Tıp fakültesinde bazı anılar zamanla silinir.
Ama bir deneyim vardır ki yıllar geçse de unutulmaz; kadavra ile ilk karşılaşma.
O masanın başına ilk geçtiğiniz anı unutmazsınız. O sessizlik… O tuhaf ciddiyet… İçinizde tarif edemediğiniz bir ağırlık. Çünkü karşınızda bir konu değil, bir insan vardır. Ve o insan artık kendi hayatı için değil, hiç tanımadığı insanların hayatı için oradadır.
Tıp eğitimi yalnızca bilgi aktarmak değildir. Elin, gözün ve zihnin birlikte çalışmayı öğrenmesidir. Sorumluluk duygusunun yerleşmesidir. Kadavra bu eğitimin en sessiz ama en güçlü parçasıdır.
Anatominin ezber olmadığını en çok orada anlarsınız. Katman katman ilerlerken bedenin bir çizim değil, üç boyutlu bir gerçeklik olduğunu görürsünüz. Sinirin damarla komşuluğunu, kasın yönünü, bir milimin ne anlama geldiğini.
Kadavra yalnızca yapıları göstermez.
Varyasyonu gösterir.
Her bedenin farklı olduğunu öğretir.
Her şeyin plana göre gitmeyeceğini öğretir.
Ameliyathanede dışarıdan rahatlık gibi görünen o güvenli hareketlerin arkasında, o masada geçirilen saatler vardır.
Tıp eğitiminin kalitesi tesadüfe bırakılamaz. Bu, planlama ve kamu sorumluluğu gerektiren bir konudur.
Devlet politikaları bu alanı açık, şeffaf ve sürdürülebilir bir şekilde desteklemelidir.
Çünkü çoğu insan karşı değil. Sadece kararsız. Süreci bilmiyor. Nasıl bağış yapılacağını bilmiyor. Bedenine ne olacağını bilmiyor. Dini tereddütlerine net cevap bulamıyor. Güven olmadığı yerde bağış artmaz. Güven ise ancak net kurallarla, açık süreçlerle ve görünür denetimle oluşur.
Bu nedenle devlet politikası üç temel üzerine kurulmalıdır. Süreç sade ve erişilebilir olmalı; bağış beyanı dijital sistemler üzerinden kolayca yapılabilmelidir. Merkezi bir koordinasyon sistemi kurulmalı; hangi fakültenin ne kadar ihtiyacı olduğu planlı şekilde yönetilmelidir. Kullanım, süre ve defin süreci açıkça ilan edilmeli; etik denetim mekanizması kamuya görünür olmalıdır.
Dünyada bu alan ciddiye alınır. Amerika Birleşik Devletleri’nde beden bağışı programları kurumsal yapının içindedir. Birleşik Krallık’ta süreç şeffaftır. Almanya’da koordinasyon güçlüdür. Donörler için anma törenleri yapılır.
Bizde ise fakülteler artıyor, kontenjan artıyor. Ama kadavra sayısı aynı hızda artmıyor. Öğrenci başına düşen oran birçok yerde yetersiz. Diseksiyon süresi azalıyor. Teknolojiye daha fazla yaslanıyoruz. Oysa teknoloji destek olur; kadavranın yerini tutmaz.
Sonuçta mesele, yarının hekimini sağlam yetiştirmek ve ameliyat masasında beklenmedik bir durumla karşılaşıldığında doğru karar verebilen, sakin kalabilen bir insan yetiştirmektir; çünkü bütün bu çabanın nihai amacı ameliyat masasında yatan hastanın güvenliğidir.
Bir beden bağışlandığında yalnızca bir eğitim imkanı doğmaz. Eğitim standardı da yükselir. Bir meslek güçlenir. Gelecekte binlerce hasta daha emin ellerde olur.
Ve insanlık için bedenini bağışlayan herkese içten bir minnetle.
