HALKWEBAutorenDie Gleichung, die nicht kollabiert Atatürk

Die Gleichung, die nicht kollabiert Atatürk

Die Sowjetunion brach zusammen, und die säkularen Experimente des Nahen Ostens gerieten nach und nach in die Spirale der "gescheiterten Staaten". Doch ein Jahrhundert später wird die kemalistische Aufklärung, die mit der vollen Unterstützung des Volkes gegen den Imperialismus gegründet wurde, von den Tribünen der UNO als einziges Rezept für den Weltfrieden anerkannt. Wenn die Türkei heute noch eine Insel der Stabilität ist, dann ist das das Werk jener großen Genetik, die aus Palastuntertanen freie Bürger gemacht hat.

0:00 0:00

Bir asır geçti; dünya hâlâ onun kurduğu barış denklemine dönüyor: “Yurtta sulh, cihanda sulh.”

Avrupa’nın iki yüz yıllık kanlı mücadelelerle oturtmaya çalıştığı Aydınlanma değerleri, Türkiye’ye Kemalist Devrim sayesinde bir “aydınlanma sıçraması” olarak geldi. Ancak bu başarının sırrı, Türkiye’nin devraldığı mirasın niteliğinde ve o mirası bizzat halkın eliyle işleme biçiminde gizlidir.

Sovyet Birikimi ve Anadolu’nun Enkazı

Sovyetler Birliği, 1917’de Çarlık Rusya’sından devasa bir entelektüel miras devralmıştı. Dostoyevski’lerden Tolstoy’lara uzanan, Büyük Petro’dan beri Batılılaşmış bir aydın sınıfı zaten mevcuttu. Buna karşın Mustafa Kemal; imparatorluk bakiyesi, okuma-yazma oranı %10’un altında olan, savaş yorgunu ve toplumsal dokusu dağılmış bir enkazdan “yeni bir ulus” yaratmak zorundaydı. Sovyetler, bu hazır sermayeyi ideolojik bir cendereye sokarken; Kemalizm, Köy Enstitüleri ruhuyla eğitimi üretimle ve demokratik bilinçle birleştirdi. Köylüyü sadece okuryazar değil, rasyonel bir özne yapma hedefi, bugün Türkiye’nin en zor şartlarda bile ayakta kalan aydınlanmacı damarını oluşturmuştur.

Emperyalizme Karşı Topyekûn Direniş ve Kurucu İrade

Kemalizm’in en büyük gücü, bağımsızlık ve egemenlik mücadelesini sadece bir saray içi iktidar değişimiyle değil, emperyalizme karşı topyekûn verilen bir ulusal zaferle taçlandırmış olmasıdır. Komşu coğrafyalardaki sekülerleşme çabalarının aksine, bu devrim bir lütuf değil, bizzat halkın tamamının ortak eseridir.

Suriye ve Irak’ta sekülerlik bir azınlığın iktidar aracı (Baasçılık) olarak kalırken, İran’da Pehlevi monarşisinin dış destekli bir “saray projesi” olarak kurgulanması toplumsal bir yabancılaşma yaratmıştır. Türkiye’de ise Kemalizm; kağnı taşıyan kadından cephedeki askere, Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerindeki sivil iradeye kadar halkın her ferdiyle emperyalizme karşı kazanılmıştır. Bu bakımdan Kemalizm’in gerçek kurucusu, Anadolu’nun sivil iradesidir. Halkın bugün bile iktidarlara rağmen Cumhuriyet’e sahip çıkması, bu devrimin “yukarıdan inme” bir proje değil, halkın kendi kanıyla kazandığı bir “kurucu mutabakat” olmasından kaynaklanır.

Militarizm Yanılgısı ve Bilimsel Temel

Kemalizm’i militarizmle bir tutanlar, devrimin savunma refleksi ile gelecek vizyonu arasındaki çizgiyi hep ıskaladılar. Militarizm gücü kutsarken; Kemalizm, orduyu sivil iradenin emrine vermiş ve “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek rehberini bilim olarak seçmiştir. Egemenliği saraydan alıp doğrudan halka devreden bu bilimsel temel, Türkiye’yi dış müdahalelere ve iç siyasi dalgalanmalara karşı bağışıklık sahibi kılan asıl güçtür.

13 Mart 2026: Küresel Tescil ve Tarihe Not

Bu devrimin ne kadar başarılı olduğunu anlamak için 13 Mart 2026 tarihinde düzenlenen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü töreni tarihi bir dönüm noktasıdır.

BM Genel Sekreteri António Guterres, törende bu vizyonun küresel çapını şu sözlerle tescil etmiştir:

“Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesi, Birleşmiş Milletler’in kuruluş felsefesinin ve barış idealinin en saf hâliyle kristalleşmiş özetidir. Bugün dünya her zamankinden daha fazla bu rasyonel ve kapsayıcı barış diline muhtaçtır.”

Aynı törende Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kemalist dış politikanın bir asır sonra ulaştığı “millî akıl” seviyesini bizzat şu ifadelerle dile getirmiştir:

“Gazi Mustafa Kemal’in ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ anlayışı, bugün dış politikamızın sadece bir temennisi değil, değişmez omurgasıdır. Türkiye, ateş çemberindeki bölgesinde bu kadim ilkeyle hareket ederek barışın, istikrarın ve adaletin yegâne teminatı olmaya devam edecektir.”

Schlussfolgerung

Sovyet deneyi ideolojik cenderesinde sarsılıp çökerken, Kemalist Aydınlanma dağılmış bir toplumdan yarattığı rasyonel bireylerle bir asır sonra kendini geleceğe başarıyla tahkim etmiştir. Türkiye’nin bugün bölgesinde bir istikrar adası olması bir tesadüf değildir; bu, emperyalizme karşı halkın tamamıyla verilen o eşsiz mücadelenin ve kaynağını bilimden alan sarsılmaz toplumsal genetiğin zaferidir.

Hakkı Teslim Etmek: Sen Ne Büyüksün Atatürk!

Bugün, 13 Mart 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı aynı kürsüde buluşup senin bir asır önce kurduğun o büyük denklemi; “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini selamlıyorsa, bu sadece bir tarihsel anma değildir. Bu, aklın ve bilimin zamana karşı kazandığı mutlak zaferdir.

Dört yanımız ateş çemberiyken, komşu coğrafyalar kimlik krizleriyle savrulurken; bizlere laikliği, bilimi ve ulusal egemenliği bir yaşam biçimi olarak bıraktığın için sana minnettarız. Sarayların karanlığından çıkarıp bilimin aydınlığına kavuşturduğun bu halk, tüm kuşatmalara rağmen senin izinde nefes almaya devam ediyor.

Bir asır sonra dünya barışının pusulası hâlâ senin vizyonunu gösteriyorsa, geriye sadece tek bir cümle kalıyor:

Sen ne büyüksün Atatürk!

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS