HALKWEBYazarlarSessizliğin Yaşattığı Varlık Kaybı

Sessizliğin Yaşattığı Varlık Kaybı

Hakikat, Cesaret ve Aklın Sorumluluğu

Sözün ve eylemin olmadığı bir düzlemde varoluş, yalnızca biyolojik bir sürdürümden ibaret kalır. İnsanı toplumsal ve etik bir özne kılan temel unsur, haksızlığa karşı çıkma yetisi ve hakikati söyleme iradesidir. Suskunluk, tarafsız bir duruş değil; kriz anlarında sessiz kalarak mevcut duruma sunulan zımnı bir onaydır. Yazmamak, ses vermemek ve yanlışlar karşısında edilgenliğe çekilmek, tarihsel ve toplumsal alanda var olmaktan vazgeçmektir.

Zamanında gösterilmeyen tepki, iş işten geçtikten sonra dile getirildiğinde anlamını ve dönüştürücü gücünü yitirir. Adaletin ve doğruluğun savunulması, konjonktürün elverdiği konforlu anlarda değil; riskin ve baskının en yüksek olduğu kırılma noktalarında değer kazanır. Haksızlık karşısında ertelenen her itiraz, yanlışın kurumsallaşmasına zemin hazırlar. Bu nedenle dayanışma, soyut bir temenni değil, zamanında üstlenilmesi gereken somut bir sorumluluktur.

Bireyin kendini konjonktürün, otoritelerin veya kişisel mazeretlerin arkasına saklaması, zihinsel bir konfor arayışıdır. Hakikati savunmak; her şartta açık olmayı, adil kalmayı ve gölgelerin ardına sığınmadan doğrudan durabilmeyi gerektirir. Şeffaflık ve adalet, ancak mazeret mekanizmaları reddedildiğinde toplumsal bir zemine oturur.

Tepkinin ve dayanışmanın kalıcı bir başarıya dönüşebilmesi için ise akıl ve bilimin rehberliği şarttır. Tek başına heyecan veya retorik, somut sonuçlar üretmeye yetmez. Cesaret, bilimsel yöntem, eleştirel düşünce ve disiplinli bir çalışma etiğiyle birleştiğinde toplumsal ve entelektüel bir sıçrama yaratır.

Bu ilkeler akademi sanattan, siyasetten gündelik yaşama kadar hayatın her alanı için geçerlidir. Sorumluluk alan, aklını özgürce kullanan ve bilimin ışığında cesaretle emek verenler kalıcı izler bırakır; gerisi yalnızca geçici bir söylemden ibaret kalır.

Hikmet Karakuş

YAZARIN DİĞER YAZILARI