HALKWEBAutorenSiyasette Yoldaşlık; Aynı Rozeti Taşımak Değil, Aynı Bedeli Ödemektir

Siyasette Yoldaşlık; Aynı Rozeti Taşımak Değil, Aynı Bedeli Ödemektir

Siyaset, bir mücadele alanı olmaktan çıkıp bir pozisyon alanına dönüşmüş durumda... Sol, yoldaşlıkla büyür. Yoldaşlığını kaybeden siyaset ise, hangi rozetle yürürse yürüsün, yolunu kaybetmiştir.

0:00 0:00

Türkiye’de siyaset uzun zamandır bir kavramı özellikle aşındırdı: Yoldaşlık. Bugün bu kelime dillerde kolayca dolaşıyor ama anlamı neredeyse tamamen boşaltılmış durumda. Yoldaşlık artık aynı masada oturmak, aynı fotoğrafa girmek, aynı rozeti taşımak sanılıyor. Oysa yoldaşlık, birlikte kazanmayı değil; birlikte bedel ödemeyi göze almaktır.

Sol siyasetin tarihine baktığımızda, yoldaşlık bir hitap biçimi değil, bir yaşam ve mücadele ahlakıdır. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, darağacına yalnız çıkmadılar. Onları oraya götüren sadece devlete karşı bir itiraz değil, birbirlerine karşı duydukları sarsılmaz yoldaşlık bağıydı. Deniz’in son sözlerinde bile bireysel bir kurtuluş arayışı yoktu; halk vardı, memleket vardı, yoldaşları vardı.

Mahir Çayan ve Kızıldere’de kuşatılanlar için yoldaşlık, geri çekilmek değil; geri dönmemeyi göze almaktır. “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” cümlesi, romantik bir ölüm çağrısı değil; siyasal yoldaşlığın en sert tanımıdır. Çünkü yoldaşlık, kendi hayatını merkeze koymamayı gerektirir.

İbrahim Kaypakkaya, işkence altında çözülmediğinde yalnızca ideolojik bir direniş sergilemedi; yoldaşlarını ele vermemeyi, mücadeleyi yarı yolda bırakmamayı seçti. Uğur Mumcu, kalemiyle yürüttüğü mücadelede yalnız kaldığını bile bile geri adım atmadı. Vedat Türkali, sürgünde, hapiste, sansürde solun hafızasını diri tutmaya çalışırken aslında tek bir şey yaptı: Yoldaşlığa sadık kaldı.

Bugün ise siyaset, özellikle de sol siyaset, bu yoldaşlık ahlakından hızla uzaklaşıyor. Siyaset, bir mücadele alanı olmaktan çıkıp bir pozisyon alanına dönüşmüş durumda. Aynı yapının içinde bulunanlar, en küçük görüş ayrılığında birbirini kolayca gözden çıkarabiliyor. Dün “yoldaş” denilenler, bugün sessizlikle cezalandırılıyor.

Yoldaşlık, başarıya endeksli bir ilişki değildir. Sandık kazanınca hatırlanan, kaybedince unutulan bir bağ hiç değildir. Yoldaşlık, tam da kaybedildiği anda anlam kazanır. Gözaltında, mahkeme salonunda, cezaevi kapısında, itibarsızlaştırma kampanyalarının ortasında kimlerin yanınızda durduğuna bakarak yoldaşlığı anlarsınız.

Sol siyasette yoldaşlık, bireysel yükselişin önüne kolektif onuru koymaktır. “Ben” yerine “biz” diyebilmektir. “Kurtulayım” yerine “bırakmam” demektir. Denizler bunu yaptı. Mahirler bunu yaptı. Kaypakkaya bunu yaptı. Onların ortak noktası kazanmaları değil; yarı yolda bırakmamalarıydı.

Bugün CHP’de ve genel olarak sol muhalefette asıl kriz, ideolojik metinlerin eksikliği değil; yoldaşlık ilişkisinin zayıflamasıdır. Herkes birbirinin siyasal pozisyonunu değil, kişisel hesabını gözetir hale geldi. Kim daha görünür, kim daha merkeze yakın, kim daha “idare edilebilir” diye bakılıyor. Oysa sol, idare edilecek bir siyaset değil; dönüştürülecek bir mücadele alanıdır.

Yoldaşlık, sadece darağacında veya barikat arkasında sergilenen bir kahramanlık değil; bugünün sığ siyasi ikliminde başlı başına bir haysiyet sınavıdır. Bugün yoldaşlık; bir arkadaşın linç edilirken sessiz kalmamak, mikrofonların cazibesine kapılıp yanındakini basamak yapmamak ve kapalı kapılar ardında kurulan pazarlıklara karşı birbirinin hukukunu korumaktır. Devrimci bir mirası savunmak, sadece ölenleri anmak değil; yaşayanların onurunu birbirine emanet etmektir.

Yoldaşlık olmadan örgüt olmaz. Örgüt olmadan siyaset olmaz. Siyaset olmadan da halkla bağ kurulmaz. Solun tarihi bunu defalarca kanıtladı. 68 kuşağı sadece sloganlarıyla değil, aralarındaki sarsılmaz yoldaşlık bağıyla bugün hâlâ konuşuluyor.

Bugün bir milletvekili kolayca parti değiştirebiliyorsa, bir belediye başkanı seçildiği partiyi arkasında bırakabiliyorsa, burada eksik olan şey hukuki boşluklardan çok yoldaşlık bilincidir. Çünkü yoldaşlık, seni durduran iç sestir. “Bunu yapamam” dedirten ahlaki eştir.

Yoldaşlık, birlikte yürüdüğün insanı arkadan vurmamaktır. Zor zamanda susmamaktır. Bedel ödeyenin yükünü hafifletmektir. Hata varsa birlikte düzeltmek, yanlış varsa birlikte karşı çıkmaktır. Yoldaşlık, konforlu değil; zahmetlidir.

Sol, içine düştüğü bu “pozisyon siyaseti” batağından ancak yoldaşlığı yeniden bir “örgütlenme hukuku” haline getirerek çıkabilir. Birbirimizin sadece oylarını veya delege imzalarını değil; dertlerini, hatalarını ve umutlarını da üstlenmek zorundayız. Çünkü yoldaşlık, kusursuz insanların bir araya gelmesi değil; kusurlarına rağmen birbirine omuz vererek birlikte güçlenme iradesidir.

Ve sol siyasetin bugün en çok ihtiyacı olan şey, yeni sloganlar değil; eski bir değeri yeniden hatırlamaktır: yoldaşlık. Çünkü yoldaşlık yoksa, siyaset teknik bir faaliyete dönüşür. Teknik siyaset kazanabilir ama tarih yazamaz. Tarih, yoldaşlıkla yazılır.

Son söz yerine, bu toprakların yoldaşlık mirasına küçük bir not düşmek gerekir:

Yoldaşlık Aynı afişi asmak değildir Aynı korkunun içinden El ele çıkmaktır

Yoldaşlık Adın silinirken manşetlerden Bir omuzda hâlâ adının durmasıdır

Ve bil Yol uzunsa, gece karanlıksa Yoldaşın varsa Bu memleket yine sabaha çıkar

Sol, yoldaşlıkla büyür. Yoldaşlığını kaybeden siyaset ise, hangi rozetle yürürse yürüsün, yolunu kaybetmiştir.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS