HALKWEBKultur - KunstPE İletişim Emekçileri Ankara'da Buluştu: Gazeteci Hakikatin Yanında Taraftır

PE İletişim Emekçileri Ankara’da Buluştu: Gazeteci Hakikatin Yanında Taraftır

Patronların Ensesindeyiz İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı, Ankara’ da Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Gürültüden Hakikate: İran, savaş ve gazetecilik” başlıklı toplantı, Sol Haber Portalı editörü Yalçın Cuğ ve Dış Haber editörü Emre Köse’nin konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleştirildi. ABD emperyalizminin İsrail ortaklığıyla başlattığı İran saldırısının hem uluslararası hem de ulusal basında nasıl ele alındığının değerlendirildiği toplantıda; dezenformasyonla mücadele, sansür ve otosansür ile kriz anında gazetecilik gibi başlıklar tartışıldı.

ABD emperyalizmi, İsrail işbirliği ile Orta Doğu’yu bir kez daha ateş çemberine çevirmişken PE İLetişim Emekçileri Dayanışma Ağı, Ankara’da düzenlediği toplantıda konunun medyada ele alınışını değerlendirdi. Toplantıda dezenformasyonla mücadele başlığı kapsamında konuşma gerçekleştiren Sol Haber Portalı editörü Yalçın Cuğ, İran’ı haksız ve zayıf göstermeye çalışan medyanın gazetecilik ilkelerine aykırı olduğunu belirtirken; Dış Haberler editörü Emre Köse de özellikle bu gibi kriz gündemlerinde gazetecilere uygulanan sansürün kamu görevinin yerine getirilmesini engellediğini vurguladı.

“İRAN GÜNDEMİ LİBERALLERİN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ AÇIĞA ÇIKARDI”

Ana akım medyanın her koşulda savunduğu ve dilinden düşürmediği “tarafsızlık” ilkesinin aslında nesnelliği nasıl yerle bir ettiğininin ABD’nin İran saldırısı meselesinde medyanın konumlanışında net biçimde ortaya çıktığını savunan Cuğ, asıl önemli olanın tarafsızlık değil, nesnelliğe bağlılık olduğunu belirtti.

“Hepimizin okullarda öğrendiği gazetecinin tarafsız olması gerektiği. Ve bugün liberal gazetecilere baktığımızda da hiçbiri 5N1K kuralını dilinden düşürmez. Ancak aynı medyanın bu sınavda nasıl sınıfta kaldığını İran gündeminde görmüş olduk, görüyoruz. Bir yandan “İsrail, İran’a saldırdı”, “İran da şunu yaptı, bunu yaptı” gibi olayı öncesi/sonrasından kopartılarak veriliyor. Fakat biz biliyoruz ki mesele de haber de bundan ibaret değil. Diğer yandan, tarafsızlık diyenlerin emperyalist hesapları hiç işin içine karıştırmadan İran’ı suçlayacı bir dil kullanmakta ısrarı gazetecilik değil, iki yüzlülüktür.”

 

 

“GAZETECİ GERÇEKTEN YANA TARAFTIR”

Öte yandan medyanın fon bağlantılarına ve siyasi ilişkillerine değinen Cuğ, bu tür kirli birlikteliklerin olduğu yerde tarafsızlık denilenin “samimiyetsiz” olduğunu belirterek; bu durumun aynı zamanda gerçeklikle bağı da zayıflattığını vurguladı.

“ABD’den veya bağlantıları yerlerinden fon alan bir kurumda çalışan habercinin, şahsi olarak İran’ı haklı görüyor olsa bile tarafsız olması mümkün değil. Tam da emperyalizmden taraf bir haberi vermek zorunda kalıyor aksine. Ve “güçlü olandan yana” taraf olmaya da mecbur bırakılıyoruz. Çünkü hepimizin üzerinde hız baskısı var ve hepimizin ilk refleksi mecburi olarak kolay olana, yaygın olana erişmek ve oradan beslenmek oluyor. Örneğin, İran’ın yerel medyasını kurcalamaya vaktimiz olmuyor, işin aslını öğrenmek için zaman vermiyorlar. Öte yandan İran’dan yapılan bir açıklamaya bazen haberlerimizde bile yer verilmezken Beyaz Saray’dan yapılan herhangi bir açıklamayı harfi harfine almamız isteniyor. Özetle tarafsızız diyenlerin kendisi tam da bir taraf; onların istediği ise bizim gerçekten taraf olamamamız. Gazeteci taraftır, hem de gerçekten taraf.

“EDİTÖRYEL BAĞIMSIZLIK ÖRGÜTLÜLÜKTEN GEÇİYOR”

Savaş gibi kriz gündemlerinde medya patronlarının gazeteciler üzerindeki baskı ve sansürü daha da yoğunlaştırdığını anlatan Köse, bu engellemeyle mücadele etmenin yolunun birliktelikten ve örgütlülükten geçtiğini vurguladı.

Kriz dönemlerinde haber müdürleri hemen bir çerçeve sunan mail atar çalışanlarına. Bu mail gazetecilerin neleri nasıl söylemesi ve söylememesi gerektiğine dair sınırları içerir. Örneğin Venezuela gündeminde bunu gördük. Çoğu kurum çalışanlarının “Maduro kaçırıldı” demesini hızla yasakladı. Veya İran gündemin de örneklerini şöyle görüyoruz. Herkes bunu bir “savaş” olarak servis ediyor. Halbuki eşit koşullarda yaşanan bir savaş söz konusu değil; aksine her şeyi planlamış emperyalist ABD ve onun işbirlikçisi İsrail’in bağımsız olan bir başka ülkeye (İran’a) saldırdı. Ama saldırı denmesi ya yasaklanıyor ya da sonrasında saldırı olarak düzeltiliyor. Ama aynı kurumlar iş sözleşmelerinde “editöryel bağımsızlık” ibaresini de geçirmeyi unutmaz. Hatta bu kurumlar kullanılaca/kullanılamayacak kaynakları bile belirliyor. O yüzden birincisi; alternatif medyaya olan desteğimizi artırmamız gerekiyor. İkinci olarak da bu baskı ve sansüre karşı direnebilmek ve özgünlüğümüze sahip çıkabilmek adına örgütlülüğü artırmamız gerekiyor.

 

 

DAS KÖNNTE SIE INTERESSIEREN