HALKWEBAutorenRojava: İnsanlığın Kırılgan Aynasında Bir Umut

Rojava: İnsanlığın Kırılgan Aynasında Bir Umut

Rojava bize şunu öğretir: Umut, yalnızca beklenen bir gelecek değil; bugünde alınması gereken bir tutumdur.

0:00 0:00

Bazı yerler vardır; adını duyduğunuzda içinizde tanımlayamadığınız bir sıkışma olur. Ne yalnızca acıdır bu, ne de sadece öfke. Rojava, tam da böyle bir yerdir. Çünkü Rojava’dan yükselen ses, kulaklara değil, doğrudan vicdanlara çarpar. Görmezden gelinmekten yorulmuş bir coğrafyanın, “Ben hâlâ buradayım” deme ısrarıdır bu. Ve belki de en rahatsız edici tarafı şudur: Rojava, insanlığa unuttuğu bir şeyi hatırlatır—insan kalmanın hâlâ bir tercih olduğu gerçeğini.

Haritalarda dar bir alan, haber bültenlerinde kısa bir başlık, uluslararası masalarda pazarlık konusu… Ama orada yaşayanlar için Rojava, gündelik hayatın tam ortasında ahlaki bir direniştir. Savaşın olağanlaştığı bir çağda, birlikte yaşamı savunmak başlı başına devrimci bir eylemdir. Rojava, bize gücün yalnızca yıkma kapasitesiyle ölçülmediğini; asıl gücün, yıkıntılar arasında yeniden anlam kurabilmekte saklı olduğunu gösterir.

Bu topraklarda umut, soyut bir kavram değildir. Somuttur; bir çocuğun ana dilinde eğitim alabilmesinde, bir kadının sözünün karar mekanizmasına dönüşmesinde, farklı inançların aynı sofrada ekmek bölüşebilmesinde vücut bulur. Umut burada romantik değil; inatçıdır. Çünkü her gün, var olmaması gerektiği söylenen bir düzeni, sessiz ama kararlı bir şekilde sürdürür.

Ancak Rojava’yı yalnızca bir umut hikâyesi olarak okumak eksik olur. O aynı zamanda bir utanç aynasıdır. Dünya, bu deneyimi izlerken çoğu zaman tarafsızlığı erdem sandı. Oysa bazı durumlarda tarafsızlık, yalnızca güçlüden yana konumlanmanın daha konforlu adıdır.

Rojava’nın asıl yalnızlığı, düşmanlarının çokluğundan değil; dostlarının sessizliğindendir.
Ahlak, kriz anlarında kendini ele verir. Barış zamanlarında herkes insanidir; mesele, yıkımın ortasında neyi savunduğumuzdur. Rojava’da ahlak, soyut ilkelerden değil, pratik dayanışmadan doğar. İntikam yerine adalet, tahakküm yerine ortaklık, tekçilik yerine çoğulluk… Bunlar modern dünyanın dilinden düşürdüğü ama hâlâ hayati olan kavramlardır.

Ve evet, Rojava kusursuz değildir. Ama kusursuz olmaya çalışmayan bir adalet arayışı, çoğu zaman kusursuz sistemlerden daha dürüsttür. Çünkü orada denenen şey, “ideal insan” değil; hatalarıyla yüzleşebilen bir toplum fikridir. Bu da bize şu rahatsız edici soruyu yöneltir: Biz kendi toplumlarımızda hangi hataları kutsallaştırıyoruz?

Rojava’yı geleceğe dair bir model olarak görmek kadar, bugüne dair bir uyarı olarak okumak da gerekir. Belki de Rojava’nın insanlığa söylediği en yeni ve en sarsıcı şey şudur:
Bir toplum, yıkıldığında değil; görmezden gelindiğinde kaybolur.

Bugün Rojava’nın varlığı, yarının dünyasına bırakılmış ahlaki bir not gibidir. Eğer bu not okunmazsa, kaybedilen yalnızca bir coğrafya olmayacaktır. Kaybedilen, birlikte yaşama ihtimalinin kendisi olur. Çünkü insanlık, büyük felaketlerle değil; küçük kayıtsızlıkların birikimiyle çöker.

Rojava bize şunu öğretir: Umut, yalnızca beklenen bir gelecek değil; bugünde alınması gereken bir tutumdur. Ve vicdan, ancak risk aldığında gerçek bir anlam kazanır. Belki de asıl soru artık Rojava’nın yaşayıp yaşamayacağı değil; bizim, onun bize yönelttiği ahlaki çağrıya cevap verip vermeyeceğimizdir.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS