30 milyon dolar…
Sahibinin ağzından şu cümleyi duyuyoruz:
“Paraya ihtiyacım yoktu, arabamın bagajında duruyordu.”
Bu cümle bile başlı başına bir rejim özetidir.
Ben hayatım boyunca 30 milyon doları bırakın, 3 milyon doları bir arada görmedim. Bu ülkede milyonlarca insan görmedi. Ama birileri için 30 milyon dolar, bagaja konulup unutulabilecek kadar sıradan.
Sonra çıkıp “ekonomi toparlanıyor”, “enflasyon düşüyor”, “vatandaş abartıyor” Sie wird genannt.
Ben fakirliği ekranlarda değil, Manavgat’ın dağlarında gördüm. Bir projede çalışırken, dağ köylüsü bir kadının üzerindeki elbisenin rengini seçemedim; yamalardan aslı kaybolmuştu. O kadının en büyük mutluluğu, yolda beni gördüğünde dur edip kamyonetime binip köyüne bırakılmaktı.
Bu ülkede gerçek ekonomi budur.
Ama bir başka Türkiye daha var.
Florya’da, lüks sitelerde, milyonların bagajda taşındığı bir Türkiye.
Maliye Bakanı mahalle esnafının peşine düşüyor. Küçük işletmenin fişini didik didik inceliyor. Vergi denetimleri, cezalar, hacizler…
Ama 30 milyon dolarlık bagajlar sistemin radarına takılmıyor.
Demek ki mesele kapasite değil.
Mesele irade.
Bu ülkede artık sorun sadece yoksulluk değil; hukukun seçici işlemesidir.
Birine gelince mercek,
diğerine gelince perde.
Gayrimeşru düzen altın çağını yaşıyor.
Meşru vatandaş ise düğün daveti gelmesin diye dua ediyor; altın takacak parası yok.
Adalet terazisi şaşarsa, ekonomi de şaşar.
Çünkü piyasa güvenle, devlet hukukla ayakta durur.
Bugün 30 milyon doları bagajda tutabilen zihniyetle, yamalı elbiseyle hayata tutunan insan aynı ülkede yaşıyor ama aynı adaleti yaşamıyor.
Ve asıl mesele para değil.
Mesele, bu tablo karşısında utanma eşiğinin kaybolmuş olmasıdır.
