Taşları yerine oturtarak tarafsız ve objektif yaklaşmak gerçekten önemlidir. Ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, bugün parti içi klikler ile iktidar menşeli olduğu iddia edilen blokaj ve baskıların oluşturduğu bir ikilem içinde gelgitler yaşıyor.
Herkesin kendine göre haklı olduğu, kimsenin hatayı üzerine almadığı bir muamma söz konusu. Maşallah kimsede suç yok; herkes sütten çıkmış ak kaşık!
Geriye dönük bir otokritik yapma ihtiyacı ise neredeyse hiç hissedilmiyor. Hata kabul etme ihtimali ise kocaman bir SIFIR.
Kurultay davaları ya da belediyelerle ilgili yolsuzluk iddialarına girmeden, yalnızca partinin seçim stratejisi bağlamındaki gidişatı üzerine birkaç noktaya değinmek istiyorum.
Sayın Özgür Özel, 2024 yerel seçimlerinde birinci parti lideri olarak önemli bir başarı elde etti.
2023 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi’nde alınan yaklaşık %48 oya kıyasla daha düşük oy oranı söz konusu olsa da, Cumhur İttifakı’nın yaşadığı ivme kaybı sebebiyle CHP psikolojik üstünlüğü ele geçirdi.
Ne var ki sonrasında yapılan bazı kritik hamleler bu psikolojik üstünlüğün kısa sürede kaybedilmesine yol açtı.
Şimdi bu hatalara kısaca bakalım:
Varan 1:
Yerel seçim zaferinden sonra erken seçim çağrısında güçlü bir ısrar gösterilmedi.
Birinci parti konumundayken, psikolojik üstünlük elindeyken neden bu fırsat sıcağı sıcağına zorlanmadı?
Varan 2:
Yerel seçim sonucunda Cumhur İttifakı liderleri istifaya davet edilmedi.
Geçmişte Sayın Kemal Kılıçdaroğlu için sıkça kullanılan bu siyasi taktik, nedense rakip liderlere karşı dillendirilmedi. Yerel seçim olduğu için Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa talebi elbette doğru olmazdı; ancak parti genel başkanlığı üzerinden bir siyasi baskı kurulabilirdi.
Varan 3:
Erken seçim istemek elbette bir tercih meselesidir. Ancak henüz seçim atmosferi oluşmamışken ve Cumhur İttifakı’nın adayı dahi belli değilken, neden Sayın Ekrem İmamoğlu bu kadar erken şekilde siyasi tartışmanın merkezine atıldı? Bu aceleciliğin mantıklı bir izahı hâlâ yapılabilmiş değil.
Varan 4:
“Teknik direktörüm, çift forvetim var” denildi.
Ancak forvetlerden biri siyasi ve hukuki süreçlerle oyunun dışına itilmişken, diğer “forvet” neden sahaya sürülmüyor?
Varan 5:
Bu stratejilerin amacı gerçekten Sayın İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı yapmak mı, yoksa görev süresi anayasal olarak dolmuş olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünü açacak bir siyasi zemin mi oluşturmak?
Nitekim bazı açıklamalar bu şüpheyi daha da büyütmüş durumda.
Varan 6:
Forvetlerin devre dışı kaldığı bir tabloda teknik direktörün sahaya çıkması kaçınılmaz olur. Bu durumda partinin cumhurbaşkanı adayı Sayın Özel mi olacak?
Eğer öyleyse, seçimlerde hangi toplumsal kesimlerden nasıl oy alınacağına dair ciddi bir strateji var mı? Görünen o ki, şu an için böyle bir çalışma ortada yok.
Varan 7:
Rakibin ittifak zeminini genişlettiği buna karşın CHP’nin durmadan küskün yarattığı bir süreçte olası erken ya da olağan seçimde cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması cidden zor. Cumhur İttifakı bileşenleri olan partilerin oy toplamı halihazırda 52 puan ve anketlerde de üç aşağı beş yukarı aynı. Anket şirketlerinin aldatma taktiği CHP yönetimince ballandırılarak hala birinci parti algısı yaratılmakta ne var ki CB seçimini kazanmak önemli, meclisin yarıdan çoğu senin olsa ne fayda! İş Cumhurbaşkanı olabilmekte gerisi lâf-ı güzâf!
Varan 8:
Parti içinde ve ülke genelinde CHP’nin cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağına dair güçlü bir inanç bulunduğunu söylemek zor. Bu durum yüksek sesle dile getirilmese de herkes sürecin sonunda yeni bir kurultay ihtimalinin gündeme gelebileceğinin farkında.
Sonuç olarak:
Tüm bu gelişmeler ışığında ne yazık ki şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: CHP’de iktidar olma arzusu yeterince güçlü görünmüyor. Bu durum, bir dönem Deniz Baykal döneminde eleştirilen “küçük olsun benim olsun” yaklaşımını hatırlatıyor.
Oysa siyaset durağanlığı kabul etmez.
Daha iyiye, daha yükseğe uçamayan yerinde de kalamaz.
Ve nitekim kalmıyor da…
