HALKWEBAutorenOlumlu Psikolojik Sermaye

Olumlu Psikolojik Sermaye

Umutlu kişilerin ortak nitelikleri daha az stres ve kaygı yaşarlar, bedensel yönden sağlıklı, güçlüklerden yılmaz, dayanıklı, hayatta anlam bulmakta zorlanmayan yapılarıdır.

0:00 0:00

Seligman (2000), psikoloji biliminin daha ziyade insanın normal olmayan yönlerine önem verdiğine, olumlu ve güçlü yönlerini anlayıp geliştirmeye çalışmadığına vurgu yaparak, psikoloji bulgularının kişileri nasıl daha normal, daha mutlu, daha iyi ve daha başarılı olabileceklerini öğretmek için kullanılmasının gerektiğini vurgulayarak “olumlu psikoloji” kavramını öne sürmüştür (Linley ve diğ., 2006).

Olumlu psikoloji yaklaşımı, psikoloji alanındaki çalışmaların uzun süre başarısızlık, patoloji, çaresizlik ve tükenmişlik gibi insan davranışının olumsuz yanlarına yönelmesine karşılık, modern hayatın kişiler için sağladığı olanaklar ve mutlu hayata erişebilme üzerinde çalışmaya başlamıştır (Caprara & Cervore, 2003).

Olumlu psikolojinin önem verdiği potansiyellerden biri de “olumlu psikolojik sermaye”dir. Olumlu psikolojik sermaye konusu son yıllarda araştırmacıların yoğun ilgi duydukları konular arasında yer almaktadır. Bunun nedeni iyimserlik, psikolojik dayanıklılık, öz-yeterlilik ve umut boyutlarından oluşan olumlu psikolojik sermaye olgusunun ruh sağlığı açısında önem derecesinin yüksek olmasıdır. Olumlu psikolojik sermaye aynı zamanda, kişilerin olumlu biçimde yönlendirilmiş durumsal psikolojik kapasitelerini göstermektedir (Luthans ve diğ., 2004).

Olumlu psikolojik sermaye, bireylerin yapmak zorunda oldukları iş için fazladan çaba sarf etmelerini, olumlu sonuçlar beklentisiyle motive olmalarını, çıkan sorunlara çözüm üretmelerini ve olası zorluklarla başa çıkabilmelerini sağlamaktadır (Meyers ve diğ., 2013, s. 621).

Bu sermaye, durumsal nitelikler taşımasından ötürü fertlerin kişisel gelişimini ve çalışma performansını teşvik eden, aynı zamanda geliştirilebilirlik ve yönlendirilebilirlik özelliği taşıyan psikolojik bir kaynak olarak kabul edilmektedir (Luthans ve diğ., 2007). İnsanların bu etkili kaynağı kullanma konusunda güdülenmeleri önemlidir. Bunun için hem kişilerin, kendi kendilerinin uzmanı olarak aile ve okul ortamlarında çocuklara yönelik olarak olumlu psikolojik sermayeyi oluşturan nitelikleri bilinçli kullanmaları önem taşımaktadır.

Olumlu psikolojik sermaye, iyi oluşla ilişkileri bağlamında yukarıda belirtilen dört boyutu içinde barındıran ve bu boyutların bağımsız etkilerinin toplamından daha büyük ikinci seviyede bütünsel bir yapıyı ifade etmektedir (Luthans ve diğ., 2007). Bu bütünsel sinerjik yapının en temel özelliği, değişmez kişilik özellikleri gibi her koşulda ve durumda süreklilik gösteren bir yapı değil; koşullara ve durumlara göre farklılaşan kişisel düzeydeki nitelikleri içinde barındırmasıdır.

Luthans ve diğerlerine (2008) gelişime ve değişime açık olan bu yapı, kişisel gelişim, performans ve başarı açısından önemli bir etkendir. Bu yapının geliştirilmesi ve güçlendirilmesi kişilerin tercihlerine bağlı olduğu kadar eğitim kurumlarını da ilgilendirmektedir. Aile ve okul kurumları bu kapasiteyi oluşturan nitelikleri geliştirecek doğrultuda çalıştırılmalıdır.

Yapılan bazı çalışmalarda, kendilerine yönelik olumlu düşünceler taşıyanların; daha yüksek seviyelerde öz algılamaya sahip oldukları (Schuettler & Kiviniemi, 2006), daha fazla olumlu beklentiler taşıdıkları (Brown, 1984) ve daha yüksek amaçlar belirdikleri (Baron, 1990) saptanmıştır.

Olumlu psikolojik sermaye konusunda yapılan araştırmalarda olumlu psikolojik sermayesi güçlü olan kişilerin, iş doyumları, problem çözme becerileri, stres yönetimi, motivasyon ve başarı gibi niteliklerinin de yüksek olduğu belirlenmiştir (Akçay, 2012). Araştırmalarda olumlu psikolojik sermayenin geliştirilebilir olduğu da ortaya konulmuştur (Luthans, 2002; Luthans ve diğ., 2007; Çetin ve Basım, 2012).

Olumlu psikolojinin boyutlarından olan iyimserlik, psikolojik dayanıklılık, öz-yeterlik ve umut ile ilgili olarak yapılan çalışmalar, olumlu psikolojik sermaye konusuna dair farkındalığı artırarak hayatın sorunlarına, stresine, zorluklarına ve olumsuz durumlara karşı kişiyi korumayı amaçlamaktadır.

Olumlu Psikolojik Sermayenin Boyutları

a)İyimserlik
Olumlu psikolojik sermayenin bir boyutunu oluşturan iyimserlik, Schneider’e göre (2001) kişinin şimdi ve gelecekteki yaşamında başarılı olma konusunda olumlu yönde atıflarda bulunmasını ifade etmektedir. Hayata olumlu bakma anlamına gelen iyimserlik kavramını inceleyen ilk olumlu psikolog olan M. Seligman (1998), iyimserliğin yetenek ve güdülenme kadar önemli bir kavram olduğunu öne sürmüştür. İyimser kişilerin olumlu düşünme becerileri, kişiyi güçlendirici bir yapı olarak değerlendirilmekte ve iyimserliğin zorlayıcı yaşantıların olumsuz etkisinden kurtulma konusunda önemli bir role sahip olduğu belirtilmektedir (Peterson, 2000).

İyimserlik hayatta farklı koşullara uyum sağlayabilme niteliği olarak tanımlanırken; bunun tersi olan kötümserlik olumsuz duyguları körükleyen ve psikolojik anlamda daha çok kişinin yetersizliğini gösteren bir nitelik olarak görülmektedir (Daco, 1989; Seligman, 1998). Goleman (2000), iyimserliği kişilerin hayatında karşılaştığı her türlü güçlüğe rağmen her şeyin olumlu yönde gelişeceğine ilişkin güçlü bir beklenti diye tanımlamıştır.

İyimser kişilerin kişisel özelliklerine bakıldığında, bir sorunla karşılaştıklarında edilgen olarak durmak yerine sorunun çözümü için arayış içine girdikleri görülmektedir (McGinnis, 1998). Bu nedenle, iyimser kişiler yaşadıkları sorunları geçici olarak görürler ve çözmek için gösterecekleri gayret sayesinde bu engel ve güçlükleri aşacaklarına inanırlar.

İyimser kişiler, başarısız oldukları durumları kişisel olarak algılarlar, hatta başarısızlıkla sonuçlanan durumlarda bile olumlu bakış açısından vaz geçmezler (Fellman, 2000; Marden, 2001). İyimser kişilerin sahip oldukları olumlu bakış açısı, içi boş bir beklentiden değil, algıladıkları öz-yeterlilik inancından kaynaklanmaktadır (Gillham & Reivich, 2004).
İyimser kişiler, bu özellikleri sayesinde, düşüncelerinin olumsuz yönlere kaymasını engellerler, kendilerini huzurlu ve rahat hissederek, stresle daha kolay baş edebilirler (Kasatura, 1998; Parmaksız, 2011). Bir karakter özelliği olarak iyimserlik ailede anne-babaların, okullarda öğretmenlerin model olacak tutum ve davranışlarından etkilenerek öğrenilebilen bir özelliktir. Yetişkinler bu konuda çocuklara doğru model olmalıdır.

b)Psikolojik Dayanıklılık
Olumlu psikolojik sermayenin bir diğer boyutu olan psikolojik dayanıklılık, “kişilerin değişim, zorlanma ve risk durumlarının başarıyla üstesinden gelebilmelerini sağlayan olumlu psikolojik kapasitedir, bu kapasite yıllar içerisinde değişebilir, bireysel ve çevresel etkenlerin etkisiyle geliştirilebilir” (Stewart ve diğ., 1997). Silliman (1994) psikolojik dayanıklılığı, hayatta yaşanan zorluklarla mücadele etmek için kişinin güçlerini geliştirme kapasitesi diye tanımlamıştır.

Psikolojik dayanıklılık kavramı; alan yazında psikolojik sağlamlık, güçlülük ve yılmazlık gibi kavramlarla eşanlamlı kabul edilmekte ve her kişinin yaşamında en az bir kez maruz kaldığı veya maruz kalma olasılığı bulunan şiddet, doğal afet, ekonomik kriz, savaş, kazalar, sevilen birinin kaybı gibi kendisinin çok zorlayıcı olaylar karşısında gözterdiği başa çıkabilme gücü ve kapasitesini ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır (Basım ve Çetin, 2011). Yaşanan zorluklar ve gelişimsel krizlerin karşısında direnme gücünü daha iyi ifade ettiği ülkemizde için yaygın olarak yılmazlık veya sağlamlık yerine ‘dayanıklılık’ kavramının kullanılması tercih edilmektedir.

Alan yazında Ryff & Singer (2003), psikolojik yönden dayanıklı kişilerin genellikle bedensel ve ruhsal sağlıklarının iyi olduğunu, stres üreten durumlardan daha çabuk bir biçimde kurtulabildiklerini ileri sürmektedirler. Fredrickson (2001) da psikolojik dayanıklılığın psikolojik iyi olmayı geliştirici bir etkisinin bulunduğu yönünde etkili kanıtlar olduğunu ifade etmektedir.

Psikolojik dayanıklılık; kişilerin geçmişte yaşadıkları travmatik yaşantıların yetişkin işlevselliğine olan olumsuz etkisini azaltabileceğinden, çocukluk döneminde ruhsal travmaya maruz kalan kişiler için uzun vadeli psikolojik dayanıklılık eğitimi programlarının hazırlanması uygun olacaktır. Wingo ve diğerleri (2010) yaptıkları araştırmada psikolojik dayanıklılığın güçlendirilmesinin yetişkin depresyonu ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkiyi zayıflattığını, Roy ve diğerleri’nin (2011) çalışmalarında ise psikolojik dayanıklılığın depresyon ve öz imha girişimlerini azalttığını tespit etmişlerdir Üstündağ Köksal, 2022).

c) Özyeterlik
Bandura’ya (1997) göre öz-yeterlik, kişinin kendi yeteneklerine duyduğu inanç doğrultusunda gerekli çabayı göstermesi şeklinde açıklanabilir. Alan yazında öz-yeterlik algısı şeklinde de kullanılan bu kavram, bir başka ifadeyle kendine yeterlik, bir sorunu çözmek ya da bir görevi tamamlamak için gerekecek olan belli hareketleri organize etme ve uygulama kabiliyetine duyulan güvendir.

Senemoğlu’na (2015) göre öz-yeterlik; kişinin hayatta karşılaşabileceği zorluklarda, olayın üstesinden gelip gelemeyeceğine dair kendine duyduğu inanç ve kendisi hakkındaki yargısıdır (Senemoğlu, 2015: 234).

Kişinin becerisini kullanarak yapabildiklerine ilişkin inanç yargılarının bir ürünü olan öz-yeterlik kişinin becerilerinin bir fonksiyonu değil, kendine ilişkin kendi algılayışıyla oluşan yargısıdır. Bandura’ya (1982) göre kişinin öz-yeterlik yargıları dört temel kaynaktan beslenir.

Bunlar şöyledir:
a) Doğrudan deneyimler: Kişinin kendi başına deneyimlediği; başarılı veya başarısız olduğu geçmiş deneyimler neticesinde edindiği bilgiler,
b) Dolaylı deneyimler aracılığıyla edinilmiş bilgiler; kişinin kendine benzeyen başka kişilerin gerçekleştirdiği etkinliklerdeki başarı durumlarına bakarak geliştirdiği yargı,
c) Sözel ikna; kişi becerileri hakkında çevresindeki kişilerin neler söylediğini dinler ve bu sebeple başarabileceğine veya başaramayacağına ilişkin nasihatler, destekler, tavsiyeler,
d) Psikolojik durum; kişinin beklentisi ve bedeninden gelen geribildirimler; kişinin gücü, becerisi ve incinebilirliğini değerlendirmek üzere bedenden gelen geribildirimler de öz-yeterlik yargısını etkilemektedir (Senemoğlu, 2015: 234).
d) Umut

Lopez ve diğ., (2000) olumlu psikolojik sermeyenin umut boyutu kişinin belirlediği amaçları başarmak için yeni yollar bulabilmesi ve bulduğu bu yolları kullanmak için güdülenmesini ifade eder. Umudun önemi ise olumlu iyi oluş yani ruhsal sağlık açısından taşıdığı etkililikten kaynaklanmaktadır. Umut, kişiyi yaşama bağlayan ve güçlendiren olumlu psikolojik sermayeyi güçlendiren bir duygu durumudur.

Umut, kişinin rahatsız olduğu durum karşısın içindeki durumu değiştirme girişiminin öncelikli edimidir. Umudunu koruyan kişi ve toplum için hiçbir şey olanaksız değildir. Umutlu kişi her zaman aktif bir beklenti içerisindedir. Tarihsel süreçte acı, keder, üzüntü yaratan durumlar ve krizlerden etkilenen kişiler içinde bulundukları kötü durumu değiştirmek için eyleme geçmiş veya göç etmişlerdir (Dağlı ve Aypek Aslan, 2020).

Umut, geleceğe iyimser ve güvenle bakmayı sağlayan olumlu bir duygudur. Yaşanan güçlükler karşısında bile kişinin işlerinin daha iyiye gidebileceğine ilişkin inancıdır. Bu inanç kişiyi hayata bağlamaktadır.

Umutlu kişilerin ortak nitelikleri daha az stres ve kaygı yaşarlar, bedensel yönden sağlıklı, güçlüklerden yılmaz, dayanıklı, hayatta anlam bulmakta zorlanmayan yapılarıdır. Umudunu kaybeden kişilerin ise: depresyon, kaygı ve öteki ruhsal sorunlar karşısında dayanıksız, hayatın anlamını bulmakta çok zorlanan ve hayata bağlılıkları zayıf olma özellikleri öne çıkmaktadır.

Kavramsal anlamda birbirlerinden bağımsız yapılar olmalarına karşın, yapıları birbirlerine bağlayan ve bunların birleşiminden oluşan üst ana yapı olan olumlu psikolojik sermayenin etkisinin, yukarıdaki her bir bileşenin etkisinin toplamından çok daha fazlası olduğu öne sürülmektedir. Yani psikolojik sermaye, iş, okul ve sosyal hayatta çalışma ve iletişim performansıyla alakalı olarak, daha fazla motivasyon yaratacaktır. Bununla alakalı olarak; Luthans, hem öz-yeterliği hem de umut düzeyi yüksek olan bir çalışan, sadece karşısına çıkan ve mücadele gerektiren ödevleri kabul etmek için çaba göstermeyecek, bunun yanı sıra kendisini hedefe ulaştıracak olan alt hedefleri de belirleyip, oluşan fırsatları öngörüp, engelleri aşmak amacıyla pek çok yol deneyecektir. Bu yolla hem daha fazla performans sergileyip hem de daha çok doyum elde edebilecektir. Benzer durum iyimserlik ile psikolojik dayanıklılık için de geçerli olup, bunların özyeterlik ve umut ile bir araya gelmesi durumunda, kendine güvenin yüksek olacağı, gerekli çaba gösterilerek daha iyi alternatif yolların aranıp bulunacağı belirtilmektedir (Luthans, 2002, 61).

Olumlu psikolojik sermayenin önemli bir özelliği iyimserlik, öz-yeterlik, psikolojik dayanıklılık ve umut bileşenlerinin her birinin hem ölçülebilir olması hem de verilecek olan eğitimlerle kişilere kazandırılabilir ve geliştirilebilir olmasıdır. Bu bilgiler ışığında örgütlerinde olumlu bir iklim yaratarak iş görenlerden en yüksek verimliliği bekleyen yöneticiler, kurumda çalışanlarının kişiliklerine bağlı olarak olumlu ve olumsuz davranış değişkenlerini, güçlü ve yetersiz yanlarını anlamak, bunların işlerine olan etkisini tespit ederek daha fazla veri toplamak için neler yapılabileceğini değerlendirmek, kısaca“psikolojik sermayelerine” yatırım yapmak zorundadırlar.

Personel alımlarında olumlu psikolojik sermayenin dikkate alınması kurumların verimliliğini ve çalışanlar arasındaki çatışma olasılığını arttıracağı düşünülmektedir. Özellikle yoğun stresli ortamlarda ve görevlerde çalışanların bu sermayeye sahip olmaları önem taşımaktadır. Ayrıca çalışanlara yönelik olarak olumlu psikolojik sermayeyi artırmaya yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi yararlı olacaktır.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS