlık Türkiye’nin özlemini duyanlara, memleketin çalışkan, dürüst, adil ve yurtsever insanlarına yaptığı çağrıyla Türkiye genelinden binlerce kişi Ankara’da karanlığa meydan okumak için bir araya geldi.
TKP’nin çağrısıyla ülke genelinden binlerce kişi karanlığa meydan okumak için Ankara’da bir araya geldi.
‘Dalgaları karşılayan gemiler gibi; TKP Meydan Okuyor’ başlıklı buluşma Ankara Congresium’da saat 15.15’te sahneye çıkan TKP Korosu’yla birlikte hep bir ağızdan Enternasyonal marşının okunmasıyla başladı.
Salon tamamen dolarken, yüzlerce kişi etkinliği salonun dışındaki ekranlardan takip etti.
DİRENEN İŞÇİLER SALONDA
1 yılı aşkın süredir direnişte olan Digel Tekstil işçileri, işten atıldıkları için direnen ve patrona diz çöktüren Elsa Tekstil işçileri, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde taşeron olarak çalıştırıldıkları halde direnişleri sayesinde haklarını kazanan taşeron işçileri ve mücadeleleriyle seslerini yükselten Ankara Algida Depo işçileri de TKP’nin kitlesel buluşmasına katıldı.
Türkiye Komünist Partisi’nin kısa tarihi skeçlerle, halk oyunlarıyla, TKP Korosu’nun ve Gülcan Altan’ın seslendirdiği marşlar ve şarkılarla anlatıldı.
TKP GENEL SEKRETERİ OKUYAN: AKP KARŞIDEVRİMDİR
Etkinlikte konuşan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, kısa bir TKP tarihi izlediklerini belirterek “TKP büyük bir ihanete uğradı. O ihanetten sonra yeniden ayağa kaldırılması, Türkiye solunun içinde çok zorlu bir mücadele gerektiriyordu” dedi.
1980 darbesinden sonra liberalizme karşı mücadelenin yaşamsal olduğunu vurgulayan Okuyan, “80’ler ve 90’larda Türkiye’de liberalizm denen akım Türkiye solunu esir almadıysa, bunda, bugün TKP’yi yaratan ve temsil eden kadroların, hareketin, zihniyetin, programın çok büyük rolü var” dedi.
Okuyan sol içerisinde liberal rüzgarların, sivil toplumculuğun sola egemen olmasını engelledikten sonra “Bizim sol içindeki gündemimiz bitti. Sol içi polemiklerle uğraşmayacağız” diyen Okuyan, “Zaten TKP ismini almamızın ardından AKP iktidara geldi. AKP’yle mücadele bizim önceliğimizdir, dedik” ifadesini kullandı.
“Solda beraber yürüdüklerimiz bizim dostlarımızdır, polemikle işimiz yoktur, işimiz AKP’yle mücadeledir” diyen Okuyan şöyle konuştu:
“AKP karşıdevrimdir, piyasa terörüdür, emeğe düşmanlıktır, laikliğe düşmanlıktır, emperyalizmle işbirlikçiliktir dedik. AKP’yle mücadele bizim önceliğimizdir dedik. Ama karşımıza yine sol, ya da sol kılıklılar çıktı.”
AKP “babalar gibi satarız”, “tüccar zihniyeti devlete egemen olacak” derken kimi solcuların “özelleştirme iyidir” dediğini hatırlatan Okuyan “Neymiş efendim, devlet küçülecekmiş. Türkiye’ye demokrasi ve barış gelecektir. Bunlarla mücadele etmek zorunda kaldı TKP” diye konuştu.

“BİZ SOLDAN KOPMAYA ÇALIŞIYORDUK, GİZLİ AKP’CİLER KARŞIMIZA ÇIKIYORDU”
Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde “Türkiye emeğin Avrupa Birliği’ne girecek” diyerek verilen destekle TKP’nin uğraşmak zorunda kaldığını söyleyen Okuyan “Biz soldan kopmaya çalışıyorduk, ama sol, gizli AKP’cilikle karşımıza çıkıyordu. Kurtulamıyorduk” dedi.
Solun küçük bir kesimi de olsa Irak’ın işgaline yeşil ışık yakanlar olduğunu hatırlatan Okuyan “Daha da kötüsü, Kürt halkı adına konuştuğunu iddia eden bir dizi hareket, ABD’nin o zamanki başkanına teşekkür mektubu yolladı. Biz bu solculukla mücadele ede ede bugüne kadar geldik. Ergenekon sürecinde ‘Türkiye demokratikleşiyor, cerahatlerini atıyor’ dediler. Erdoğan teşekkür etti bazı solculara” ifadelerini kullandı.
“CHP VE HDP TÜRKİYE SOLUNUN AKLINI, DEVRİMCİLİĞİNİ GÖLGELEDİ”
TKP’nin solla polemik yapmak istemediğini vurgulayan Okuyan “Ama yakamızı bırakmadılar. Üstüne başka bir sorun eklendi. Yıllardır Türkiye’de iki sosyal demokrat parti, CHP ve HDP, Türkiye solunun aklını, yürüyüşünü, devrimciliğini, nesi varsa gölgeledi. Biz TKP olarak, bu iki parti de solcu olarak bilindiği için, Türkiye solunu ve sol umutsuz vakaysa kendimizi CHP ve HDP’den koparmaya çalıştık” dedi.
“TKP ORTALAMACI OLAMAZ”
TKP’nin geçmişten bu yana, “bu dikkafalılığı yüzünden” çok eleştirilip kuşatıldığını kaydeden Okuyan TKP’nin 2014 ylında yaşadığı iç soruna değindi: “2014 yılında yaşanan bu sorun aslında tam da bu konuştuğumuz meseleden kaynaklanıyordu. TKP’nin bir çizgisi, programı, ilkeleri vardı. Yolundan gitmekte ısrarlıydı. Bu yol zorluydu. Partimizin içinde, canları sağolsun, bazı arkadaşlar bu zorlukları alt etmek yerine başka yoldan gitmeye karar verdiler. Kendi tercihleridir.”
TKP’nin CHP veya HDP gölgesine girmesini isteyenlerin, bugün TKP’de olmayanların yanında durduklarını söyleyen Okuyan “HDP çok istedi örneğin, HDP çizgisine yakın bir TKP için çok uğraştılar. Eleştiri değil bu. İstiyorlardı, TKP’nin de o kuyruğa girmesini istediler. Biz istemedik. Aynı şey CHP için de geçerli. Dik durduk, partimizi 2014’ten sonra yeniden ayağa kaldırdık ve yolumuza devam etmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Çok kişinin “ortalamaya benzer bir TKP” istediğini söyleyen Okuyan “TKP ortalamacı olamaz. TKP başka bir şeye benzemez. TKP’nin sorumluluğu ne yapıp edip Türkiye işçi sınıfını ayağa kaldırıp bu düzeni değiştirmektir” diye konuştu.
“KOMÜNİZME BUNDAN DAHA BÜYÜK BİR HAKARET OLUR MU? NE ŞİRKETİ?”
Türkiye’de başlatılan çözüm sürecinin Suriye’de yaşananlar ilişkili olduğunu artık herkesin bildiğini vurgulayan Okuyan başından beri TKP’nin “biz içeriğe bakarız” dediğini hatırlattı.
Masanın bir tarafında AKP ve MHP’nin olduğunu, bu iki siyasi gücün karanlık bir Türkiye istediğini söyleyen Okuyan “Peki masanın diğer tarafı?” diyerek şunları kaydetti:
“O tarafta oturan gücün lideri, devlet tarafından kurucu önder olarak tanınan kişi. Geçenlerde ne dedi, bizim partimizin adının da kökeni olan “komün” ifadesini kullanarak? “Komün demek şirketleşme demek” dedi. Komünizme bundan daha büyük bir hakaret olur mu? Ne şirketi!
Kafalarında olan proje şu, aslında 20 yıl önce AB’nin gündeminde yerelleşme reformları aynı proje. Diyorlar ki ‘devlet mevlet, bunları biraz rahatlatalım’. Ben buna ‘sıvılaştırılmış devlet’ diyorum. Buna ‘komünal toplum denilsin’ diyor, millet korkmasın diye de ‘şirketleşme’ diyor.”
Tam bir itiraf! Yıllarca söyledik. Yerelleşme denilen şey, buradaki işçi arkadaşlarımızın iliğini kurutan patronların ihya olmasıdır. Sermayenin sınır tanımaksızın yerleşmesidir.”
“BURADAN AYDINLIK ÇIKMAZ, KÜRT YOKSULUNA HİÇBİR ŞEY ÇIKMAZ”
Laiklik yeterince ayaklar altına alınmamış, Türkiye yeterince islamlaştırılmamış gibi “İslam kardeşliği” denildiğini kaydeden Okuyan “Buradan aydınlık çıkmaz, Kürt yoksuluna hiçbir şey çıkmaz. Burada aşiretler var, şirketler var, ABD-İngiltere isteği var, İsrail şantajı ve zorlaması var… Bu kadar kör, karanlık noktadan aydınlık çıkmaz, arıza çıkar” diye konuştu.
Bu projenin dış politikasının yeni-Osmanlıcılık olduğunu dile getiren Okuyan, “Döndük dolaştık, iki Cumhuriyet karşıtı gücün uzlaşması noktasına geldik” dedi.
Okuyan TKP’nin başından beri bu sürece karşı çıkışının nedeninin devletin, AKP, MHP’nin Kandil’le Öcalan’la görüşmesine bir karşı çıkış değil sürecin doğrultusuna karşı çıkış olduğunu vurguladı.
“BU DÜZEN KÜRT SORUNUNU ÇÖZEMEZ”
“Kürt meselesi nasıl çözülecek diye soruluyor” diyen Okuyan masanın daha önce özerklik, federasyon diyen tarafının “biz bunlardan vazgeçtik” dediğini hatırlattı.
Okuyan çözüm için kabaca dört yol olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bir, Kürtlerin ayrı devlet kurması. Bu çözüm müdür? Hayır, bu hem savaş demektir hem de Türkiye Cumhuriyeti’nden Kürt yurttaşlarımızı eksiltmek, bu toprakların çoraklaşması demektir. Ayrı bir Kürt devleti ne gerçekçidir ne de iyi bir şeydir.
İki, özerklik ya da federasyon da bir çözümdür, ama çözemez. Çünkü özerklik kardeşliği değil ayrışmayı tetikler. Ayrıca, kaynakların paylaşılmasını zorunlu kılar. Türkiye’nin doğusuyla batısı kaynaklar açısından eşitsizdir. Her açıdan bir tarafın lehine de değildir bu eşitsizlik. Ama Türkiye ancak bir bütün olarak birbirini besleyebilir. Özerklik veya federasyon, eninde sonunda o kaynaklar etrafında savaşı getirir.
Üçüncü şık, Kürtlerin bir kez daha sessizliğe gömülmesi, bastırılması, ezilmesi, yok sayılması, “en iyi Kürt diz çöken Kürt’tür” denilmesi, sonra da onların karşısına geçip “Sen zaten Kürt değilsin, dağ Türküsün” denmesidir. Bu da çözüm değildir. Bu saatten sonra tek bir Kürt yurttaşımız bunu kabul etmez.”
KÜRT SORUNUNUN TEK BİR ÇÖZÜMÜ VAR
Okuyan “Kürt sorununun tek bir çözümü var. Bütün yurttaşlarımıza bu ülkenin kaynaklarını ve üretimini eşit bir şekilde paylaştıracak bir toplumsal sistem” dedi.
“BU TOPRAKLARDA IRKÇILIKTAN BÜYÜK KARDEŞLİK HUKUKU VAR”
Okuyan şu ifadeleri kullandı:
“Sen patronla işçi arasında bu ayrım varken, Türk’le Kürt’ü de kaynaştıramazsın. Sosyalizmde bütün kaynaklara emekçi halk el koyacak, bu kaynaklar bütün toplum için kullanılacak. Dil birliği sağlar. Türkçe’nin birleştiriciliği sorgulanamaz. Ama insanların anadilde konuşma, eğitim alma hakkı da sorgulanamaz. Nasıl olacak? Yaparız. Bir sürü yolu var. Denenmiş örnekler var. Kol kola gireriz, bu sorunu çözeriz. Zaten bu topraklarda ırkçılıktan daha büyük bir kardeşlik hukuku var, bunu da unutmayalım.”
“TKP CUMHURİYET’E SAHİP ÇIKIYOR”
Kemal Okuyan, TKP’nin neden Cumhuriyet’e sahip çıktığını da anlattı. “TKP Cumhuriyet’e sahip çıkıyor. Cumhuriyetçilerin birliği diyor” diyen Okuyan şöyle konuştu:
“Yine bazı solcular çıktılar ‘Marksizmle cumhuriyetin ne ilgisi var?’ dediler. Geçtik. Ama bir de şu söylendi: ‘Cumhuriyetin sosyalizm ihtiyacı yok’ diyenler oldu, ‘Biz bize yeteriz, Türkiye’yi ayağa kaldıracak olan kemalizmdir’ dediler. TKP çok doğru bir iş yaptı. 1920’lerin başında yaşanan zafere baktık, ‘Biz Milli Mücadele’nin bütün neferlerine hakkımızı helal ediyoruz, biz TKP’yiz’ dedik, kapattık o meseleyi.
Cumhuriyetçilik bugün bizim için çok değerli. Kaybettiklerimizi anımsamak için çok değerli. Kazanımlarımız da var. O Cumhuriyet şu işe yarıyor: Bugün bir devrim mücadelesi sürdürüyorsak, sosyalizm diyorsak, yakıta ihtiyacımız var. O yakıtın yerli olması lazım. Evet, bizim ideolojimiz Marksizm-Leninizm. Ama yerli yakıt lazım. O enerji, Milli Mücadele’de ve Cumhuriyet’te var. Türkiye’de yurtseverlik, antiemperyalizm yerleşmiş, atamıyorlar. Laikliği toplumdan sökemiyorlar. Uzaydan mı geldi bu değerler? 1920’lerdeki mücadeleden geldi.
Planlama fikri örneğin. Sosyalizm farklıdır planlama, ama o fikir Türkiye’nin gündemine Cumhuriyet’le girdi.”

“BU DÜZENE SAHİP ÇIKAN HERKES SAHTE CUMHURİYETÇİ VE PİYASACIDIR”
“‘Bizim sosyalistlere ihtiyacımız yok’ diyenlere de, ‘o kadar uzun boylu değil’ diyoruz. 100 yıl önceki hesabımız kapattık, ama bugünkü hesabımız açık duruyor” diye konuşan Okuyan, bugün bu düzene sahip çıkan herkesin sahte cumhuriyetçi ve piyasacı olduğunu ifade etti.
Okuyan “Mesele şudur: Holdingler ve tarikatlar düzenini kaldırıp, emekçi halkın Cumhuriyeti’ni kuracak mıyız? Evet diyenler bu tarafa, hayır diyenler karşı tarafa. Bu kadar basit” diye konuştu.
TKP Genel Sekreteri şöyle devam etti:
“Bir mesele daha var. Dünyanın her tarafında aynı sorunla karşı karşıyayız. Halk bir ‘dış düşmanın’ baskısıyla, bir de içeride özgürlükleri askıya almak isteyen iktidarların baskısıyla karşı karşıya. Bu ikilem dayatılıyor dünya halklarına. Ya dış kuvvetlerle ya da içerideki despotlarla işbirliği yapacaksın deniyor.
TKP defalarca söyledi: Böyle bir ikilem yok. Bu tuzağa düşmemek gerekir. Bu tuzağa, ‘baş düşman’ edebiyatıyla düşersiniz. Mesela ‘ABD baş düşman’ dersiniz… Evet, ABD emperyalizmi hepimizin düşmanı, ama ‘gerisi hikaye’ derseniz ABD’ye hizmet etmiş olursunuz. O zaman ABD de ‘dünyaya demokrasi götürüyorum’ diye müdahale eder. Biz hep buna karşı durduk. Irak’ta, Suriye’de karşı durduk. Saddam aşığı olduğumuzdan değil. Hele bugünkü İran’daki molla rejimine hiç değil. Ama biz bugün İran’da da ABD’nin karşısında durduk. İran’dan İsrail’e giden füzeler, mollalara ait olsa da, ABD ve İsrail saldırganlığına büyük bir tokattı.”
“İŞGAL KIRMIZI ÇİZİMİZ”
TKP’nin kırmızı çizgilerini de hatırlatan Kemal Okuyan, “İşgal, kırmızı çizgimizdir. Emperyalist güçlerle işbirliği, fonlanmak, onların himayesinde devrimcilik yapmaz bizim sözlüğümüzde yoktur. Biz asla vatan haini olmayız” ifadelerini kullandı. Şunları söyledi:
Yarın bir gün olur da bir şeyler değişir, aralar bozulur, yine bizdeki iktidarı işgalle, darbeyle, baskıyla değiştirmeye kalkarlar, TKP bu sefer 15 Temmuz’daki gibi durmaz. Karşısında dururuz. ‘Bu ülkede iktidarı değiştirmek, bu ülkenin emekçi halkının sorumluluğundadır, defolun gidin’ deriz.
Tek tek bütün ülkelerdeki komünistlerin görevi kendi sömürücülerine karşı mücadele etmektir. Biz de bu mücadeleden vazgeçmeyiz. Güncel, somut meselelerde nasıl davranacağımızı iyi biliriz. Biz dersimizi iyi çalıştık. Saddam’ı devirdi diye ABD’ye mektup yazmadık. Suriye’de karşıdevrimci çetelerin Esad’a karşı bayrak açtığında ‘Devrim oluyor’ diyen solculardan değiliz biz.
“TÜRKİYE’DE ÇOK BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUK, ÇOK KÜÇÜK BİR AZINLIK YÜZÜNDEN ACI ÇEKİYOR”
Kemal Okuyan 2026’da Ankara’da yapılması planlanan NATO toplantısına da değindi.
“Ankara’dayız. Bu yıl Ankara’ya dünyanın en güçlü terör örgütü, NATO geliyor. Bu zirveler hep İstanbul’da toplanırdı. Bu sefer Ankara’da yapmaya karar verdiler. Bir nedeni, adam konuklara Saray’ı göstermek istiyor olabilir. Şimdiden söylüyoruz: Biz ‘hoş geldiniz’ demeyeceğiz. Biz dostlarımıza hoşgeldin deriz” diye konuştu.
Her şeyin üstünde emekle sermaye arasındaki çelişki olduğunu vurgulayan Okuyan, “Zaman zaman bu meseleleri anlatırken kitabi konuşuyoruz, ekonomipolitiğini anlatıyoruz falan, çok basit bir mesele var. Türkiye’de çok büyük bir çoğunluk, çok küçük bir azınlık yüzünden acı çekiyor, yoksulluk çekiyor. Bu su götürmez bir gerçek” dedi.
“KAPİTALİZMDEN KURTULMAK ERTELENEBİLİR BİR GÖREV DEĞİLDİR”
ABD’de saçılan Epstein belgelerinden de bahseden Kemal Okuyan, “ABD’de dosyalar açılıyor. Zenginlerin nasıl yaşadığını görüyorsunuz. Korkunç bir yozlaşma, korkunç bir çürüme. İşte o temel çelişki, emek-sermaye çelişkisi, bu kötülüğü üretiyor” şeklinde konuştu.
“Dolayısıyla kapitalizmden kurtulmak, ertelenebilir bir görev değildir Ama kapitalizmi yıkacak kuvvetin çoğalması lazım, buradaki gibi. ‘Sırası değil’ diyorlar. Neyin sırası peki? Her yerinden pislik fışkırıyor bu düzenin” diyen Okuyan şöyle devam etti:
“Demek ki TKP herhangi bir nedenle bu görevi ertelemez. Yaptığımız her şey bu hedefe uygun olmak zorunda. O zaman da güncel siyasi meseleler karşımıza çıkarıyor. Ben artık ileri yaşlara geldim ama bu saflara katıldığımda kısa pantolon giyiyordum. O genç halimle ilk hırpalandığım olay, o zaman üyesi olduğum partinin afişlerini CHP’nin afişlerinin üzerine yapıştırdığım için başka bir sol grubun müdahalesiyle oldu. ‘CHP’yi destekleyelim, şimdi ayrı mücadelenin zamanı değil’ lafını taa o zaman duydum ilk, yıl 1977’ydi. Yarım asır geçmiş.
Esas olan, demin dediğimdir. Türkiye’de bu düzen sürdüğü müddetçe iyi belediyecilik yapılamaz, ya da çok zor yapılır. Defne’de gösterecektik, kıl payı kaçırdık. Kapitalizmi kabullenip iyi belediyecilik yapamazsınız. İhalelerle, yandaş şirketlere para aktararak olmuyor, olmuyor. Bugünkü düzende iyilik üremiyor. Bu düzenin değişmesi fikrini yerleştirmemiz lazım, tek kurtuluşumuz bu. Ama ‘şimdi sırası değil’ lafını püskürtmemiz lazım. Biz püskürtmeye kararlıyız. Ama çok sevdiğimiz dostlarımız var, ‘şimdi değil, o seçim bu seçim değil’ diyorlar, 50 yıldır. Biz seçimimimizi yaptık. O seçim, sosyalizm. Ve hayatın her noktasında, siyasetin her anında TKP o seçim doğrultusunda hareket etmek zorunda. Başka çaremiz yok.”
TKP SEÇİMLERDE NASIL BİR TAVIR ALACAK?
TKP Genel Sekreteri Okuyan konuşmasında, TKP’nin seçimlerde ne yapacağını da açıkladı, “TKP, burada anlattığım konuların özüyle çelişecek hiçbir tavır almayacak, hiçbir güçle işbirliği yapmayacak, şu veya bu partiden aday göstermeyecek. Programımız doğrultusunda hareket etmeye önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz” dedi.
Okuyan’ın konuşmasının son bölümü şöyle:
“Önümüzdeki seçimde TKP’nin nasıl bir tavır alacağına ilişkin bir temel metin çıkardık. Parti örgütlerinde yüzlerce toplantıda tartıştık. Notlarımızı aldık. Bazı ayrıntıları tekrar değerlendireceğiz. Özünü sizinle paylaşmak istiyorum çünkü değişmeyecek. TKP, burada anlattığım konuların özüyle çelişecek hiçbir tavır almayacak, hiçbir güçle işbirliği yapmayacak, şu veya bu partiden aday göstermeyecek. Programımız doğrultusunda hareket etmeye önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz.
Cumhurbaşkanlığı seçimi… Sosyalizmde başkanlık sistemi olmayacak. Başkanlık iyi bir şey değil. Devlet Başkanını Parlamento seçer ve isterse görevden alır, doğrusu budur. Başkanı halka seçtirip Meclis’in üstünde yetki vermek doğru değil. Ama şu anda Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimi gündemi de olacak. TKP milletvekilliği seçiminde gösterdiği ilkeli tutumu, cumhurbaşkanlığı seçiminde de gösterecek.
Kendi adayımızı göstermemiz durumunda karşı karşıya kalacağımız önemli bir engel var. Türkiye’de seçim sistemi baştan aşağı antidemokratik. Sermaye partilerine yardımcı oluyor. Cumhurbaşkanı adayı göstermek için de 100 bin kişiyi seçim kurullarına götürüp imza attırmak zorundasınız. TKP’nin aday çıkarması veya anlattığımız çerçevede Türkiye’de cumhuriyetçilerin bir adayı çıkması durumunda 100 bin kişiyi götürüp imza attırmak büyük bir zorluk. Çünkü bunu belli bir zaman diliminde yapmanız gerekiyor. Bu zorluk karşımıza çıkarılıyor diye gidip ve bir müteahhiti veya o olmadı diye bir diğerini destekleyecek değiliz. 100 bin kişiye seçim kurulunda imza attırmak hepimizin derdi olsun, bunu yerine getirelim. Getiremediğimizde, başımız dik, ‘biz görevimizi yaptık’ diyelim. Ama başkaları gibi gidip ‘kötünün iyisine verdik’ demeyelim. Bu artık Türkiye halkına eziyettir.
TKP şimdiye kadar olduğu gibi dalgaları karşılayan gemi olmak zorundadır. Biz biliyoruz ki bizim arkamızdan esecek olan rüzgar Türkiye işçi sınıfının rüzgarıdır. Gelin Türkiye işçi sınıfının rüzgarını estirelim ki Türkiye işçi sınıfının aklı ve vicdani olan parti ayağa kalsın ve hepimiz için kurtuluş anlamına gelen sosyalizmi bu ülkenin gerçeği haline getirelim.
Burada birbirimize sözümüz olsun, bu kavgayı bu mücadeleyi büyüteceğiz arkadaşlar. Var mıyız?”

