HALKWEBAutorenEğitim Sistemi Üzerine Notlar: Tartışmalar Neden Hiç Bitmiyor?

Eğitim Sistemi Üzerine Notlar: Tartışmalar Neden Hiç Bitmiyor?

21. Yüzyılın gerçekten Türkiye Yüzyılı olması isteniyorsa, iktidarın eleştirilere değer vermesi ve toplumsal mutakabatın gözetilmesi zorunludur.

0:00 0:00

Saygıdeğer Okurlar,

Ülkemizde son yıllarda üzerine en çok tartışma, düzenleme ve şikayetlerin yapıldığı temel konulardan bir eğitim sistemi/sistemsizliği sorunudur. Dünyanın yeniden şekillendirildiği günümüzde eğitimin önemi giderek artarken eğitimsel alanda sorunları da katlanmaktadır.

Eğitim sistemimizin içinde bulunduğu çıkmazların aşılması konusunda öncelikle siyasal kaygılardan uzak durulması ve bilimsel çalışmaların göz önünde tutulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Doğru çözümleri ancak kanıta dayalı bilgilerden yararlanarak üretebiliriz. Bu konuda eğitim
yöneticilerinin üniversitelerimizde yapılan bilimsel çalışmalardan yararlanmaları sağlanmalıdır.

Ülkede yaşanan olumsuzlukların başında bilime, bilim adamına ve bilimsel araştırmalara yeterince önem verilmemesi gelmektedir. Dini bilimin önüne koyarsanız çağdaşlaşmanın önünü tıkanır.

Sorunlar çözümsüzleşir. Günümüzde olduğu gibi her alanda sorunlu yapılar ortaya çıkar.
Eğitim sisteminin kurucu iradenin attığı temeller üzerinde Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin
öngördüğü çizgiden sapmadan çağın gereklerine göre yapılandırılması önemli görülmelidir.

Eğitim sistemini çağdışı ideolojilerin uygulama alanı olarak görmek ülkeye yapılabilecek en önemli kötülüktür. Eğitimsel sorunlarımız ancak bilimsel bakışla çözüm üretildiğinde çözülebilir.

Deneyimli eğitim bilimcilerin eğitim kurumlarımızda giderek artan sorunları karşısında çözüm üretme sorumluluğunu almaları gerekmektedir. Müfredat programlarını yenilemekle, öğretmen yetiştirme sistemini değiştirmekle ve değerler eğitimi veriyormuş gibi yapmakla sorunların çözülmeyeceği ortadadır. Derslerin içinin boşaltılmasını çözüm gibi görmek yanılgısı da öğretim kademelerinin eğitim süresini uzatıp kısaltmak ta çözüm getirmemiştir.
Doğru çözümler üretmek için doğru tanılama yapılması önemlidir. Ülkemizde tartışmalar
eğitimin kalitesi konusunda yoğunlaşmaktadır. Eğitim sürecinin en temel boyutu eğitim kalitesidir.

Eğitim kalitesiyse eğitim almış kişilerin, kendi eğitimleri ile alakalı bilgi, beceri ve davranışlarıyla toplumun beklenti, ihtiyaç ve isteklerine beklenen düzeyde cevap verebilmeleri olgusudur.

Eğitimde kalite derken sistemin ürettiklerine bakmak gerekmektedir. Eğitimde kalitenin
yansımaları, öğrencilerin okulda, sokakta ve evdeki tutum ve davranışları, uluslar arası sınavlarda ortaya çıkan performans, bedensel ve ruhsal sağlık, akademik ve sosyal alandaki başarı gibi kriterler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kriterler açısından baktığımızda manzaranın pek te iç açıcı olmadığı görülmektedir.

Çözüm amaçlı atılacak adımların en önemlisi; eğitim yönetimi alanında yapılan siyasi
kadrolaşma hastalığından vazgeçilmesidir. Ülkeyi yöneten siyasi partiler tüm eğitim yöneticisi kadrolarına liyakat gözetmeden kendi yandaşlarını atamaları eğitim sisteminde ciddi tıkanıklıklarda yol açmaktadır. Sırtını siyasilere dayayan il ve ilçe milli eğitim müdürleri, okul müdürleri ve bakanlık merkezi örgütü çalışanları kendilerini dokunulmaz ve hesap sorulamaz olarak algılamakta bu algı da yönetilenler üzerinde psikolojik yıldırma niyetini beslemektedir. Yöneticiler yönettikleri kurumlarda yandaş olanlar ve diğerleri diye bir ayrım yaptıklarında çalışanların enerjisi boşa harcanmakta ve dersler verimsiz olmaktadır.

Yeni kurulan Maarif Akademilerinde eğitim yöneticilerinin özel olarak eğitileceği birimler
kurulmalı, öğretmenler arasında istekli olanlar bu eğitimden geçirilerek atanmaları sağlanmalıdır.

Atamalarda objektif kriterler gözetilmeli, yandaşlık kriteri ortadan kaldırılmalıdır.
Çözümlerden bir diğeri öğretmenlerin iyi yetişmesini sağlamak ve toplumdaki saygınlıklarını
artırmaktır. Son yıllarda kaliteli öğretmen yetiştirme sorunu tam rayına oturmuşken eğitim
fakültelerinin işlevsizleştirilmesi sistemin hantal yapısını iyice bozmuştur. Öğretmenlerimiz
yöneticilerin psikolojik yıldırma çabaları yanında öğrenci velilerinin şiddetine maruz kalmakta ve CİMER’e şikayet edilmek suretiyle saygınlıkları zedelenmekte, öğretim yılı ortasında rotasyon tehdidinin yaydığı stresi yönetmekten görevini yapamaz duruma düşmektedir. Tüm bu olumsuzlukların en kısa sürede giderilesi devletin önceliklerinden biri olmalıdır.

Okullarda yeterli sayıda rehber öğretmen ve psikolojik danışman atanması artık bir
zorunluluktur. Her yeni atama döneminde en yüksek kontenjanın din kültürü öğretmenliğine ayrılması, buna karşılık psikolojik danışman kontenjanının devede kulak kalması önemli bir yanlışı yansıtmaktadır. Son yıllarda çok artış gösteren akran zorbalığı, akademik başarısızlık, zararlı madde kullanımı, devamsızlık ve okul terki gibi sorunların önlemi alınmazsa sınıflarda öğretmenlerin ders yapma şansı kalmayacak. Durum bu kadar vahim görünmektedir.

Çözüm için atılacak bir diğer önemli adım erken çocukluk eğitimini zorunlu ve sistemli hale
getirilmesidir. Çünkü eğitim kademeleri birbirinin üzerine bina edilmektedir. Kağıt üzerinde erken çocukluk eğitimi sorununun çözülmüş gibi gösterilmesi; derme çatma ve sadece şanslı çocukların yararlandığı bir eğitim durumunda olması eğitimde kalite yetersizliğinin temel sebeplerinden biridir.

Okul öncesi eğitim çağındaki bir milyona yakın çocuğun camilerde pedagojik formasyonu
bulunmayan imamların ders verdiği sıbyan mektepleri uygulamasına devam ettirilmesi ülkeyi eğitimde birlik yasası öncesine taşıyan gerici bir uygulamadır. Bu yanlış uygulama ileride ilkokullarda çocuklar arasında çatışmaların yaşanmasına yol açma tehlikesi taşımaktadır. Yol yakınken bu yanlıştan dönülmelidir.

Bunun yerinde özellikle köy okullarını onararak 2 yıl eğitim veren okul öncesi eğitim kurumların açılmasıdır. Bu alanda eğitim almış binlerce çocuk gelişimci ve okul öncesi eğitim bölümü mezunu atama beklemektedir.

Çocukların erken dönemde aldıkları eğitimin, daha sonraki yıllarda öğrenme süreçlerini,
akademik başarılarını ve sosyal becerilerini önemli ölçüde etkilediği dünyanın her yerinde kabul edilmektedir. Ayrıca insan hayatının ilk yıllarında gelişimin desteklenmesinin zorunluluk olduğu konusu çağdaş pedagojinin temel ilkelerinde bir haline gelmiştir.

Çocuklar erken çocukluk döneminde zamanlarının önemli bir kısmını aile ortamında geçirirler ve aile ortamı, çocukların tutumlarının, davranışlarının ve inançlarının şekillendiği ilk ortamdır. Bu sebeple, anne-babalar onların ilk öğretmenleri ve onlara sosyal çevre sağlayan ilk kişilerdir. Okul öncesi eğitime başlamalarıyla birlikte çocuklar yeni bir sosyal çevreye katılarak öğrenme deneyimlerini zenginleştirici yeni bir ortama kavuşurlar.

Okul öncesi eğitim kurumları, çocukları akranları ve öteki yetişkinlerle bir araya getirerek,
onların bedensel, bilişsel, duyuşsal, toplumsal ve ahlaksal gelişimini çeşitlendiren bir uyarıcı-çevre zenginliği sunmaktadır. Bunun yanında okul öncesi kurumları, çocukların gelişimlerini desteklemek, böylece bu gelişimin daha kalıcı ve etkili olmasını da sağlamaktadır. Bu sebeple okul öncesi eğitim kurumlarının diğer bir amacı, çocukların okulda kazandıkları becerilerin aile ortamında pekiştirilip desteklenmesi, okulla ev arasında tutarlılığın sağlanması yanında ebeveynlerin okulun etkili bir paydaşı haline gelmesini sağlamaktır.

Önerilebilecek bir başka çözüm; toplumdaki ahlaksal çürümüşlüğün ortadan kaldırılmasıdır.
Her gün medyada karşımıza çıkan ahlaksızlıkların reklamının yapılması okullarda verilmek istenen değerler eğitimini etkisiz kılmaktadır. Sürekli göz önünde olan yetişkinlerin özellikle politikacıların din adamlarının, sanatçıların ve yöneticilerin kendilerini düzeltmeleri gerekmektedir. Bugünkü haliyle okullarda verilen değerler eğitiminin hiçbir hükmü yoktur.

Ülkeyi yönetenlerin, aydınların, sanatçıların ve politikacıların eylem ve söylemleriyle
değerlerimizin çürümesine yol açtıkları gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Televizyon dizileri,
çocuklara yönelik yayınlar ve bilgisayar oyunlarını çok iyi denetlenmesi, gerekirse devletin bu alanlarda devreye girmesi gerekmektedir. Değerler eğitimi görsel medyada, ailede ve toplumun tüm kurumlarında dikkate alınmalıdır.

Eğitim sistemindeki önemli bir aksaklık okul ile ailenin işbirliği yapma koşullarının giderek
ortadan kalkmasıdır. Bu konuda son yıllarda yaşanan öğretmene şiddet boyutuna varan olumsuzluklar tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. En etkili şekilde bu yanlışın düzeltilmesi için çareler aranmalıdır. Gerçekte aile de okul da sosyal kurum olmaları yanında eğitim kurumu olarak ta birbirlerini tamamlayan kurumlar olmalıdır.

Bir başka çözüm eğitimde aile eğitiminin sistemli hale getirilmesi, böylece aile ve toplum
katılımının sağlanmasıdır. Günümüzde yaşanan veli-öğretmen çatışmalarının engellenip ortak hareket edilmesinin ağlanması sorunları önemli ölçüde azaltıcı bir etki yapacaktır. Velilerin öğretmenlerden çocuklarını okula gelmeden ve öğrencilik rollerini yerine getirmeden yüksek not vermelerini veya sınıf geçmelerini istemeleri aymazlığı engellenmelidir.

Aile eğitimini sistemli hale getirmek suretiyle ailenin bir eğitim kurumu olduğunu ama okulun alternatifi olmadığı geçeğini tüm tarafların anlamasını sağlamak gerekmektedir. Bunun için ciddi bir aile eğitimi seferberliği başlatılmalıdır. Anne-babaları eğiterek hem evde yapılan yanlışların düzeltilmesi hem de okulla işbirliği yaparak eğitime katılım konularında bilgilendirilmeleri sağlanmalıdır.

Aile eğitiminin yanında aile ve toplum katılımının da eğitimin her kademesinde önemsenmesi çözüme yönelik önemli bir adımdır. Velilerle öğretmenlerin rakip taraflar haline getiren CİMER uygulamasına son verilmeli, öğrenci velilerinin öğretmenlere saygılı olmaları sağlanmalıdır. Aksi takdirde işbirliği yapması gereken okul ve aile kurumaları eğitimsel işlevlerini kaybedeceklerdir.

Zembat ve Unutkan (1999) aile katılımını, “ailelerin ihtiyaç duydukları tüm konularda
desteklenmesine, eğitilmesine ve çocuklarının eğitimine daha fazla katılmalarının sağlanmasına, evle okul arasında kurulacak etkili iletişim aracılığıyla çocukların tecrübelerinin arttırılmasına, çeşitlilik kazandırılmasına, hazırlanan programların ebeveynlerin katılımı ve katkılarıyla daha fazla zenginleştirilmesine yönelik sistemli bir yaklaşım” diye tanımlamışlardır.

Bu sebeple aile katılımı sadece ebeveynlerin sorumluluğunda olan veya ebeveynlerin eğitim
sürecine katılması olarak düşünülmemeli; bu konuda okul ve öğretmen tarafından ebeveynlerin teşvik edilmesi gerektiği göz ardı edilmemelidir. Aile katılımı, ebeveynlere toplumsal ve duygusal destek verilmesinin yanında onlara çeşitli becerilerin öğretilmesini kapsamaktadır.

Yavuzer’e (2006) göre, öğretmenlerin ve ailelerin çocuğun eğitim sürecinde destekleyici
olması çocuğun sağlıklı gelişimi için kritik bir öneme sahiptir. Bu süreçte ebeveynlerin ve
öğretmenlerin çocukların eğitiminde aktif bir rol almalarının ve işbirliği içerisinde çocuğun yararının gözetilmesinin önemi dikkate alınmalıdır. Çocuğun eğitimi konusu, sadece aileye veya sadece okula havale edilecek bir konu değildir. Bu nedenle bu ağır sorumluluk daha çok aile ve okul arasında paylaşılması gereken bir sorumluluktur.

Okul öncesi, ilk ve orta öğretim dönemlerinde, aile katılımının bir parçası olan ebeveynler
okulun akademik ve toplumsal amaçlarını gerçekleştirmek ve çocuklarının eğitimine gerekli katkıyı sağlamak için günlük faaliyetlere, okuldaki planlamalara ve yönetime katılmalıdırlar. Günümüz koşullarında zor gibi görülen bu konu etkili ve sistemli aile eğitimi sayesinde çözümlenebilir.

Aile katılımı kavramı, son yıllarda ülkemizde de sıklıkla tartışılmakta ve okul ile anne-
babaların etkileşimlerinin sağlanması için gerekli olan telefon görüşmeleri, haber bültenleri, veli toplantıları ve sınıf ziyaretleri gibi bir dizi etkinliği kapsamaktadır. Gestwicki (2004) ile katılımını, genel anlamda anne-babalık becerilerini artırmayı amaçlayan ve bu süreçte anne-babalara bilgi ve destek sunan bir süreç olarak tanımlamaktadır. Daha geniş anlamda bakıldığında, anne-babaların aktif katılım içinde olduğu oldukça dinamik bir öğrenme süreci olarak görülebilir. Bu süreç, anne babaların ilgi ve ihtiyaçlarını temel alarak gelişmektedir.

Özetle ifade etmek gerekirse aile katılımının temel amacı; aileyi güçlendirerek çocuğun
gelişimine katkıda bulunulması böylece okul-aile işbirliği aracılığıyla ebeveynlerin çocuğun
eğitiminde aktif olarak rol üstlenmesinin gerçekleştirilmesidir. Bunun yanında aile katılımı,
ebeveynlerin eğitim sürecine katılmalarının sağlanmasına, ebeveynle eğitim kurumları arasındaki bilgi paylaşımının artırılmasına ve uygun ebeveynle çocuk arasındaki ilişkisinin geliştirilmesine yönelik tasarlanan sistemli bir uygulamadır.

Saygıdeğer okurlar,

Eğitim sistemimizin biriken sorunları ve çözümler konusunda toplumun tüm kesimleri
sorumluluk almak zorundadır. Çözüm ortaklığı konusunda geç kalırsak yanlış uygulamalarla zaman kaybederiz. Ayrıca 21. Yüzyılın gerçekten Türkiye Yüzyılı olması isteniyorsa, iktidarın eleştirilere değer vermesi ve toplumsal mutakabatın gözetilmesi zorunludur.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS