HALKWEBAutorenTüketim Çıkmazından Üretim Devrimine: Varoluşun Ekonomik Manifestosu

Tüketim Çıkmazından Üretim Devrimine: Varoluşun Ekonomik Manifestosu

Modern iktisadi tarihin bize öğrettiği en çıplak gerçek şudur: Üretmiyorsan, aslında yoksun demektir.

0:00 0:00

Günümüz küresel düzeninde devletlerin ve toplumların karşı karşıya olduğu en büyük tehdit, sadece askeri müdahaleler veya siyasi krizler değil; üretimden koparılmış, borç sarmalına hapsedilmiş ve salt tüketiciye dönüştürülmüş bir yapısal felç halidir. Modern iktisadi tarihin bize öğrettiği en çıplak gerçek şudur: Üretmiyorsan, aslında yoksun demektir.

Üretimin Ontolojisi

Varlık ve Yokluk Meselesi
Üretim, sadece bir malın fabrikadan çıkışı değildir; bir ulusun bilimde, eğitimde ve sağlıkta “var olma” iradesidir. Üretimden kopan bir toplum, kendi kaderini tayin etme yetisini kaybeder. Bilimde üretim yapamayan bir üniversite, sadece başkalarının bilgisini tekrarlayan bir tercüme bürosuna dönüşür. Sağlıkta teknoloji ve ilaç üretemeyen bir devlet, vatandaşının canını küresel sermayenin insafına terk eder. Bu bağlamda üretim; haysiyetli bir yaşamın ve egemenliğin yegane teminatıdır.

Tüketim Sarmalı ve Tekno-Feodalizm

Bugün dünya, klasik kapitalizmin ötesinde bir “Tekno-feudalizm” evresine geçmiştir. Dev teknoloji platformları ve küresel sermaye odakları, üretimden kopmuş toplumları birer “dijital serf” haline getirmektedir. Üretmeyen toplum, bu yeni düzende sadece veri sağlayan ve borçlanarak tüketen bir kitleye indirgenir. Eğer katma değer yaratamıyorsanız, aldığınız her ürün size pahalıya gelir; çünkü sadece ürünün fiyatını değil, o teknolojiyi üreten aklın hegemonyasını da satın alırsınız.

“Tefeciye Düşmek”: (Borçlanma Ekonomisinin Sonu)

Üretmeyen ekonomilerin kaçınılmaz duraklarından biri de küresel finans tefeciliğidir. Cari açığını üretimle değil, sıcak parayla kapatmaya çalışan her yapı, sonunda siyasi iradesini de ipotek altına verir. “Üretmiyorsan tefeciye düşersin” uyarısı, sadece bir ekonomik tespit değil, ulusal güvenlik uyarısıdır. Kendi kaynağını yaratamayan, kendi teknolojisini geliştiremeyen toplumlar, faiz ve borç kıskacında refahını başkalarına transfer ederler.

Çözüm

Katma Değerli Üretim ve Yeni Bir Zihniyet..
Peki, çıkış yolu nedir? Çözüm, sadece “daha çok” üretmek değil, “yüksek katma değerli” ve “bilgi yoğunluklu” üretmektir.

Tüketim Toplumundan Üretim Toplumuna: Başkasının ürettiğiyle övünen değil, kendi icat ettiğiyle dünyada söz sahibi olan bir toplumsal dönüşüm.
Eğitim-Üretim Entegrasyonu: Okulların sadece diploma dağıttığı değil, sanayi ve teknolojiyle iç içe geçtiği bir model.
Sermayenin Hegemonyasını Kırmak: Finans kapitalin baskısına karşı, reel sektörü ve teknolojik bağımsızlığı önceleyen politikalar.

Sonuç:
Üretmek, bir tercih değil; ayakta kalma mecburiyetidir. Eğer paramızın değerlenmesini, refahın tabana yayılmasını ve güçlü bir devlet olmayı istiyorsak; tarladan fabrikaya, laboratuvardan yazılım ofislerine kadar her alanda üretim seferberliği başlatmalıyız.

Unutulmamalıdır ki; başkasının sofrasına kaşık sallayan, karnının ne zaman doyacağına kendisi karar veremez. Üreteceğiz, katma değer yaratacağız ve ancak bu şekilde özgürleşeceğiz.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS