HALKWEBAutorenOkul Bahçesinde “Zorbalık Nöbeti”: Çocuklarımızı Kimden Koruyoruz?

Okul Bahçesinde “Zorbalık Nöbeti”: Çocuklarımızı Kimden Koruyoruz?

Akran zorbalığı artık sınıf duvarlarını aşarak sokaklara ve dijital dünyaya taşan toplumsal bir cinnet halini aldı. Polisiye tedbirlerin ve disiplin cezalarının yetersiz kaldığı bu noktada sormamız gereken asıl soru şu: Bu çocuklar merhameti nerede unuttu?

0:00 0:00

Son günlerde ekranlara yansıyan o korkunç görüntüler ve ardı ardına gelen çocuk cinayetleri, hepimizin göğsüne ağır bir taş gibi oturdu. Toplumsal vicdanımızda açılan bu yaralar sadece canımızı yakmakla kalmıyor; her sabah çocuğunu okula uğurlayan anne ve babaların kalbine derin bir endişe tohumu ekiyor.

Geldiğimiz nokta o kadar vahim ki, artık aileler okul kapılarında sadece ders notlarını değil, çocuklarının can güvenliğini bekler oldu. Okul bahçelerinde adeta bir “akran zorbalığı nöbeti” tutuluyor. Bu tablo bize şunu haykırıyor: Mesele artık birkaç münferit vaka değil; toplumsal bir cinnet eşiğidir.

Sokaklara Taşan Öfke Sarmalı

Akran zorbalığı artık sadece okul koridorlarına, teneffüs saatlerine sığmıyor. Sokaklara, kafelere, parklara ve en tehlikelisi de dijital dünyaya taşan bir öfke patlamasıyla karşı karşıyayız. Çocukların birbirine yönelttiği bu şiddet, kimi zaman geri dönüşü olmayan kayıplarla sonuçlanıyor.

Peki, neden? Bu çocuklar nasıl bu noktaya geldi?

Karşımızdaki bu karanlık tabloyu sadece polisiye tedbirlerle, okuldan uzaklaştırma cezalarıyla ya da birkaç disiplin yönetmeliğiyle açıklamak, hatta çözmek mümkün değil. Sorun çok daha derinlerde, çok daha katmanlı.

Suçlu Sadece Çocuklar mı?

Bir çocuğu, bir diğerine “zorba” yapan süreç; aile yapısından ekonomik adaletsizliğe, kültürel yozlaşmadan denetim eksikliğine kadar uzanan bir ihmaller zinciridir.
Evdeki Gerilim: Ekonomik sıkıntılar ve yoğun çalışma temposu altında ezilen ebeveynlerin ev içindeki stresi, çocuğun dünyasına “öfke” olarak yansıyor. Şefkat ve empatiyle beslenemeyen çocuk, varlığını şiddetle kanıtlamaya çalışıyor.

Kültürel Kuşatma: Televizyon dizilerinde gücü kutsayan, mafyavari karakterleri “itibar” sembolü olarak sunan içerikler, çocuklarımızın rol modellerini çalıyor. Sosyal medya ise bu zorbalığı bir “performans sanatına” dönüştürüp alkış topluyor.
Denetimsizlik: Okullardaki rehberlik mekanizmalarının yetersizliği ve öğretmenlerin üzerindeki ağır yük, zorbalığın filizlendiği anı görmemizi engelliyor. Ceza almayacağını anlayan zorba palazlanırken, mağdur çocuk sessiz bir karanlığa gömülüyor.

Bu Sessiz Çığlık Hepimizin

Altını çizmemiz gereken çıplak gerçek şudur: Akran zorbalığı, sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nın ya da tek başına ailelerin omuzlarına yüklenecek bir sorun değildir. Bu, toplumsal bir bekâ meselesidir. Aileden okula, sivil toplumdan medyaya kadar herkes bu yangına bir kova su taşımakla yükümlüdür.

Elbette uzmanlar en doğru teşhisleri koyacaktır; ancak bizim görevimiz bu can yakıcı tabloya bakıp kafamızı çevirmemektir. Mesele, olay olduktan sonra yas tutmak değil; o noktaya gelmeden önce çocukları koruyacak, onlara insanı ve empatiyi sevdirecek bir “merhamet iklimini” yeniden inşa etmektir.

Okullar sadece formüllerin ezberletildiği binalar olmaktan çıkıp, birlikte yaşama sanatının öğretildiği kaleler olmak zorundadır. Aksi halde, bugün görmezden geldiğimiz o “sessiz çığlıklar” yarın hepimizin sağır olacağı bir gürültüye dönüşecek. Ve bu bedeli ne yazık ki hep birlikte ödeyeceğiz.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS