HALKWEBAutorenBir Kadının Saçında Düğümlenen Karanlık

Bir Kadının Saçında Düğümlenen Karanlık

Rojava’da hedef alınan şey yalnızca bir kadın değildir. Hedef alınan, başka bir yaşam ihtimalidir... Ve bu hikâyede, son sözü asla barbarlar söyleyemeyecektir.

0:00 0:00

Rojava’da Htş’li çeteci kontra güçler tarafından,”geriye kendisinden sadece bu örgü kaldı”denilerek vahşice katledilen kadın yalnızca bir beden değildi. O, yüzyıllardır bastırılmaya çalışılan bir iradenin, özgürlük ihtimalinin ve patriyarkal karanlığa karşı yükselen bir itirazın cisimleşmiş hâliydi. Onu katleden zihniyet ise yalnızca bir silahın tetiğinde değil; tarihin derinliklerinden bugüne taşınan, kadını düşman bilen, yaşamı tehdit sayan, özgürlüğü ise “fitne” olarak kodlayan köhne bir akılda kök salmıştır.

Bu zihniyet için kadın, ya itaat eden bir gölgedir ya da yok edilmesi gereken bir “sapma”. Kadının saçını kesip onu bir ganimet gibi sergilemek, yalnızca bireysel bir vahşet değildir; bu, kadının kimliğini, hafızasını ve onurunu yok etmeye yönelik sembolik bir infazdır. Saç, binlerce yıldır kadınlığın, direncin ve sürekliliğin simgesiyken; onu kesmek, “seni tarihten siliyorum” demenin ilkel ama bilinçli bir yoludur.

Daha da korkuncu, bu cinayetin sosyal medyada gururla sergilenmesidir. Bu, barbarlığın artık gizlenme ihtiyacı duymadığını; aksine alkış beklediğini gösterir. Şiddet burada yalnızca uygulanmaz, teşhir edilir. Kadın bedeni, bir propaganda nesnesine indirgenir. Böylece cinayet, yalnızca fiziksel değil; aynı zamanda ahlaki ve düşünsel bir saldırıya dönüşür: “Senin yaşamın değersiz, ama ölümün bizim zaferimizdir.”

Bu akıl, modern bir Ortaçağ’dır. Ne gelenekseldir ne de inançlı; çünkü ne geleneğin merhametini taşır ne de inancın ahlakını. Kutsalı kendi vahşetine kılıf yapan bu nihilist zihniyet, kadın düşmanlığını bir yan ürün olarak değil, varoluş koşulu olarak üretir. Çünkü kadın özgürleştiğinde, bu aklın bütün iktidar mimarisi çöker. Kadının sesi onların düzenini bozar; kadının düşünmesi onların tanrısını tehdit eder; kadının yaşaması ise başlı başına bir başkaldırıdır.

Rojava’da hedef alınan şey yalnızca bir kadın değildir. Hedef alınan, başka bir yaşam ihtimalidir. Eşitliğin, kolektif direnişin ve kadınların özne olduğu bir dünyanın mümkün olabileceği fikridir. Cinayetin bu kadar teşhirci olması tesadüf değildir; korku salmak ister. “Bakın,” der, “bize karşı çıkanın sonu budur.”

Ama tarih, korkunun değil direncin hafızasını tutar.

Ve şimdi mesele yalnızca kınamak değildir. Kınamak, çoğu zaman vicdanı kısa süreliğine rahatlatan ama düzeni yerinde bırakan ucuz bir ritüeldir. Asıl mesele, bu vahşeti mümkün kılan politik dili, erkek egemen kutsamaları, suskunlukla beslenen ortaklığı parçalamaktır. Çünkü bu cinayetler münferit değildir; kadını insanlıktan çıkaran bir dünya görüşünün mantıksal ve kaçınılmaz sonucudur.

Açık konuşmak gerekir: Kadını hedef alan her ideoloji, insanlığı çoktan gözden çıkarmıştır. Rojava’da katledilen kadın, yalnızca bir coğrafyanın değil, bu çağın vicdanına bırakılmış açık bir suç belgesidir. Ona bakıp susanlar, “tarafsız” kalanlar, denge hesabı yapanlar bu barbarlığın uzantısıdır. Sessizlik burada masum değildir; sessizlik, suçun sessiz ortağıdır.

Ama şunu unuttuklarını sanmasınlar: Tarih cellatların değil, direnenlerin tarafını tutar. Saçları kesilerek aşağılanmak istenen kadınların adı, bir süre sonra rüzgâr olur; sınır tanımaz, duvar yıkar, dilden dile çoğalır. Onları yok ettiğini sanan barbar akıl, aslında kendi çürümesini belgeye dönüştürür.

Kadınları korkuyla hizaya sokacağını sanan hiçbir düzen kalıcı olmamıştır. Çünkü yaşam, kendini savunmayı bilir. Çünkü kadınların direnci ölümden daha inatçı, daha uzun ömürlüdür. Ve çünkü bu çağın karanlığı ne kadar örgütlü olursa olsun, onu dağıtacak olan şey yine susturulmak istenen kadınların bıraktığı izlerdir.

Barbarlık bağırarak hüküm sürer.
Yaşam ise direnerek kazanır.
Ve bu hikâyede, son sözü asla barbarlar söyleyemeyecektir.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS