Sert bir cümle gibi duruyor olabilir. Ama bazen siyaset, tam da böyle net cümleleri hak eder.
Ne garip şeyler görüyoruz…
Asli unsurlar üç yıl sonra mı kanaat getirmiş?
İnsan sormadan edemiyor: Üç yıl boyunca neredeydiniz? Neye kanaat getirdiniz ki zahmet edip şimdi açıklama yapıyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu “Cesur olanlar öne çıksın” derken neredeydiniz?
O çağrı yapıldığında susanlar, bugün yüksek sesle konuşuyorsa burada bir ilkesellik değil, zaman ayarlı bir pozisyon alış vardır.
Aylar geçti, yıllar geçti.
Ama “yeni CHP”de rantların, çıkar ilişkilerinin yeni yeni fark edilmiş olması gerçekten ilginç değil mi?
şaibeli kurultay sürecinde susanlar…
Aziz İhsan Aktaş ve arkadaşları partide cirit atarken tek kelime etmeyenler…
Parti emektarları bir bir ihraç edilirken alkışlayan ya da en azından suskun kalanlar…
O gün neredeydiniz?
Parti içinde hırsızlığı, arsızlığı eleştirenler tasfiye edilirken;
korunanlar, kollananlar belli çevrelerken;
“barışacağız” diyerek kirli pazarlıkların üstü örtülürken…
Ne kadar da sessizdiniz.
Bugün “kanaat” açıklayanların önemli bir kısmı için mesele hakikat değil, pozisyon almaktır.
Vicdani bir uyanış değil, siyasi bir hesap söz konusudur.
Bu saatten sonra yapılan kanaat açıklamaları ilkesel değil, hesaplıdır.
Rüzgârın yönü ölçülmüştür.
İbre kimin tarafına dönüyor, görülmüştür.
Und ja...
İbrenin doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yana döndüğünü gördüler.
Şimdi saf tutuyorlar.
Ama saf tutmakla temizlenilmez.
Gecikmiş cesaret, cesaret değildir.
Zamanında konuşmayanın, bugün söyledikleri samimiyet testinden geçmez.
Çünkü hakikatin yanında durmak, konforlu anı beklemek değildir.
Bu süreç yalnızca bir yön değişikliği değildir.
Bu bir arınma sürecidir.
Ve arınma sadece açık menfaat sahiplerinden değil;
geç gelen kanaat sahiplerinden de olmalıdır.
Çünkü parti içindeki en büyük çürüme, yanlış yapanlardan çok; yanlış yapılırken susanlardan beslenir.
İncitenler incinecek.
Ve eğer gerçekten bir arınma olacaksa, o arınma gecikmiş cesaret sahiplerini de kapsamak zorundadır.
