HALKWEBAutorenEkranların Görünmeyen Duvarları: Liyakat Değil, Referans Düzeni

Ekranların Görünmeyen Duvarları: Liyakat Değil, Referans Düzeni

Sorun sadece “kim ekrana çıkıyor” meselesi değildir. Asıl sorun, kimlerin sistematik şekilde dışarıda bırakıldığıdır.

0:00 0:00
Sanat camiasına yıllardır yöneltilen bir eleştiri vardır: Güçlü ve yerleşik isimler, yeni gelenlerin önünü keser. Bu iddialar kimi zaman kulislerde fısıltı olarak kalır, kimi zaman açık açık dile getirilir. Örneğin İbrahim Tatlıses ile Mahsun Kırmızıgül arasında geçtiği öne sürülen tartışmalar, hatta bir dönemin sinema yapımlarında üstü kapalı şekilde işlenmiş sahneler… Yine Erol Köse hakkında, Doğuş, Gülşen ve Naz (şarkıcı) gibi isimlerin önünü kestiğine dair iddialar…
Bu tartışmalar yeni değil. Ama asıl mesele şu: Bu durum sadece sanat dünyasına mı özgü?
Nein, natürlich nicht.
Bugün benzer bir tabloyu çok daha kritik bir alanda, kamuoyunu doğrudan etkileyen basın ve televizyon dünyasında görüyoruz.
Teoride bir televizyon kanalına yorumcu olarak çıkmanın tek kriteri vardır: bilgi, birikim ve liyakat.
Pratikte ise işler bambaşka.
Bugün ekranlara baktığınızda aynı isimlerin, farklı başlıklar altında “uzman” sıfatıyla dolaştığını görürsünüz.
•Ortadoğu’da bir kriz olur, herkes Ortadoğu uzmanı
•Rusya-Ukrayna savaşı çıkar, aynı kişiler Rusya uzmanı
•Balkanlarda gerilim olur, Balkan uzmanı
•Avrupa’da ekonomik kriz olur, Avrupa uzmanı
•Afrika konuşulur, Afrika uzmanı
•Hatta Grönland gündeme gelir, bir anda Grönland uzmanları ortaya çıkar
Das Problem ist folgendes:
Bu kişilerin önemli bir kısmı, bahsettikleri coğrafyaya dair temel bilgileri bile derinlikli şekilde bilmez.
Grönland’ın yerini haritada göster deseniz gösteremezler.
Ortadoğu’da hangi ülkeler var, kaç ülke var deseniz sayamazlar.
Ama ekranlarda en çok onlar vardır.
Warum?
Çünkü mesele uzmanlık değil, erişimdir.

Referans Mekanizması: Liyakatın Önüne Geçen Sistem

Bir yorumcunun ekrana çıkıp çıkamayacağını belirleyen şey çoğu zaman CV’si değildir.
Kimin referans olduğu belirleyicidir.
Bu referans mekanizması ise çoğu zaman liyakatten uzak, ilişkiler ağına dayalıdır.
Kendisi ilişkilerle bir noktaya gelmiş olan kişiler, aynı yöntemi başkalarına uygular. Böylece bir kısır döngü oluşur:
•Liyakat yerine sadakat
•Bilgi yerine yakınlık
•Yetkinlik yerine bağlantı
Sonuç: Ekranlar gerçek uzmanlara değil, “ahbap dost ilişkisi ya da…. olana” açılır.
İktidarın basını, Muhalefetin basını.
Dışarıdan bakıldığında medya ikiye ayrılmış gibi görünür:
İktidara yakın kanallar ve muhalefete yakın kanallar.
Ama artık şu gerçeği açıkça söylemek gerekir:
İkisi de aynı.
Bu noktada isimleri açıkça koyalım:
CHP’ye yakın kanallar:
Burada ise tablo daha nettir.
CHP Genel Merkezi tarafından belirlenen isimler dışında kimseye alan açılmaz.
Eleştiriyorsan yoksun. Destekliyorsan varsın.
AK Parti’ye yakın kanallar:
Bir telefon, bir telkin, bir “rica”…
AK Parti Genel Merkezi’nden, Külliye’den ya da bir milletvekilinden gelen bir çağrı, bir ismin ekrana çıkıp çıkmamasını belirleyebilir.
Çoğu zaman sorgulanmaz bile. “Üstten geldi” denir ve konu kapanır.
Ama şunu da açıkça ifade etmek gerekir:
İktidara yakın kanalların işleyişi tamamen tek boyutlu değildir.
İktidarı eleştirdiğin için seni otomatik olarak dışarıda bırakmazlar.
İstediğin kadar iktidarı eleştir, hatta başka kanallarda Sayın Cumhurbaşkanına çok sert ifadeler kullanmış ol, bu durum çoğu zaman tek başına engel olmaz.
Asıl belirleyici olan yine başka bir mekanizmadır:
Bir telefon gelmesi…
“Bu kişi çıkmasın” denmesi…
Ve o noktada kapı kapanır.
Sonuç değişmez:
Kapıyı açan da kapatan da siyaset, içeri giren ise hep aynı isimlerdir.

Kraldan Çok Kralcılar Meselesi

En dikkat çekici nokta ise şu:
Bu sistem çoğu zaman doğrudan siyasi iradeden değil,
“kraldan çok kralcı” anlayıştan beslenir.
Yetki verilmemiş olsa bile, bazı kişiler bu yetkiyi kendilerinde görür.
Kendi inisiyatifleriyle kapılar kapatır, isimler eler, listeler oluşturur.
Ve böylece bireysel inisiyatifler, sistematik bir engelleme mekanizmasına dönüşür.
Şimdi diyeceksiniz ki: “Sen nasıl çıkıyorsun?”
Beni bilen bilir.
Soyadım karakterim olmuştur.
Eptemli demek; evirip kıvırmadan, doğrudan bildiğini söyleyen demektir.
Ben kimseye boyun eğmedim.
Muhalefete yakın kanallara çıktığımda:
•Muhalefetin doğru yaptığı işi övdüm
•Yanlışını açık açık eleştirdim
Aynı programda:
•İktidarın doğru yaptığı işi de söyledim
•Yanlışını da eleştirdim
İktidara yakın kanallarda ise:
•İktidarın doğru yaptığı işi övdüm
•Yanlışını yine eleştirdim
Ve aynı şekilde:
•Muhalefetin doğru yaptığı varsa onu da söyledim
Yani rüzgâra göre konuşmadım, gerçeğe göre konuştum.
Kısacası ben, bu sistemin içindeki istisna kanallara çıktım.
Ve şunun da özellikle altını çizmek isterim:
Çıktığım hiçbir kanaldan bir kuruş ücret almadım, hiçbir masraf talep etmedim.
Ne bir beklentiyle konuştum ne de bir hesapla.

Basın İçindeki Gruplaşma

Sorunun bir diğer boyutu ise medya içindeki gruplaşma kültürü.
•Bazı gruplarda para ve ekonomik ilişkiler ön plandadır
•Bazı gruplarda ise ahbap–çavuş ilişkisi belirleyicidir
Ve burada özellikle altını çizmek gerekir:
Kim para ile, kim ahbap–dost ilişkisi ile bu sistemin içinde yer alıyor… o şimdilik bende kalsın.
Ama sonuç değişmez:
Dışarıdan gelen, bağımsız ve gerçekten yetkin isimler için kapılar çoğu zaman kapalıdır.

Sonuç: Görünmeyen Bir Eleme Sistemi

Bugün geldiğimiz noktada sorun sadece “kim ekrana çıkıyor” meselesi değildir.
Asıl sorun, kimlerin sistematik şekilde dışarıda bırakıldığıdır.
Bu yapı değişmediği sürece:
•Gerçek uzmanlar görünmez kalmaya devam edecek
•Kamuoyu, sınırlı ve tekrar eden seslere mahkûm olacak
•Medya, toplumun aynası olmaktan uzaklaşacaktır
Elbette istisnalar vardır.
Gerçekten liyakati esas alan, bağımsız karar verebilen yöneticiler ve kanallar hâlâ mevcuttur.
Ama sistemin geneline bakıldığında tablo nettir:
Ekranlara çıkmanın yolu bilgiden değil, ilişkilerden geçmektedir.
Ve bu düzen değişmeden, ne sanat dünyasında ne de basında gerçek anlamda adil bir rekabetten söz etmek mümkün değildir.
ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS