HALKWEBWeltOrtadoğu'nun Yeni Ateş Topu: Lübnan ve Suriye

Der neue Feuerball des Nahen Ostens: Libanon und Syrien

Jeder Schritt, der im Nahen Osten unternommen wird, bleibt nicht auf die Grenzen beschränkt, sondern wirkt sich mit einem Dominoeffekt auch auf die innere Arena aus.

Ortadoğu’yu anlamak için uzun uzun teorilere yaslanmaya gerek yok. Bazen tek bir gelişme, arkasındaki büyük planı ele verir.

Bugün konuşulan mesele şudur: ABD, Suriye’yi Lübnan’a yönlendirmek, Hizbullah’ı sahada doğrudan karşı karşıya getirmek istiyor. Yani bölgedeki güç dengesini yeniden kurmak, ama bunu başkalarının eliyle yapmak istiyor.

Suriye tarafı ise bu çağrıya mesafeli. Çünkü mesele sadece Lübnan’a girmek değil. Karşısında İran’ın caydırıcılığı var. Daha da önemlisi, içeride tetiklenebilecek fay hatları var. Yani atılacak adım, dış politikadan çok iç dengeleri sarsma potansiyeline sahip.

Şimdi burada durup Türkiye’ye bakalım.

Türkiye’nin Suriye üzerindeki etkisi, özellikle sahadaki bazı gruplar üzerindeki inisiyatifi düşünüldüğünde, bu denklemde “kenarda kalması” kolay değildir. Tam tersine, böyle bir senaryoda Türkiye’nin dolaylı biçimde sürecin içine çekilmesi oldukça yüksek bir ihtimaldir.

Bu durum Türkyeyi kendi oyununu kuran bir aktörden ziyade, başkasının planında rol verilen bir araca dönüştürür.
Yani sorumluluğu olan ama yön tayin edemeyen bir “emanetçi güç” konumuna…

Tam da bu noktada, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı “Lübnan, Suriye’ye katılmalı” çıkışı ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu tür öneriler, ilk bakışta uçuk ya da maksimalist görünebilir. Ancak Ortadoğu pratiğinde bu tür söylemler çoğu zaman sahada konuşulan planların siyasal dile tercüme edilmesidir. Yani bir fikir beyanından çok, bir yönelim işaretidir.

Daha açık söyleyeyim: Lübnan’ın Suriye’ye bağlanması fikri, Hizbullah’ın etkisini kırmayı hedefleyen, bölgeyi yeniden dizayn etmeye dönük dış müdahale senaryolarıyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu da söz konusu çıkışın, bölgesel gerçeklikten bağımsız olmadığını gösterir.

Eğer bu hat üzerinden bir gelişme yaşanırsa ne olur? Lübnan-Suriye-Türkiye hattı bir gerilim koridoruna dönüşür. Mezhep dengeleri sert biçimde sarsılır. Yeni göç dalgaları kaçınılmaz hale gelir. Ve Türkiye, bu sürecin kurucusu değil, sonuçlarına maruz kalan ülkelerden biri olur.

ABD’nin amacı açıktır: Kendi stratejik çıkarlarını garanti altına almak için bölgedeki taşları yeniden dizmek.

Ama planın zayıf karnı da ortadadır: Suriye’nin tereddüdü, İran faktörü ve iç toplumsal dengeler bu sürecin sanıldığı kadar kolay ilerlemeyeceğini gösteriyor.

Türkiye’nin bu tabloya dolaylı biçimde dahil edilmesi, yalnızca bölgesel bir hamle değildir; aynı zamanda riskler zincirinin en kırılgan halkasını oluşturur. Ortadoğu’da atılan her adım, sınır çizgileriyle sınırlı kalmaz; bir domino etkisiyle içeriyi de etkiler. Suriye’nin veya Lübnan’ın iç dengeleri sarsıldığında, Türkiye’nin kendi iç güvenliği ve ekonomik dengeleri de bundan doğrudan etkilenir.

Bu durumun en somut yansıması, yeni bir göç dalgası olabilir. Savaşın kıyısından kaçan siviller, bir anda Türkiye’nin sınır kapılarını doldurabilir; altyapı, sağlık ve barınma alanlarında yeni krizleri tetikleyebilir. Göç baskısı, sadece sosyal maliyeti değil, aynı zamanda politik gerilimleri de artırır.

Diğer yandan, İran gibi bölgesel aktörlerin direnç göstermesi ve sahada geri adım atmaması, Türkiye’nin güvenlik ve savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılar. Savunma harcamaları artar, yeni silahlanma ihtiyaçları doğar; bu da ekonomik kaynakların başka alanlardan çekilmesi anlamına gelir. Sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik açıdan da Türkiye, daha yüksek bir bedel ödemek durumunda kalabilir.

Sonuç olarak, Ortadoğu’daki karmaşık denklemde dolaylı bir aktör olmak, görünenden çok daha derin ve maliyetli bir sorumluluk demektir. Planı yapanlar kolayca geri çekilebilir; ama Türkiye’nin sınırları içindeki etkiler, uzun süre kendini hissettirmeye devam eder.

Kısacası; bu coğrafyada, başkasının planına dahil olmanın bedeli her zaman, planı yapanlardan daha ağır olur.

Salim Diyap

DAS KÖNNTE SIE INTERESSIEREN