HALKWEBAutorenEpstein Dosyası, İkiyüzlülük Ve Sessiz Ortaklık

Epstein Dosyası, İkiyüzlülük Ve Sessiz Ortaklık

Küresel güç, ahlak söylemi ve çocukların suskunluğu üzerinden kurulan karanlık düzen

0:00 0:00

Son günlerde dünya kamuoyunu sarsan “Epstein Adası” skandalı, yalnızca bireysel suçların değil, küresel ölçekte örgütlenmiş bir ahlaki çürümenin fotoğrafını gözler önüne serdi. Küçük kız çocuklarına yönelik sistematik istismar, tecavüz ve cinayet iddiaları; siyasetçilerden iş insanlarına, medya figürlerinden sözde “elit”lere uzanan kirli bir ağın varlığını ortaya koydu.

Bu ağın en rahatsız edici yönü ise açıktır:
Kendilerini demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemlerinin merkezine yerleştiren güç odakları, aynı anda insanlığın en ağır suçlarına ya sessiz kalmış ya da doğrudan bu suçların parçası olmuştur.

Ahlak Söylemi İle Suçun Aynı Bedende Buluşması

Epstein dosyası bize bir kez daha gösterdi ki sorun birkaç “sapık birey” meselesi değildir. Asıl mesele, bu bireyleri koruyan, kollayan ve görünmez kılan sistemdir.

Ortadoğu’ya demokrasi ve barış götürme iddiasıyla savaşlar çıkaranlar, çocukların bedenleri üzerinden kurulan bu karanlık düzen karşısında suskun kalmıştır. Dosyalar kapanmış, tanıklar susturulmuş, failler korunmuştur. Bu sessizlik, suçun kendisi kadar ağırdır.
Ahlak burada bir ilke değil, çıkarla kullanılan bir maske hâline gelmiştir.

İğneyi Kendimize Batırmadan Konuşamayız

Ancak yalnızca “Batı”yı işaret etmek hakikate yaklaşmak değildir.
Eğer gerçekten yüzleşmek istiyorsak, aynı iğneyi kendimize de batırmak zorundayız.
Son 30 yıla dönüp baktığımızda:
Küçük yaşta evlilikleri meşrulaştıran fetvalar,
“Gelenek” adı altında örtülen çocuk istismarları,
Sessiz kalan kurumlar,
Korunan, terfi ettirilen failler,
Pisliğin içinde boğulurken ahlak ve namus söylemiyle kürsüye çıkanlar…
Bunlar, ”münferit” olaylar değildir.
Bunlar, SÜREKLİLİK KAZANMIŞ BIR ÇÜRÜMENİN parçalarıdır.

Camii imamlarından tarikat şeyhlerine, eğitimcilerden bürokratlara kadar uzanan bu tablo şunu açıkça gösterir:
Pedofili bir coğrafya meselesi değil, İKTİDAR VE DOKUNULMAZLIK meselesidir.

Dış Müdahale Ve Ahlak Söylemi: Suriye’den Bakınca

Suriye savaşının ilk yıllarında, dönemin Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın çeşitli televizyon söyleşilerinde altını çizdiği temel bir nokta vardı:
Batı’nın demokrasi ve insan hakları kavramlarını, evrensel değerler olmaktan çıkarıp siyasi araçlara dönüştürmesi.

Aynı merkezler, Ortadoğu coğrafyasında yıkımı meşrulaştırırken; kendi içlerindeki ağır suçlar, istismar ağları ve kirli dosyalar karşısında derin bir sessizliğe gömülüyordu.

Epstein Adası skandalı bu çelişkiyi çıplak hâliyle ortaya koydu.
Yıllarca bilinen, fısıltı hâlinde dolaşan iddialar görmezden gelindi:
Çünkü failler güçlüydü.
Çünkü güç, hukukun ve ahlakın önüne geçmişti.

Putin’in Perspektifi: Güç, Değerler Ve Çifte Standart

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Batı’ya yönelik eleştirileri, yıllardır aynı eksende ilerliyor:
Batı’nın kendisini evrensel ahlakın temsilcisi gibi sunarken, pratikte çifte standartlı bir düzen kurması.

Ahlak ve değerler; uygun olduğunda yüceltilen, çıkarlar zedelendiğinde ise rafa kaldırılan jeopolitik araçlar hâline gelmiştir. Epstein dosyası bu bağlamda münferit bir skandal değil, sistemin iç yüzünü ele veren bir semptomdur.

Gücün Psikolojisi: Kapıtalizm, Ahlaki Çöküş Ve Sapma

Donald TRUMP’ın geçmişte basına yansıyan ve kamuoyunda haklı bir rahatsızlık yaratan ifadeleri-öz kızı hakkında sarf ettiği,
– “Kızım olmasaydı, sevgilim olmasını isterdim!” minvalindeki sözleri-tek başına bir dil sürçmesi değildir. Bu tür söylemler, sınırsız güç ve dokunulmazlık hissinin insan psikolojisinde yarattığı derin yozlaşmanın dışavurumudur.

Ancak mesele tek bir kişi değildir.
Asıl mesele, kapitalist sistemin insan ruhunda yarattığı yapısal hastalıktır.

Kapitalizm; daha fazla kazanma, daha fazla biriktirme ve daha fazla hükmetme dürtüsüyle beslenen kronik bir zihinsel bozulma üretir. Paylaşımı değil sahiplenmeyi, kolektif iyiliği değil bireysel çıkarı kutsallaştırıp, kurumsallaştıran pedagojik bir çarpıklık üzerine kuruludur. Bu sistem, “her şey benim olmalı!” diyen bir bilinç hâlini normalleştirir.

Aynı zamanda kapitalizm, elde ettiklerini kaybetme korkusuyla yaşayan, sürekli tehdit algısı üreten bir paranoya rejimidir. Her şeye sahip olup, yaşamın doğal hazlarını tüketen bu bilinç, bir noktadan sonra doyuma ulaşamaz. Haz alanı tükendiğinde ise yönünü sapmaya çevirir. Bu sapmanın içinde insan bedeninin metalaştırılması vardır; istismar vardır; çocukların korunaksızlığı üzerinden kurulan suç ağları vardır.

Bu nedenle Epstein dosyası bir istisna değil, sistemin mantıksal sonucudur.

* Kapitalizm, özünde bilinçli bir ahlaksızlık düzenidir.
* Faşizm, bu ahlaksızlığın baskıcı ve saldırgan siyasal biçimidir.
* Emperyalizm ise, bu iki yapıyı küresel ölçekte yöneten, meşrulaştıran ve süreklileştiren akıl mekanizmasıdır.

Çocuk bedenleri üzerinden kurulan istismar ağlarıyla; savaşlar, ambargolar, yoksulluk politikaları ve “medeniyet” söylemleri arasında zihinsel bir kopukluk yoktur. Hepsi aynı kaynaktan beslenir. Çünkü bu sistem için insan, ancak kullanılabildiği sürece değerlidir.

Ahlakı Çürümede Ortak Zemin: Dokunulmazlık Ve CIA İddiaları

Altı yaşındaki kız çocuklarını “evlilik” adı altında koynuna alanlarla, Epstein Adası’nda çocuklara sistematik istismarda bulunanlar arasında ahlaki bir fark yoktur.
Yöntemler, diller ve meşrulaştırmalar değişir; sonuç değişmez:
Çocuk, nesneye indirgenir.

Eski CIA mensubu Robert David STEELE’in mahkeme süreçlerinde dile getirdiği iddialar, tartışmalı olmakla birlikte, küresel güç ve dokunulmazlık ilişkisini gözler önüne serer. Steele, kimliksiz çocukların alınıp satılabildiği ve kaybolduklarında kimsenin sormadığı bir sistemin varlığına dikkat çekmiş; istismarın yalnızca bireysel suç değil, sistemsel bir körlük olduğunu vurgulamıştır.

Bu iddiaların tamamı hukuken kanıtlanmış olmasa da, Epstein dosyasının gösterdiği gerçek şudur:
Uzun yıllar boyunca “olamaz” denilen pek çok şey, olmuş ve örtbas edilmiştir. Güçlü olanın suçunun soruşturulmadığı, çocukların ise istatistikten ibaret görüldüğü bir dünya düzeni vardır. Bu düzen, ister dinle, ister ideolojiyle, ister elit yaşam tarzıyla süslensin; özünde AYNI AHLAKİ ÇÖKÜŞÜ taşır.

Gerçek Sorun: Hesap Sorulmayan Güç

Epstein Adası ile küçük çocuk evlilikleri arasında özde bir fark yoktur.
Biri elit adalarda, diğeri kutsal söylemlerle örtülür.

Her iki durumda da ortak payda aynıdır:
FAİL GÜÇLÜDÜR, MAĞDUR ÇOCUKTUR, SİSTEM SESSİZDİR.

Başkalarını sorgulayabilmek için önce KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK zorundayız.
Aksi hâlde her eleştiri, yeni bir ikiyüzlülük biçimine dönüşür.

Epstein dosyası kapanabilir.
Ama asıl soru şudur:
BİZ, KENDİ TOPLUMLARIMIZDAKİ KARANLIKLA YÜZLEŞMEYE CESARET EDEBİLECEK MİYİZ?

Çocukların suskunluğu üzerinden kurulan hiçbir düzen meşru değildir.
Ve hiçbir gerekçe bir çocuğun gözyaşından;
Hiçbir ideolojiden,
Hiçbir devletten,
Hiçbir kutsaldan daha değersiz değildir.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS