HALKWEBYazarlarAynı Oyun, Aynı Bedel: Rojava ve Halep’te Kürt Halkı

Aynı Oyun, Aynı Bedel: Rojava ve Halep’te Kürt Halkı

Bugün Rojava’da düşen her bomba, Halep’te yıkılan her bina, öldürülen her Kürt; Ortadoğu’nun en temel gerçeğini bir kez daha haykırmaktadır: Kürt halkını yok sayan, iradesini bastıran hiçbir siyasal denklem kalıcı olamaz.

0:00 0:00

Rojava’da ve Halep’te yaşananlar, Ortadoğu’nun birbirinden kopuk krizleri değil; aynı siyasal aklın, aynı tahakküm biçimlerinin ve aynı inkâr politikalarının farklı sahnelere taşınmış hâlidir. Haritalar yeniden çizilirken, güç dengeleri sürekli değişirken değişmeyen tek şey vardır: Bedeli ödeyen Kürt halkı ve bu coğrafyanın emekçi, yoksul, sesi bastırılmış halklarıdır. Devletlerin “güvenlik”, “beka” ve “istikrar” söylemleri altında yürüttüğü politikalar, bir kez daha Kürtlerin yaşam hakkını, siyasal iradesini ve geleceğini pazarlık masasına sürmüştür.

Rojava, yalnızca Suriye iç savaşının bir parçası değil; Kürt halkının yüzyılı aşan statüsüzlük tarihine karşı geliştirdiği en somut siyasal ve toplumsal deneyimlerden biridir. Yerel özyönetim arayışı, eşitlikçi ve çok kimlikli bir yaşam iddiası, kadınların öncülüğünde kurulan yeni toplumsal ilişkiler; tüm eksikliklerine rağmen, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme iradesinin ifadesidir. Ancak bu irade, bölgesel devletlerin tarihsel Kürt karşıtlığı ve küresel güçlerin çıkar hesapları arasında sistematik biçimde hedef alınmaktadır. Rojava’da atılan her adım, halkın ihtiyaçlarından çok, Ankara’nın güvenlik doktrinleriyle, Moskova’nın pazarlık masalarıyla, Washington’un geçici ittifaklarıyla ölçülmektedir.

Halep ise Kürt halkı açısından yalnızca bir yıkımın değil, aynı zamanda siyasal yalnızlığın adıdır. Yıllar süren kuşatmalar, bombardımanlar ve zorunlu göçler, kenti bir enkaza çevirirken; Kürtler bu süreçte hem rejimlerin hem de muhalif ve çeteci kontra güçlerin arasında sıkışmıştır. Halep’te yaşananlar, savaşın sadece silahlarla değil, görmezden gelme ve sessizlikle yürütüldüğünü de açıkça göstermiştir. Uluslararası toplum, söz konusu Kürtlerin yaşamı olduğunda, ya sessiz kalmış ya da meseleye yalnızca jeopolitik çıkarlar penceresinden bakmıştır.

Rojava ile Halep’i birbirine bağlayan temel çizgi, Kürt halkının siyasal özne olmaktan sistematik biçimde dışlanmasıdır. Güvenlik gerekçeleri, terör tanımları ve etki alanı hesapları; halkların eşitliği, özgürlüğü ve birlikte yaşam hakkının önüne geçirildiğinde ortaya çıkan şey barış değil, süreklileştirilmiş bir kriz hâlidir. Kürt coğrafyasında her yeni askeri müdahale, her yeni ittifak, çözüm üretmek yerine yeni yıkımların zeminini hazırlamaktadır.

Türkiye açısından bakıldığında da tablo farklı değildir. Sınırın ötesindeki gelişmeler, yıllardır iç politikanın bir uzantısı olarak ele alınmakta; Kürt meselesi, demokratik ve siyasal bir sorun olmaktan çıkarılıp salt bir güvenlik başlığına indirgenmektedir. Oysa Halep’in yıkımı Suriye’yi istikrara kavuşturmadığı gibi, Rojava’ya yönelik her yeni saldırı da Türkiye’ye güvenlik getirmemektedir. Aksine, çözümsüzlük derinleşmekte, şiddet kalıcılaşmaktadır.

Bugün Rojava’da düşen her bomba, Halep’te yıkılan her bina, öldürülen her Kürt; Ortadoğu’nun en temel gerçeğini bir kez daha haykırmaktadır: Kürt halkını yok sayan, iradesini bastıran hiçbir siyasal denklem kalıcı olamaz. Askeri üstünlükler geçicidir; sınırlar zorla korunabilir, şehirler işgal edilebilir. Ancak adalet, özgürlük, siyasal temsil ve eşit yurttaşlık olmadan ne barış mümkündür ne de istikrar. Bu gerçek göz ardı edildiğinde, bugün kazanan gibi görünenler yarının kaybedeni olmaktan kaçamaz.

Rojava ve Halep üzerine konuşurken sorulması gereken temel soru şudur: Kürtler ne zaman büyük güçlerin pazarlık konusu olmaktan çıkacak? Ne zaman bir şehir, yalnızca stratejik bir mevzi değil; yaşayan, direnen, hak talep eden bir toplum olarak görülecek? Bu sorular cevapsız kaldıkça, Kürt coğrafyasında yanan ateş sadece Kürtleri değil, er ya da geç tüm bölgeyi sarmaya devam edecektir. Çünkü inkâr üzerine kurulan her düzen, eninde sonunda kendi krizini yeniden üretir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI