Türkiye’de yeni trafik düzenlemeleri yine tanıdık bir söylemle kamuoyuna sunuluyor: “trafik güvenliği.” APP plakaların yasaklanması, araçlara sonradan takılan LED ekranların söktürülmesi, multimedya sistemlerine yönelik ağır cezalar… Kağıt üzerinde bakıldığında devlet trafikte düzen kuran bir mühendis gibi davranıyor. Standart koyuyor, ölçüyor, disiplin getiriyor.
Fakat Türkiye’de yasaların gerçek hayattaki işleyişini bilen herkes şunu bilir:
Bu ülkede sorun çoğu zaman kanunun kendisi değil, kanunun kime nasıl uygulandığıdır.
Tam da bu yüzden APP plaka ve araç ekranı tartışması basit bir trafik yönetmeliği değildir. Bu mesele Türkiye’de devletin kamusal alanı nasıl düzenlediğini, teknolojiyi kime serbest bırakıp kime yasakladığını ve en önemlisi sınıfsal ayrımları nasıl görünmez biçimde kurduğunu gösteren küçük ama öğretici bir örnektir.
Son günlerde yapılan açıklamalar bu tartışmayı daha da keskin hale getirdi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, araç sahiplerine açık bir çağrıda bulundu:
Araçlara sonradan takılan ekran ve ses sistemleri sökülmelidir.
Bakanın açıklamasına göre, araçlara sonradan takılan tabletler, ekranlar, hoparlörler ve amfi sistemleri sürücünün dikkatini dağıtabilir. Bu nedenle vatandaşların bu sistemleri araçlarından kaldırması gerektiği ifade edildi.
Açıklamada özellikle iki nokta dikkat çekiciydi.
Birincisi:
Araçların fabrikadan çıktığı orijinal ekran ve ses sistemlerinde herhangi bir yasak bulunmuyor.
İkincisi:
Araçlara sonradan ekran veya ses sistemi takılması durumunda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında 21 bin liraya kadar idari para cezası uygulanabilecek.
Buna ek olarak, araçta yüksek sesle müzik dinlenmesi durumunda ise 3 bin lira para cezası uygulanacağı da açıklandı.
İlk bakışta bu açıklamalar teknik bir trafik düzenlemesi gibi görünüyor. Ancak meseleye biraz daha yakından bakıldığında ortaya çıkan tablo çok daha farklı bir gerçeği gösteriyor.
Bugün otomobil piyasasına bakıldığında çok açık bir gerçek görülür. Yeni nesil araçların neredeyse tamamı artık dev ekranlarla donatılmıştır.
12 inç…
15 inç…
17 inç dokunmatik ekranlar…
360 derece kamera sistemleri…
Geri görüş kameraları…
Dijital göstergeler…
Otomobil reklamlarını açın; bütün bu sistemler “tehlike” olarak değil teknoloji ve güvenlik devrimi olarak anlatılır.
Ama aynı teknolojiyi alıp 2005 model bir araca sonradan taktırdığınız anda, birdenbire hukuki bir sorun ortaya çıkar.
Bir ekran artık teknoloji değildir.
Bir kamera artık güvenlik değildir.
Bir anda “standart dışı ekipman” haline gelir.
Ve bu durumda 21 bin lira ceza söz konusu olabilir.
İşte tam burada Türkiye’nin kronik çelişkisi ortaya çıkar:
Yeni araçta ekran Technologie
Eski araçta ekran suç
Bu yalnızca teknik bir standart tartışması değildir. Bu durum aslında Türkiye’de giderek belirginleşen bir gerçeği ortaya koyar:
Teknoloji herkese eşit değildir.
Türkiye’de ortalama araç yaşı bugün 14–15 yıl civarındadır. Trafikte dolaşan araçların büyük kısmı eski modeldir. Sıfır araç fiyatlarının milyonlara ulaştığı bir ekonomide milyonlarca insanın yeni araç alma ihtimali zaten yoktur.
Dolayısıyla insanlar araçlarını değiştirmek yerine iyileştirmeye çalışır.
Bir park sensörü taktırır.
Bir geri görüş kamerası ekler.
Küçük bir multimedya ekranı koyar.
Bunlar çoğu zaman lüks değil güvenlik ve kullanım kolaylığıdır.
Özellikle geri görüş kameraları şehir içi kazalarını azaltan sistemlerdir. Avrupa’da ve Amerika’da yeni araçlarda zorunlu hale getirilmelerinin sebebi de budur.
Ama Türkiye’de ortaya çıkan tablo farklıdır.
Sıfır araç alan biri
fabrika çıkışlı dev ekranıyla trafikte dolaşabilir.
Ama eski aracına küçük bir ekran taktıran vatandaş
21 bin lira ceza riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Bu noktada vatandaşın zihninde oluşan algı son derece nettir:
Fakirsen ekran kullanma.
Zenginsen sıfır araç al, istediğin ekranla dolaş.
APP plaka meselesi de aynı sembolik tartışmanın bir parçasıdır.
Evet, teknik olarak standart dışıdır. Ama bu plakaların büyük kısmı araç kimliğini gizleyen sistemler değildir. Trafik kameraları tarafından okunabilen, araç sahibini saklamayan plakalardır.
Buna rağmen devletin bu konuya sert müdahale etmesi Türkiye’de çok tanıdık bir yönetim refleksini hatırlatır:
düzen kurmak yerine görüntü düzenlemek.
Çünkü Türkiye’de trafik güvenliği gerçekten dert edilecekse çok daha büyük problemler vardır.
Her gün onlarca insanın öldüğü kazaların temel sebepleri şunlardır:
- hız ihlalleri
- sürücü eğitimi eksikliği
- denetim yetersizliği
- şehir planlama sorunları
- trafikte ayrıcalıklı araç kültürü
Sokakta çakar lambayla dolaşan araçlar, kuralsız park eden konvoylar, kendisini trafikten muaf gören güç ilişkileri dururken devletin enerjisini vatandaşın plaka fontuna veya aracındaki küçük ekrana yöneltmesi ister istemez başka bir soruyu gündeme getirir:
Gerçekten güvenlik mi amaçlanıyor, yoksa kamusal alanın disipline edilmesi mi?
Türkiye’de devlet çoğu zaman karmaşık sorunları çözmek yerine simgeler üzerinden düzen kurar.
Başörtüsü…
Sosyal medya…
Afişler…
Plakalar…
Araç ekranları…
Bunlar devletin otorite gösterisinin en kolay sahneleridir.
Çünkü bu alanlarda düzen kurmak kolaydır.
Ama trafik kültürünü değiştirmek, sürücü eğitimini geliştirmek ve ayrıcalıklı araç düzenini ortadan kaldırmak çok daha zordur.
Bu yüzden çoğu zaman zor olan değil görünür olan düzenlenir.
Plaka sökülür.
LED ekran kaldırılır.
Multimedya sistemi yasaklanır.
Ama trafikteki eşitsizlik aynen kalır.
Oysa gerçek bir trafik reformu farklı bir perspektifle yapılırdı.
Eski araçların güvenliğini artıracak teknolojiler teşvik edilirdi.
Geri görüş kameraları yaygınlaştırılırdı.
Sürücü eğitimi güçlendirilirdi.
Kurallar herkese eşit uygulanırdı.
Çünkü trafik güvenliği aracın model yılıyla değil
kuralların eşit uygulanmasıyla sağlanır.
Ama Türkiye’de çoğu zaman mesele güvenlik değildir.
Ausgabe otoritenin kimin üzerinde nasıl kurulacağıdır.
Sonuçta ortaya çıkan düzenleme bize trafik hakkında değil, toplum hakkında bir şey anlatır:
Türkiye’de yollar bile eşit değildir.
Aynı yolda iki araç gider.
Birinin ekranı teknolojidir.
Diğerinin ekranı 21 bin lira cezadır.
Ve bu fark çoğu zaman teknik standarttan değil
ekonomik sınıftan doğar.
