Babamın gençliğinde okuyup bana da okumamı salık verdiği romanlardan biridir “Şahika” (A.J. Cronin, 1937). Kitap bir doktorun anıları gibi görünür ama asıl meselesi daha derindir: İyi niyetle başlayan idealist bir hekim, sistem baskısı karşısında ne kadar dayanabilir?
Romanın kahramanı Andrew Manson genç bir hekimdir. Bilime güvenir, doğruyu arar, faydalı olmak ister. Çünkü hekimlik sadece bir meslek değil, bir duruştur.
İlk görev yeri Güney Galler’de bir maden kasabasıdır. Hasta madenciler gelir. Orada hekim şunu anlar: Öksürük sadece bir semptom değildir. O çarkın dişlilerinin sesidir. İçinde toz vardır, rutubet vardır, yoksulluk ve ihmal vardır. Hekim sadece ciğer dinlemez; bir düzenin insanı nasıl tükettiğini de görür.
Romanda Dr. Page vardır; yaşlı, bitmiş bir hekim. Dr. Denny vardır; umudunu kaybetmiş, sertleşmiş bir hekim. Kötü değillerdir. Ama yıpranmışlardır. Çünkü insanı bozan çoğu zaman kötülük değil, hayal kırıklığıdır. Bir süre sonra “nasıl olsa değişmez” düşüncesi yerleşir; insan da yavaş yavaş vazgeçer.
Sonra Manson Aberalaw’a geçer. “Medical aid” sistemi içinde hekimlik değişir. Artık sadece tedavi yoktur. İdare vardır, para vardır, baskı vardır. Kurumun görünmez eli hekime şunu fısıldar:
“Hızlı ol.”
“Uyumlu ol.”
“Rahatsız etme.”
“Fazla soru sorma.”
Ve Cronin’in en acı tespiti burada başlar: Hekimlik idealist bir uğraş olmaktan çıkar, idari bir işe dönüşür. Hastaya ayrılan zaman azalır. Dinlemek azalır. İtina azalır. Sonunda hekimin önünde iki seçenek kalır: Ya doğruyu savunacak ve bedel ödeyecek… ya da sistemin kurduğu dengeye uyacaktır.
Bedel hep yüksektir. Çünkü doğru zaman ister; sistem ise hız ister, sessizlik ister, uyum ister.
Romanın adı “Şahika.” Zirve demek. Ama bu romanda zirve para değil, şöhret değil, terfi değildir. Zirve şudur: Şartlar ağırlaşırken bile mesleğin özünü kaybetmemek.
Evet, Manson düzene rağmen kendi şahikasını zorlamaya çalışır. Manson o düzenin içinde bile madencilerin akciğer hastalıklarının kökenine inmeye çalışır; sadece direnmeyi değil, sonuç almayı da başarır. Ama roman şunu da söyler: Tek bir iyi insan yetmez. Sistem yanlışsa, en iyi insanı bile yorar, yalnızlaştırır, değiştirir.
Demek ki mesele sadece iyi hekim yetiştirmek değil; iyi hekimi koruyan düzeni kurmaktır.
Ah babacığım…
Sen bu kitabı okurken aklından “Benim de evladım bir gün böyle bir doktor olur mu?” diye geçirmiştin baba.
Öyle bir kızın var baba.
Şahikamı hiç kaybetmedim mi desem…
Bazen kaybettim.
Bazen yoruldum.
Bazen sustum.
Ama şunu biliyorum:
Hiçbir zaman tamamen vazgeçmedim.
