KONUK YAZAR / HÜSNÜ ÇETİN
Bugün tartışılan asıl mesele sadece TBMM’ye gelecek bir “çerçeve yasa” değildir. Asıl mesele, bu yasanın gerçek bir müzakerenin ve karşılıklı mutabakatın ürünü olup olmadığıdır.
Silahlı çatışmaların sona erdiği hiçbir ülkede kalıcı barış, tek tarafın hazırladığı metinlerle sağlanmamıştır. Eğer ortada bir müzakere süreci varsa, bunun temelinde karşılıklı güven, diyalog ve mutabakat bulunmalıdır. Aksi halde çıkarılan yasa, toplumsal barışı inşa eden bir metin değil, siyasi iradenin tek taraflı bir düzenlemesi olarak görülme riski taşır.
Kimse kusursuz ya da herkesin istediğini eksiksiz karşılayan bir yasa beklemiyor. Müzakere zaten tarafların birbirini tamamen teslim aldığı bir süreç değildir. Müzakere; farklı taleplerin konuşulduğu, tavizlerin verildiği ve ortak zeminin oluşturulduğu bir süreçtir. Kalıcı çözüm ancak böyle mümkün olabilir.
Bu nedenle kamuoyunun cevabını beklediği temel soru şudur: Hazırlanan çerçeve yasa, gerçekten ilgili tarafların üzerinde uzlaştığı bir metin midir, yoksa yalnızca iktidarın hazırladığı ve uygulanmasını beklediği bir düzenleme midir?
Eğer gerçek bir mutabakat yoksa, en iyi hazırlanmış yasa bile toplumda beklenen güveni oluşturamaz. Güven olmadan silahların susması, hukuk olmadan barışın kalıcı hale gelmesi ve karşılıklı irade olmadan yeni bir dönemin başlaması son derece güçtür.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, sadece yasa çıkarmak değil; toplumun tüm kesimlerine güven veren, hukuki güvenceleri açık olan ve müzakerenin ruhunu yansıtan bir siyasal irade ortaya koymaktır. Barış, ancak karşılıklı kabul gören ilkeler üzerine inşa edildiğinde kalıcı olabilir. Aksi halde çıkarılan her düzenleme, yeni tartışmaların ve yeni güvensizliklerin başlangıcı olmaktan öteye geçemez.

