HALKWEBAutorenHrant'a sıkılan ilk kurşun

Hrant’a sıkılan ilk kurşun

Atakan Sonmez
Atakan Sonmez
İnsan... Çerkes... Gazeteci

Hrant'a ilk kurşunu sıkanlar işte bu nedenle son kurşunu sıkan Ogün Samast ve diğer suç ortakları kadar bu suça ortak oldular. Ve daha da acısı, bugün de aynı düzenek hakikati boğmak için bir anda devreye girerek dilediğini 'hain' dilediğini ise 'kahraman' ilan edebiliyor.

0:00 0:00

19 Ocak 2007’de bu ülkede ürkek bir güvercine kıydılar… Şairin dediği gibi, “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu. Birinciliği beyaza verdiler…”

Rakel Dink’in cenaze töreninde  “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim”  diyerek işaret ettiği Ogun Samast denen kiralık katilin kafasındaki beyaz bere, aslında en hızlı kirlenen masumiyetin ve temizliğin simgesi oldu adeta.
Ve tabii ki öfkeden ve nefretten beslenen bazı kesimlerin de simgesi.

Aslında o gün Sebat Apartmanı önünde Hrant’a sıkılan kurşun son kurşundu.
İlk kurşun yine kaleminden nefret akan ve hakikati gürültüyle boğmaya çalışan yerleşik düzenin aparatlarından gelmişti.

Hrant Dink’in Türkler ve Ermenilerin karşılıklı nefretle yüklendiği bir tarih anlatısı nedeniyle barışın sağlanamadığını ifade etmek için kullandığı  “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarda mevcuttur”  sözü bile bağlamından kopartılarak, “Türk kanını aşağıladı” diye manşetlere taşındı.

Aslında ne demek istediğini bal gibi de biliyorlardı o manşetleri atıp o yazıları yazanlar.

Ama ‘konjonktur’ Hran’a hakaret edenlere uygun bir zemin yaratıyordu ve kimse aslında hakikatin ne olduğunun peşinde değildi.

Sabiha Gökçen hakkındaki haberinin Hürriyet’te manşet olmasıyla birlikte saldırıların dozu arttı.

Aslında Hrant’a kalem görünümlü silahlardan atılan kurşunlar, onun ürkek bir güvercin tedirginliği ile anlatmaya çalıştığı meramını anlatmasını daha da güçlendirmişti.

Hrant’ı öldürmeden önce onun sözünü öldürmeyi seçmişlerdi çünkü. Sözün şifa edici özelliğini zehirleyerek Hrant’ı sessiz ve sözsüz bırakmak için büyük bir gürültü yaratmayı başarmışlardı.

Hrant, sonraki günlerde Ahmet Hakan’a verdiği röportajda buna isyan ederek, “Aşağılayacaksam ben niye bu ülkede yaşıyorum? Aşağılayacaksam gider uzaktan aşağılarım, başıma da bu belalar gelmez. Alnıma bir leke sürülmüş, Türklüğü aşağılamışım. Ben Ahmet Hakan’ı aşağılamışsam ben senle nasıl yaşarım? Ahlaksızlıktır. Ben Türkle yaşamayı şans sayarım.”  demişti ama karanlığın gürültüsü artık hakikatin sesini boğmayı başarmıştı bir kere.

İstanbul Ülkü Ocakları’nın başını çektiği bir grup Agos’un önündeydi. “Ya sev ya terk et” sloganları atan grubu önlem alan polis engelledi.

Birkaç gün sonra Agos’un önünde bir gösteri daha yapıldı. Ardından Avukat Kemal Kerinçsiz ve arkadaşları devreye girdi. Dink aleyhinde suç duyurusunda bulundular büyük bir şov ve gövde gösterisi yaparak.

Kampanyalar sonuç verdi ve Hrant Dink hakkında “Türklüğü neşren tahkir ve tezyif etme” suçlamasıyla (TCK301) dava açılmasına Adalet Bakanı Cemil Çiçek yerine müsteşarı Fahri Kasırga’nın imzasıyla izin verildi. Dava sonucunda Dink, 6 ay hapis cezasına mahkum edildi. Yargıtay da bu cezayı onadı.

Peşinden başka davalar da geldi tabi.

Duruşmalarda Kerinçsiz ve arkadaşları, adliye önünde ve koridorlarda yerlerini aldılar.

Hemen her duruşmada Dink’in ‘Türk düşmanı’ olduğunu öne sürerek gösteriler yaptılar.

Bu tehditler karşısında Hrant’ı korumak aklına gelmeyen ‘devletliler’ ise, onu çağırarak üstü kapalı olarak ‘ayağını denk al’ diyordu. Çünkü o devletlilere göre, İstanbul’un oratasında barışı savunan bir gazetecinin katletmesi değil, hakikatlerin ortaya çıkması daha büyük bir utançtı.

Artık geriye sadece bebekten yaratılmış kiralık bir çocuk katil bumaktı. O da zor olmadı.

Bugün ‘bu ülkenin sokaklarında neden çocukalr cinayet işliyor’ diye soranlar, Ogün’ün nasıl katilleştirildiğini daha fazla dert edinseler belki de yaşanmayacaktı bir tablo.

Maktülün ‘hain’, katilin ise ‘kahraman’ ilan edildiği bir ülkede, ne hakikatin hükmü kalır ne de tertemiz çocukların yaşam hakkının.

Hrant’a ilk kurşunu sıkanlar işte bu nedenle son kurşunu sıkan Ogün Samast ve diğer suç ortakları kadar bu suça ortak oldular.

Ve daha da acısı, bugün de aynı düzenek hakikati boğmak için bir anda devreye girerek dilediğini ‘hain’ dilediğini ise ‘kahraman’ ilan edebiliyor.

Tam da bu nedenle “Hepimiz Hrant’ız” diyenlerle, “Hepimiz Ogün Samast’ız” diyenlerin mücadelesi hiç bitmeyecek.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS