Çanakkale Savaşı üzerine konuşurken çoğu zaman meseleyi daraltıyoruz. Sanki sadece bir başkent savunulmuş gibi anlatıyoruz. Oysa Çanakkale’de verilen mücadele, bir devletin ömrünü uzatmanın ötesinde, tarihin akışına yapılmış doğrudan bir müdahaledir. Eğer o boğaz geçilseydi, bugün bildiğimiz dünya aynı dünya olmayacaktı.
İngilizlerin hedefi yalnızca İstanbul değildi. Mesele, çöküşün eşiğindeki Çarlık Rusya’sını ayakta tutmak ve yükselen bir devrimi daha doğmadan bastırmaktı. Boğazlar açılacak, Rusya nefes alacak ve Bolşevik Devrimi ya hiç yaşanmayacak ya da bambaşka bir seyir izleyecekti. Bu, sadece askeri bir hamle değil; küresel güç dengelerini kalıcı biçimde kurma girişimiydi.
Çanakkale geçilmedi. Ve bu “geçilmedi” ifadesi, tarihin yönünü değiştirdi. Rusya beklediği desteği alamadı, çöküş hızlandı ve Çarlık tarihe karıştı. Ardından Kafkaslar ve Orta Asya’da sınırları belirlenmiş yeni siyasi yapılar ortaya çıktı. Bugün bağımsız olarak bildiğimiz Türk Cumhuriyetlerinin temeli, yalnızca 1991’de değil, bu kırılmanın yaşandığı süreçte atıldı. Çanakkale, bu yönüyle sadece Anadolu’nun değil, Türk dünyasının da kaderini etkiledi.
Bir liderin doğduğu yer
Eğer Çanakkale geçilseydi, İstanbul düşecek, Anadolu çok daha erken işgale uğrayacaktı. Kars’tan Ardahan’a, Artvin’den Oltu’ya uzanan hat kalıcı biçimde elden çıkabilirdi. Bu bir işgal değil, bir coğrafyanın tasfiyesi olurdu.
Ve belki de en kritik nokta: Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale’de yalnızca bir cephe komutanı olarak öne çıkmadı; bir milletin kaderine yön verecek lider olarak tarih sahnesine çıktı. Anafartalar’da kazanılan başarı, onu Anadolu’nun umudu haline getirdi. Çanakkale olmadan bu liderlik doğmazdı. Bu liderlik olmadan Türk Kurtuluş Savaşı ya başlamaz ya da başarıya ulaşamazdı.
Bolşeviklerin Anadolu’ya verdiği destek de bu tablonun bir parçasıdır. Çünkü onlar da biliyordu ki Çanakkale geçilmiş olsaydı, kendi tarihleri de aynı şekilde yazılmayacaktı. Bu nedenle kurulan ilişki, basit bir ittifak değil, ortak kaderin sonucuydu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu net biçimde söyleyebiliriz: Çanakkale bir savunma hattı değil, tarihin yönünü değiştiren bir irade beyanıdır. Eğer o gün o boğaz geçilseydi; bir imparatorluk daha erken çökecek, bir devrim belki hiç doğmayacak, bir millet tarih sahnesinden silinecek ve bugün bildiğimiz dünya başka bir düzenin ürünü olacaktı.
Ama geçilmedi.
Bu yüzden Çanakkale’de kazanılan zafer, geçmişe ait bir hatıra değil; bugünün ve yarının mümkün kalmasının adıdır.
Çünkü Çanakkale geçilseydi, bugünün dünyası kurulamazdı.
Und heute
18 Mart’ın yıl dönümünde,
Çanakkale Savaşı’nin isimsiz kahramanlarını,
cephede destan yazan Mehmetçiği,
ve bu milletin kaderine yön veren Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm komutanları
saygıyla, minnetle ve rahmetle anıyoruz.
Çanakkale’yi geçilmez kılanları unutmadık, unutmayacağız.
