HALKWEBAutorenDarağaçlarından Halkın Hafızasına: Denizler Neden Hâlâ Yaşıyor?

Darağaçlarından Halkın Hafızasına: Denizler Neden Hâlâ Yaşıyor?

Deniz Gezmiş ve arkadaşları belki çok genç yaşta hayatlarını kaybettiler ama geride büyük bir siyasi ve toplumsal hafıza bıraktılar.

0:00 0:00

Türkiye’nin siyasi tarihi yalnızca seçimlerden, darbelerden, hükümetlerden ya da iktidar mücadelelerinden ibaret değildir. Bu ülkenin tarihi aynı zamanda büyük bedeller ödeyen gençlerin, inandıkları uğurda yaşamlarını ortaya koyan insanların da tarihidir. İşte o isimlerin başında hiç kuşkusuz Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gelir.
6 Mayıs 1972 sabahı…
Henüz hayatlarının baharında olan üç genç insan, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde idam edildi. Aradan tam 54 yıl geçti. Türkiye değişti, hükümetler değişti, kuşaklar değişti; ancak Denizlerin adı silinmedi. Çünkü bazı insanlar yalnızca yaşadıkları döneme değil, bir halkın ortak hafızasına kazınırlar.
Bugün hâlâ milyonlarca insanın Deniz Gezmiş’i konuşmasının nedeni yalnızca trajik bir idam hikâyesi değildir. Asıl mesele, onların temsil ettiği düşüncelerin hâlâ bu topraklarda karşılık bulmasıdır. Bağımsızlık, eşitlik, özgürlük, halkların kardeşliği ve anti-emperyalizm… Denizler, işte tam da bu kavramların sembolü hâline geldiler.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakkında yıllardır çok şey söylendi. Kimileri onları kahraman olarak gördü, kimileri ağır biçimde eleştirdi. Ancak bütün tartışmaların ötesinde değişmeyen bir gerçek vardır: Onlar inandıkları fikirlerden geri adım atmadılar. Ölüm karşısında bile düşüncelerini savunmaya devam ettiler.
Bugün bunu anlamaya çalışırken, dönemin Türkiye’sine bakmadan sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün değildir.

1968 Kuşağı: Dünyayı Değiştirmek İsteyen Gençlik

1960’lı yıllar dünyanın birçok yerinde gençlik hareketlerinin yükseldiği yıllardı. Paris sokaklarında öğrenciler barikat kuruyor, Amerika’da Vietnam Savaşı protesto ediliyor, Latin Amerika’da devrimci hareketler büyüyor, dünyanın dört bir yanında gençlik mevcut düzene itiraz ediyordu.
Türkiye de bu dalgadan bağımsız değildi.
Üniversitelerde büyük bir siyasal hareketlilik vardı. Gençler yalnızca diploma peşinde koşmuyor; ülkenin geleceği, bağımsızlığı ve demokrasi üzerine tartışıyordu. İşte Deniz Gezmiş de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde böyle bir ortamın içinde politikleşti.
Başlangıçta bir öğrenci hareketi gibi görünen süreç, zamanla daha örgütlü bir yapıya dönüştü. Üniversite boykotları, işgaller, protestolar ve özellikle Amerikan karşıtı gösteriler gençlik hareketinin merkezindeydi. O dönemin gençliği Türkiye’nin ekonomik ve siyasi olarak dışa bağımlı hâle geldiğini düşünüyor, buna karşı mücadele edilmesi gerektiğini savunuyordu.
Deniz Gezmiş’in adı da ilk kez bu öğrenci hareketleriyle birlikte geniş kesimler tarafından duyulmaya başlandı.
O artık yalnızca bir üniversite öğrencisi değildi. Girdiği her ortamda bağımsız Türkiye fikrini savunan, meydanlarda konuşan, gençlik hareketinin öncü isimlerinden biri hâline gelen politik bir figürdü.

Anti-Emperyalizm ve Bağımsız Türkiye Düşüncesi

Deniz Gezmiş’in bütün siyasi yaşamına bakıldığında en güçlü vurgunun “tam bağımsız Türkiye” olduğu görülür.
Onun için mesele yalnızca bir hükümet meselesi değildi. Türkiye’nin ekonomik, siyasal ve askeri olarak dış güçlerin etkisi altında olduğunu düşünüyor ve buna karşı çıkıyordu.
Mahkemede yaptığı savunmalarda da bunu açıkça ifade etti:
“Biz Türkiye’nin tam bağımsızlığı için mücadele ettik.”
Bugün bu cümle sıradan bir siyasi söylem gibi okunabilir. Ancak o dönemin koşullarında bu sözler çok daha sert bir anlam taşıyordu. Çünkü Türkiye, Soğuk Savaş’ın en gergin dönemlerinden birini yaşıyordu. Sağ-sol çatışmaları derinleşiyor, devletin güvenlik politikaları sertleşiyor, gençlik hareketleri ise giderek radikalleşiyordu.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları bu atmosfer içerisinde kendilerini yalnızca bir öğrenci hareketinin değil, daha büyük bir bağımsızlık mücadelesinin parçası olarak görmeye başladılar.

THKO Süreci ve Silahlı Mücadele Tartışmaları

Zaman ilerledikçe mücadele yöntemleri de değişmeye başladı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın kurduğu Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO), dönemin en tartışmalı yapılarından biri hâline geldi.
Burada Türkiye sol hareketinin önemli kırılmalarından biri yaşandı. Çünkü gençlik hareketinin bir bölümü artık parlamenter yolların sonuç vermeyeceğini düşünüyor, silahlı mücadeleyi bir seçenek olarak görüyordu.
THKO’nun kuruluşu da tam olarak bu düşüncenin ürünüydü.
Kırsal alana geçme planları, gerilla savaşı hazırlıkları ve devletle doğrudan çatışma süreci bu dönemin en önemli başlıkları oldu.
Elbette bugün dönüp bakıldığında bu yöntemler hâlâ yoğun biçimde tartışılmaktadır. Ancak Denizler açısından mesele kişisel bir macera değil, ideolojik bir tercihti. Onlar kendilerini emperyalizme ve mevcut düzene karşı savaşan devrimciler olarak tanımlıyorlardı.
Yusuf Aslan’ın savunmasındaki şu sözler bunu çok net anlatır:
“Bizim suçumuz varsa, bu halkımız için mücadele etmektir.”
Bu cümle aslında yalnızca bir savunma değil; bütün bir kuşağın ruh hâlinin özetidir.

12 Mart Muhtırası ve Baskı Atmosferi

1971 yılı Türkiye açısından sert bir kırılma noktası oldu. 12 Mart Muhtırası ile birlikte ülkede baskı ortamı daha da ağırlaştı. Sol hareketler büyük operasyonlarla karşı karşıya kaldı.
Aramalar, gözaltılar, işkenceler ve sıkıyönetim mahkemeleri dönemin günlük gerçekliği hâline geldi.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları için artık kaçış süreci başlamıştı.
Devletin en çok aranan isimleri arasına girdiler. Operasyonlar genişledi. Birçok yerde çatışmalar yaşandı. Sonunda Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan Gemerek’te yakalandı. Hüseyin İnan ise daha sonra ele geçirildi.
Yakalanmalarının ardından başlayan yargı süreci, Türkiye siyasi tarihinin en çok konuşulan davalarından biri oldu.

Mahkeme Salonlarında Boyun Eğmeyen Üç Genç

Denizler için mahkeme yalnızca hukuki bir süreç değildi. Onlar mahkeme salonlarını aynı zamanda politik bir kürsü olarak gördüler.
Savunmalarında sürekli olarak bağımsızlık, halk mücadelesi ve emperyalizm karşıtlığı vurgusu yaptılar.
Hüseyin İnan’ın şu sözleri hâlâ tarihe geçmiş cümlelerden biridir:
“Yargılanan biz değil, bir fikirdir.”
Gerçekten de o mahkemelerde yalnızca üç genç insan değil, bir dönemin düşünceleri yargılanıyordu.
Mahkemelerdeki duruşları nedeniyle Deniz Gezmiş ve arkadaşları özellikle gençlik arasında daha büyük bir sembole dönüştüler. Çünkü geri adım atmıyor, pişmanlık göstermiyor, düşüncelerini savunmaya devam ediyorlardı.
Bugün bile onların savunmaları okunduğunda, ölüm cezasıyla yargılanan üç genç insanın gösterdiği psikolojik direncin ne kadar çarpıcı olduğu görülür.

İdam Kararı ve Türkiye’nin Vicdan Yaralarından Biri

TBMM’de yapılan oylamalar, siyasi tartışmalar ve yoğun kamuoyu baskısının ardından idam kararları kesinleşti.
Türkiye’nin önemli bir bölümü bu idamlara karşı çıktı. Aydınlar, sanatçılar, öğrenciler ve birçok siyasi isim kararın durdurulmasını istedi.
Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de gerçekleştirdiği eylem de tam olarak bu idamları engelleme amacı taşıyordu. Amaç, kaçırılan yabancı teknisyenler üzerinden devlete baskı kurmak ve idamların durdurulmasını sağlamaktı.
Ancak süreç trajik biçimde sonuçlandı. Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşları öldürüldü. Kısa süre sonra da Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi.
Türkiye gençlerini toprağa veriyordu.
6 Mayıs 1972 sabahı darağaçlarına yürüyen üç genç, son anlarında bile geri adım atmadılar.
Deniz Gezmiş’in ailesine yazdığı mektup bugün hâlâ insanın boğazını düğümleyen metinlerden biridir:
“Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, yalnızca Türk halkının bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştım.”
Bu sözler yalnızca bir vedadan ibaret değildir. Aynı zamanda bir hayatın özetidir.

Denizler Neden Unutulmadı?

Türkiye’de birçok siyasi figür zamanla unutuldu. Ancak Deniz Gezmiş ve arkadaşları unutulmadı. Çünkü onlar yalnızca siyasi bir hareketin değil, bir vicdanın sembolüne dönüştüler.
Bugün hâlâ gençler onların posterlerini taşıyorsa, isimlerini sloganlarda yaşatıyorsa bunun nedeni romantik bir nostalji değildir.
Denizler; adaletsizliğe karşı itirazı, bağımsızlık arzusunu ve boyun eğmeme iradesini temsil ediyorlar.
Özellikle genç kuşaklar için Deniz Gezmiş’in hikâyesi, “inandığı değerler uğruna bedel ödeyen genç insan” hikâyesidir.
Bu yüzden Deniz Gezmiş artık yalnızca tarih kitaplarında kalan bir isim değildir. O, Türkiye’de muhalefet kültürünün, gençlik hareketlerinin ve bağımsızlık düşüncesinin simgelerinden biri hâline gelmiştir.

Bugüne Düşen Miras

Bugün Türkiye’nin hâlâ demokrasi, hukuk, özgürlük ve adalet tartışmaları yaşadığı bir dönemde Denizleri yalnızca geçmişin bir parçası olarak görmek büyük eksiklik olur.
Onların hikâyesi bize bir şeyi çok net hatırlatıyor:
Bir ülkenin geleceği yalnızca iktidarlarla değil, itiraz eden gençleriyle de şekillenir.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları belki çok genç yaşta hayatlarını kaybettiler ama geride büyük bir siyasi ve toplumsal hafıza bıraktılar.
54 yıl sonra hâlâ konuşulmalarının nedeni budur.
Çünkü bazı insanlar ölmez.
Bazı insanlar bir halkın hafızasına dönüşür.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da işte o hafızanın en güçlü simgelerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Başta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan olmak üzere; Mahir Çayan’ı, İbrahim Kaypakkaya’yı ve 68 kuşağının tüm devrimci gençlerini bir kez daha saygıyla anıyorum.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS