HALKWEBYazarlarCHP'de Aday Belirleme Krizi ve Kamu Kaynağının İstismarı

CHP’de Aday Belirleme Krizi ve Kamu Kaynağının İstismarı

Aslında sorunun kökenini , belediye başkanı adaylarının belirlenme sürecinin demokratik olmamasında aramak gerekir.

0:00 0:00

Beş gündür tüm Türkiye, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın gözaltına alınırken otel odasında ortaya çıkan görüntüleri konuşuyor.

İlginç olan ise Ekrem İmamoğlu’nun gözaltı süreci dahi bu denli sansasyonel bir etki yaratmamış olmasıdır.

Otel odasında bulunan, belediyede çalışan 21 yaşındaki genç kadın ile belediye başkanı arasındaki ilişki iddiası, soruşturmanın esas konusunun dahi önüne geçti.

Olayın hemen ardından CHP Uşak İl Örgütü’nün; il başkanı ve yönetimiyle, kadın kolları ve gençlik kollarının verdiği destek mesajları, meselenin farklı yönlerden tartışılmasına yol açmıştı. Bu esnada Genel Başkan Özgür Özel, genel merkez yönetimi ve kadın kolları genel başkanının açıklamaları da ayrı bir tartışma başlığı oluşturdu. Son olarak MYK’nın aldığı tartışmalı disiplin kararı ise bu sürecin adeta tuzu biberi gibi oldu.

Tüm bu gelişmelere bir bütün olarak baktığımızda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kapasitesinin parti içi krizleri yönetme noktasında yetersiz kaldığı gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Uşak Belediye Başkanı’nın gözaltına alınması ve sonrasında yaşananlara ilişkin elbette çok şey söyleniyor ve söylenmeye de devam edilecek. Ancak ben bu meseleyi farklı bir boyutuyla ele almak istiyorum.

Zira bu gayriahlaki ilişki iddiasının Bornova Belediyesi’ne uzanan bir yönü de ortaya çıktı.

İddiaya göre Uşak Belediye Başkanı, 21 yaşındaki sevgilisini Bornova Belediyesi’nde işe yerleştirmiş; ancak bu kişinin, fiilen işe gitmeden, hatta İzmir’de dahi yaşamadan belediyeden maaş aldığı anlaşılmıştır.

Bu durumun ortaya çıkmasının ardından da Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, kamu zararının oluştuğunu kabul ederek bu zararı şahsen karşılayacağını açıklamıştır.

Ancak burada kritik bir hukuki gerçek var:

“Ortaya çıkan kamu zararını cebimden karşılayacağım” şeklindeki bir açıklama, görevi kötüye kullanma fiilinin açık bir ikrarıdır. Bu ifade, dolaylı biçimde “ben bu hukuka aykırı işlemi yaptım” anlamına gelir.

Peki kamu zararının şahsen karşılanması sorunu çözer mi?

Elbette çözmez.

Zira kamu zararının giderilmesi, işlenen fiilin hukuki ve cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Peki bu durumda ne yapılmalıdır?

Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, etik sorumluluğun gereği olarak öncelikle belediye başkanlığı görevinden, ardından da parti üyeliğinden istifa etmelidir. Bununla birlikte olayın hukuki boyutu açısından derhal ceza soruşturması başlatılmalı; şayet görevinden ayrılmazsa, ilgili mevzuat çerçevesinde idari tasarrufla görevden uzaklaştırılması sağlanmalıdır.

Zira burada söz konusu olan fiil, basit bir idari hata değildir. Bilinçli ve iradi şekilde kamu kaynağının amacı dışında kullanılması söz konusudur. Bu durum, açıkça 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na aykırılık teşkil eder.

Nitekim Kanun’un 8. maddesi “hesap verme sorumluluğunu” şu şekilde düzenlemektedir:

“Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar; kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.”

Peki bu “yetkili merci” neresidir?

Aynı Kanun’un 11. maddesi bu soruya açık cevap veriyor: Belediyelerde üst yönetici Belediye Başkanıdır ve Belediye Başkanı, bu sorumluluk kapsamında Belediye Meclisine karşı hesap vermekle yükümlüdür.

Ancak mesele yalnızca hukuki sorumlulukla sınırlı değildir.

Belediye başkanları, 5018 sayılı Kanun’dan doğan yükümlülüklerinin yanı sıra; siyasal olarak partilerine, demokratik olarak seçmenlerine ve en önemlisi vicdani olarak topluma karşı da sorumludurlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bulunduğu soruşturma süreçleri bu anlamda tesadüfi olaylara yada tek başına iktidarın partisinin muhalefete karşı siyasi tavrına dayandığını iddia etmek gerçeği görememe sonucunu yaratır. Aslında sorunun kökenini , belediye başkanı adaylarının belirlenme sürecinin demokratik olmamasında aramak gerekir.

Parti, ne yazık ki bu adaylarını belirlemeye ilişkin kritik süreçlerde, görevi liyakatle yerine getirebilecek, kamu yönetimi bilincine sahip ve hukuki sorumluluklarının farkında adayları, parti içi demokrasi ilkelerine uygun tespit etme konusunda yeterli başarıyı gösterememektedir. Aday belirleme mekanizması çoğu zaman; siyasi yakınlıklar, parti içi dengeler ve karşılıklı hesapların yön verdiği bir pazarlık alanına dönüşmüştür.

Oysa yerel yönetimler, siyasi sadakatle değil; bilgi, ehliyet ve kamu yönetimi disiplinine hâkimiyetle yürütülmesi gereken kurumlardır.

Bugün görevde bulunan birçok belediye başkanına; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hakkında temel bir soru yönelttiğinizde alacağınız cevap, meselenin vahametini açıkça ortaya koyacaktır.

Belediye Başkanlarının büyük bir kısmı ya bu mevzuata hâkim değildir ya da bilse dahi uygulama sorumluluğunu gerektiren ciddiyetle bu metinleri incelememiştir bile.

Oysa bu kanunlar, belediye başkanlarının günlük idari tasarruflarının doğrudan hukuki zeminini oluşturur. Bu mevzuatların içeriğini bilmeden görev yapmak, sadece idari hata riskini değil, aynı zamanda cezai sorumluluğu da beraberinde getirir. Örneğin “Tanju Özcan topladığı parayla öğrencilere burs verdi ne suç işlemesi kardeşim “ demek yada Bursa Büyük Şehir Belediye Başkanının kendi ailesi ile kurduğu vakfı iş adamları ve belediye ile ilişkilendirmek tam da bu anlatmak istediğimdir. İrtikâbı suç olarak görmez ve kabul etmeden burs bahanesi ile bağış toplarsanız sonucuna da katlanırsınız.

En önemlisi de mevzuat bilgisi eksikliği ile birleşen zihniyet sorunudur. Belediyeyi bir kamu kurumu olarak değil, partisine ait bir yapı gibi gören siyaset anlayışı; kamu kaynaklarının amacından sapmasına, keyfi uygulamalara ve nihayetinde sistematik hatalara da yol açmaktadır.

Bu nedenle; mevzuatı bilmeyen, hukuka uygun hareket etmeyen ve kurumsal sorumluluğu içselleştirmemiş belediye başkanlarının hata yapması da, başarısız olması da kaçınılmazdır.

Sonuç olarak sorun bireysel değil, yapısaldır. Ve bu yapı değişmediği sürece benzer krizlerin tekrar yaşanması kaçınılmazdır.

Siyaset, kamu kaynaklarını kişisel menfaatleri için kullanan anlayıştan arındırılmadıkça; toplumda ne adalet duygusu tesis edilebilir ne de toplumsal refah kalıcı hale getirilebilir.

Kamu gücünün şahsi çıkarların aracı haline gelmesi, yalnızca ekonomik kayıplara yol açmaz; aynı zamanda devletin meşruiyetini zedeler ve vatandaşın devlete olan güvenini derinden sarsar.

Bu nedenle mesele yalnızca yolsuzlukla mücadele meselesi değildir ve sadece ceza soruşturmalarıyla çözülemez. Cumhuriyet Halk Partisinin özellikle yerel yönetimlerde; şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat esaslı bir yönetim anlayışını benimsemesi ve bu ilkeleri içselleştirmiş mevzuata bilen adayları tercih etmesi zorunludur.

Aksi halde Cumhuriyet Halk Partisi için siyaset, toplum adına çözüm üreten bir mekanizma olmaktan çıkar; dar bir zümrenin çıkarlarını koruyan bir yapıya dönüşür.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine düştüğü durum bundan başka bir şey değildir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI