HALKWEBAutorenHSK, Mahkeme Kararlarını Neden Uygulamaz?

HSK, Mahkeme Kararlarını Neden Uygulamaz?

HSK, Anayasa’nın 159. maddesinde düzenlenmiş bir kurumdur. Ancak; bu madde, HSK’ya Anayasa’ya uymama serbestisi tanımaz.

0:00 0:00

HSK, Anayasa’nın 159. maddesiyle kurulmuş, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını güvence altına almakla görevli anayasal bir organdır. Bu niteliğiyle HSK’nın, herkesten ve her kurumdan önce Anayasa’ya ve mahkeme kararlarına uyması gerekir. Çünkü hukuk devleti, en çok da gücü elinde tutan kurumların hukukla bağlı olmasıyla anlam kazanır.

Ancak yaşadığım süreç, bu anayasal ilkenin pratikte nasıl aşındırıldığını göstermesi bakımından ibret vericidir.

HSK’daki Standart Süreç: Şikâyet – Yeniden İnceleme – İtiraz – “Kesin” Karar

HSK’daki şikâyet mekanizması kâğıt üzerinde son derece nettir.
Şikâyet dilekçesi verilir; HSK Birinci Dairesi “işleme konulmama” kararı verir ve başvurucuya 10 gün içinde yeniden inceleme talebinde bulunabileceği bildirilir.
Yeniden inceleme talep edilir; yine “işleme konulmama” cevabı gelir ve bu kez HSK Genel Kurulu’na itiraz yolu gösterilir. İtiraz edilir; bu defa “kesin olarak işleme konulmama” kararı verildiği bildirilir.

Bu üç aşamalı süreçte dikkat çeken husus şudur: Karar’a ilişkin tebligat yazılarının içeriği değişmez, sadece karar numarası ve aşamanın adı değişir.

4982 Sayılı Kanun Devreye Girdiğinde Sorun Başlar

Bu noktada yurttaş olarak doğal ve meşru bir talepte bulundum: Anayasa’nın 74. Maddesinde yer alan “Bilgi Edinme Hakkı”na ilişkin olarak hazırlanan 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca, şikâyetim üzerine HSK tarafından yapılan işlemlere dair bilgi ve belgeleri talep ettim.

HSK’nın cevabı her seferinde aynı oldu: Talep reddedildi; gerekçe olarak 4982 sayılı Kanun’un 19. maddesi gösterildi ve idare mahkemesinde dava açabileceğim bildirildi.
Açtım ve kazandım; tek bir dava da değil üstelik.

Birinci, İkinci ve Üçüncü Mahkeme Kararları

Birincisi; Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin 21.02.2022 tarihli, 2021/1131 E., 2022/364 K. sayılı kararıyla; HSK’nın bilgi ve belge vermeyi reddeden işlemi iptal edildi.

Bu karar, HSK’nın istinaf kanun yolu başvurusu üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi’nin 09.06.2022 tarihli, 2022/729 E., 2022/938 K. sayılı kararıyla kesinleşti.

İkincisinde, HSK mevcut kesinleşmiş karara rağmen, bir başka dosyayla ilgili olarak aynı işlemi tekrar tesis etti. Yeniden dava açtım. Bu kez Ankara 25. İdare Mahkemesi 28.02.2024 tarihli, 2023/1559 E., 2024/305 K. sayılı kararıyla bir kez daha iptal kararı verdi. HSK yine istinafa gitti. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İDD, 06.11.2024 tarihli, 2024/1042 E., 2024/2185 K. sayılı kararıyla HSK’nın istinafını oybirliğiyle reddetti.

Yani aynı idari işlem iki ayrı mahkeme kararıyla ve istinaf denetiminden geçerek kesin biçimde iptal edilmişti.

Üçüncüsünde, HSK mevcut kesinleşmiş iki ayrı karara rağmen, bir başka dosyayla ilgili olarak da yine aynı işlemi tekrar tesis etti. Yeniden dava açtım. Ankara 16. İdare Mahkemesi 23.10.2025 – E:2025/624, K:2025/1441 sayılı iptal kararıyla açıkça şunu tespit etti: Tamamlanmış incelemelere ilişkin bilgi ve belgeler, idarenin iç işleyişine dair olanlar hariç olmak üzere, ilgilisine verilmelidir.

Aksi yöndeki HSK işlemi iptal edildi. HSK, yine istinaf kanun yoluna başvurdu ve dosya incelenmeyi bekliyor.

Mahkeme Kararlarından Sonra Dil Değişir

Asıl sorun tam da bu noktadan sonra başlar.

Mahkeme kararlarından sonra HSK’nın dili değişir. Bu kez verilen cevaplarda şu cümle tekrar edilir:
“Şikâyetiniz işleme konulmamıştır; inceleme ve soruşturma izni verilmediği için dosyada şikâyet dilekçeniz dışında verilecek herhangi bir evrak bulunmamaktadır.”

Bu ifadeler, mahkeme kararlarından sonra verilen cevaplardır.
Oysa idare mahkemeleri açıkça şunu söylemiştir: 4982 sayılı Kanun, tamamlanmış incelemelere ilişkin bilgi ve belgelerin verilmesine engel değildir.

HSK Kanunu’nun 32/5. maddesi, bilgi edinme hakkını ortadan kaldırmaz.

Buna rağmen HSK, mahkeme kararlarını uygulamak yerine, şikâyet, yeniden inceleme ve itiraz dilekçelerimi geri göndermeyi tercih etmiştir. Hukuki gerekçesi iptal edilmiş bir işlemi, içerik olarak hiç değiştirmeden yeniden tesis etmiştir.

Eğer bir idare, üç kez iptal edilmiş, ikisi kesinleşmiş bir işlemi aynı gerekçeyle tesis etmeye, mahkeme kararlarını yerine getirmemeye devam edebiliyorsa, ortada artık münferit bir hak ihlali değil, kurumsal bir anayasa sorunu vardır.

HSK Şikâyet Üzerine Ne Yapmak Zorundadır?

Bu noktada temel soru şudur: HSK gerçekten hiçbir işlem yapmadan “işleme konulmama” kararı verebilir mi?
Cevap nettir: Hayır.
Mevzuat çok açıktır
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu m.97
6087 sayılı HSK Kanunu m.9, 32, 33
HSK Çalışma Usul ve Esasları Yönetmeliği
HSK’nın 30.04.2014 tarihli Genelgesi
Bu düzenlemelere göre;
Bir şikâyet üzerine HSK’nın:
Araştırma yapması,
Bilgi ve belge toplaması,
İnceleme varsa inceleme tutanağı / fezlekesi düzenlemesi,
Daire ve Genel Kurulda görüşme yapılmışsa tutanak oluşturması,
Sonunda gerekçeli bir karar tesis etmesi gerekir.
“İşleme konulmama” kararı dahi, hiçbir şey yapılmadan verilebilecek bir karar değildir.

Ortada
araştırma yoksa,
inceleme yoksa,
tutanak yoksa,
fezleke yoksa,
o zaman şu soru kaçınılmazdır:
HSK neyi değerlendirerek işleme koymama kararı vermiştir?

Bu soruya bugüne kadar tek bir somut belgeyle cevap verilmemiştir.

Yargı Kararlarının Uygulanmamasının Cezai ve Tazminat Boyutu

Yaşananlar yalnızca idari bir uyuşmazlıkla sınırlı kalmamıştır. Kesinleşmiş ve uygulanması zorunlu idare mahkemesi kararlarının yerine getirilmemesi üzerine, bu kez cezai sorumluluk yönünden de yasal yollara başvurulmuştur.

Bu kapsamda; yargı kararlarını uygulamayan kamu görevlileri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurularında bulunulmuştur. Ancak; bu şikâyetler, usul gereği HSK’ya gönderilmiş, sonuç yine değişmemiştir.

HSK, bu aşamada da aynı refleksi göstermiştir: Şikâyetler rutin şekilde “işleme konulmama” kararlarıyla sonuçlandırılmış, herhangi bir araştırma yapıldığına, bir değerlendirme süreci işletildiğine ya da somut bir gerekçe oluşturulduğuna dair tek bir belge dahi tarafıma verilmemiştir.

Böylece tablo daha da netleşmiştir: Mahkeme kararlarını uygulamayan idare hakkında yapılan cezai başvurular, yine aynı idare tarafından fiilen sonuçsuz bırakılmıştır.

Tazminat Davaları ve Danıştay Aşaması

Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi karşısında, bu kez idarenin hizmet kusuru nedeniyle Ankara İdare Mahkemeleri’nde tam yargı (tazminat) davaları açılmıştır. Zira Anayasa’nın 125. maddesi ve İYUK’un 28. maddesi uyarınca, idarenin yargı kararlarını uygulamaması açık bir hukuka aykırılık ve tazminat sorumluluğu doğurur.
Ancak; bu davalarda da dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmıştır:

  • İlk derece idare mahkemeleri,
  • Ardından bölge idare mahkemeleri,

HSK’nın yargı kararlarını fiilen uygulamamasını, 4982 sayılı Kanun bağlamında bilgi ve belge taleplerinde bulunulmadan ve idare mahkemesinde dava açma yolu gösterilmeden önce HSK’nın 6087 sayılı Kanun’un 32. maddesine göre şikayetimizin sonucunu bildirmiş olmasını, mahkeme kararının yerine getirildiği şeklinde değerlendirmiş ve tazminat taleplerimi reddetmiştir.

Bu değerlendirmedeki isabetsizlik açıktır. Anayasa’nın 74. maddesindeki “dilekçe hakkı” ile “bilgi edinme hakkı” arasındaki ayrımı, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun ile 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu arasındaki farklılıkları hukukçular bileceklerdir.

Bu kararlar üzerine süreç, artık kaçınılmaz olarak Danıştay’a taşınmıştır. Danıştay’ın yetkin üyelerinin “dilekçe hakkı” ile “bilgi edinme hakkı” arasındaki farklılıkları bilmemeleri imkansız olsa gerektir.

Bir mahkeme kararının yerine getirilip getirilmediğini, cerrah titizliğiyle ortaya koyacaklarını düşünüyorum.

Bugün Danıştay’ın önünde bulunan dosyalar, yalnızca bireysel bir tazminat talebini değil; şu temel soruyu içermektedir:
Bir idare –üstelik anayasal bir kurum– kesinleşmiş yargı kararlarını uygulamazsa,
bu durum hukuken sonuç doğurmaz mı?
Danıştay, bu dosyalarda yalnızca alt derece mahkemelerinin kararlarını değil;
hukuk devleti ilkesinin sınırlarını, yargı kararlarının bağlayıcılığını
ve anayasal kurumların yargı karşısındaki sorumluluğunu değerlendirecektir.

Sonuç Yerine: Mesele Kişisel Değil, Kurumsaldır

Ortaya çıkan tablo artık açıktır:

  • Aynı işlem üç kez iptal edilmiştir,
  • İptal kararları uygulanmamıştır,
  • Cezai şikâyetler HSK’da kapatılmıştır,
  • Tazminat davaları ilk derece ve istinafta reddedilmiştir,
  • Süreç bugün Danıştay’ın önündedir.

Bu noktada mesele, tek bir kişinin bilgi edinme hakkı ya da bireysel mağduriyeti değildir.
Mesele; yargı kararlarının uygulanıp uygulanmadığı, anayasal bir kurumun yargı karşısındaki konumu ve hukuk devletinin gerçekten işleyip işlemediği meselesidir.

HSK, Anayasa’nın 159. maddesinde düzenlenmiş bir kurumdur. Ancak; bu madde, HSK’ya Anayasa’ya uymama serbestisi tanımaz. Aksine, herkesten önce Anayasa’ya ve yargı kararlarına uyma yükümlülüğü yükler.

Danıştay’ın vereceği karar, yalnızca bu dosyalar bakımından değil; Türkiye’de yargı kararlarının bağlayıcılığı bakımından da belirleyici olacaktır.

Bu nedenle bu yazı bir son değil, bir kayıt altına alma girişimidir. Devamı gelecektir.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS