HALKWEBAutorenBizde Teknoloji Var İstisna Olarak

Bizde Teknoloji Var İstisna Olarak

0:00 0:00

Türkiye’de teknoloji alanında önemli başarı örnekleri var. Ancak bu başarılar birkaç alanla sınırlı kalıyor; diğer sektörlere yayılıp kalıcı bir dönüşüm yaratamıyor. Çünkü işleyen bir sisteme ve güven ortamına ihtiyaç var.

Teknoloji, bir fikrin sahada çalışan ürüne dönüşmüş halidir. Konuşulan değil, çalışan şeydir; bir işi hızlandırır, bir problemi çözer, ölçeklenir ve satılabilir değer üretir. Bilim ise bunun kaynağıdır. “Neden” sorusunun disiplinli cevabıdır. Bilim bilgiyi üretir, teknoloji o bilgiyi hayata geçirir.

Peki “ürünün beyni” dediğimiz şey ne? Ürünün aklı. Yazılımı, algoritması, sensörü, kontrol sistemi, kalibrasyonu. Ürünü değerli yapan, pahalı yapan, ihraç ettiren kısım burasıdır. Gövdeyi üretmek emektir. Ürünün beyni laboratuvarda doğar. Bilim bilgiyi üretir, teknoloji o bilgiyi ürüne çevirir. Bilim yoksa özgün teknoloji çıkmaz; en fazla taklit çıkar.

Türkiye’de zeka da var, emek de var. Sorun şu. Bu ülkede zekayı ürüne çevirecek düzen kurulmuyor. Üretiyoruz ama zenginleşemiyoruz; çünkü ürünün beynini üretmiyoruz. Ürünün beyni hala dışarıdan geliyor. Ar-Ge var, rapor var; ama ürünleşme zinciri kopuk. Prototipten sonra iş tıkanıyor.

Tıp cihazları örneğin, bu gerçeği çok net gösteriyor. Biz cihazın gövdesini yapıyoruz; ama beynini yapmıyoruz. Sensör dışarıdan, elektronik kart dışarıdan, yazılım dışarıdan, kalibrasyon dışarıdan. Sonuç belli. Biz cihazı üretmiş gibi görünüyoruz ama asıl kazancı yine yabancı firmalar alıyor.

Bir diğer sorun süreklilik ve hız. Teknoloji kısa iş değildir; 6 ayda bitmez, bazen 3-5 yıl, bazen 10 yıl ister. Deneme yanılma gerekir, hata olağandır. Ama bizde hedef değişiyor, ekip dağılıyor, kurumun yönü değişiyor; herkes yeniden başlıyor. Üstüne süreçler de ağır. İhale, satın alma, sözleşme, ödeme, rapor… Teknoloji hız isterken sistem yavaş kalıyor. Bu yüzden ilerleyemiyoruz; özellikle genç ekipleri ve yeni şirketleri daha en baştan yıpratıyoruz.

Teknoloji sadece laboratuvarda büyümez; siparişle büyür. Dünyada devlet çoğu zaman teknolojinin ilk müşterisidir. Pilot alım yapar, sahada dener, ürün olgunlaşır. Bizde kamu “en ucuzu kim veriyor” diye bakıyor. Yeni teknoloji başlangıçta ucuz olmaz. Devlet ilk müşteri olmazsa yerli teknoloji nefes alamaz.

Üniversite akademik yayın peşinde, sanayi maliyet peşinde. Bu yüzden ortak ürün çıkmıyor. Sanayi risk almıyor, hazır teknolojiyi dışarıdan alıyor; yerli geliştirme zaman ve hata ister, bizde buna sabır yok.

Örneğin Japonya’da üniversite ile sanayi arasında çalışır bir hat kurmuşlar. Araştırmacı şirketle aynı masada çalışabiliyor, devlet temel araştırmadan ticarileşmeye uzanan programlar yürütüyor, üniversiteden çıkan bilginin ürüne dönüşmesi için yasal zemin var.

Ve en yakıcı konu insan. Gençler gidiyor. Mühendisler gidiyor. Hekimler gidiyor. “Yurt dışına nasıl giderim?” artık hayal değil, plan cümlesi. Bu ülke yetişmiş insanını kaybediyor. Daha kötüsü, kalanların vazgeçmesi. “Uğraşmaya değmez” cümlesi kurulduğu an teknoloji de biter.

Bu işin çözümü “daha çok bütçe” diye geçiştirilemez. Üniversiteyi sadece akademik yayın üreten yer olmaktan çıkarıp ürüne giden hattın başlangıcı yapmak zorundayız. Araştırma laboratuvarda kalmayacak; prototipe, ürüne ve sahaya inecek. Üniversite ile sanayi aynı hedefe bakacak, aynı masada çalışacak. Devlet de bu süreçte ilk müşteri olacak; yerli ürün sahaya çıkacak, gelişecek, büyüyecek.

Sorun teknolojinin olmaması değil; teknolojiyi büyüten sistemi kuramamak.

Teknoloji lafla büyümez. Sistemle büyür.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS