HALKWEBYazarlarCHP ve İç Çatışma Nedenleri

CHP ve İç Çatışma Nedenleri

0:00 0:00

 

Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ekseninde yaşanan ideolojik kırılmaları, ulusalcı/Kemalist çizginin dönüşümünü ve liderlik değişimlerini anlamak, iç siyaset dengelerinin ötesinde makro-politik ve jeopolitik bir okumayı gerektirir.
Bahsettiğiniz bu dinamikleri — Özgür Özel liderliğindeki “NATO ve Batı ile uyumlu merkez siyaset” arayışından, Kemal Kılıçdaroğlu tarzı daha geniş cepheli ya da yerli/milli hassasiyetlerle örtüşebilen çizgiye yönelimi veya bu iki hat arasındaki çatışmayı — yapısal, sosyolojik ve jeopolitik katmanlarıyla analiz edebiliriz.

1. Jeopolitik Dengeler ve “NATO Demokrasisi” Çelişkisi

Özgür Özel’in “NATO bir güvenlik örgütü olmanın ötesinde bir demokrasi güvencesidir” eksenindeki söylemi, Batı blokuna ve geleneksel ittifaklara bağlılık mesajı içeriyordu. Ancak bu söylem, Türkiye’nin mevcut jeopolitik gerçekliği ve CHP’nin tarihsel tabanındaki bazı ana damarlarla sert bir şekilde çarpışmaktadır:
-Avrasyacı ve Anti-Emperyalist Kemalist Refleks:CHP’nin kurucu ideolojisinde yer alan tam bağımsızlıkçılık ve anti-emperyalist damar (ulusalcılık), NATO’yu özellikle 1950’lerden sonra Türkiye’nin egemenlik haklarını kısıtlayan, iç siyasete müdahale eden (askeri darbeler süreci) ve bölgesel çıkarlarıyla (özellikle Suriye ve Doğu Akdeniz’de) çelişen bir aygıt olarak görür. Dolayısıyla Batı merkezli bir demokrasi tanımı, partinin ulusalcı kanadında tepkiyle karşılanır.
-Küresel Güç Savaşları:
Bölgesel gelişmeler, Türkiye’yi çok kutuplu bir dünyada denge politikası izlemeye zorlamaktadır. Batı’ya koşulsuz angajman vaat eden bir söylem, devlet mekanizmasının ve seçmenin gözünde Türkiye’nin stratejik esnekliğini kaybetmesi riski olarak kodlanabilmektedir.

2. Ulusalcı Kemalizmin Tasfiyesi ve İkiye Bölünme Dinamiği:

CHP’de Deniz Baykal döneminden sonra başlayan ve Kılıçdaroğlu dönemiyle hız kazanan “Yenileşme/Helalleşme” süreci, ulusalcı Kemalizmin partinin ana karar mekanizmalarından kademeli olarak uzaklaştırılmasıyla sonuçlandı. Bu durum parti içinde kronik bir kimlik krizine ve iki temel kutba yol açtı:
-Devletçi-Ulusalcı Kanat:
Bu kanat, partinin laiklik, üniter yapı ve ulusal çıkarlar konusundaki net çizgisinin sulandırıldığını savunur. Kürt sorunu, dış politika ve cemaatler gibi kritik konularda pragmatik ittifaklar uğruna kurucu ilkelerden taviz verildiğini ileri sürer.
-Sosyal Demokrat/Evrensel Sol Kanat:
Bu kanat ise Türkiye’nin demografik ve sosyolojik yapısı gereği tek başına ulusalcı bir söylemle iktidar olunamayacağını, dindar seçmenden Kürt seçmene kadar geniş bir yelpazeyi kapsayacak bir “demokrasi bloku” kurulması gerektiğini savunur.
Bu iki vizyonun uzlaşamaması, tabanda ve tavan yapısında entelektüel ve örgütsel bir bölünmeyi (bazı ulusalcı figürlerin partiden kopması veya pasifize edilmesi) beraberinde getirdi.

3. Özgür Özel Söyleminin Tıkanması ve Değişim Arayışı:

Özgür Özel yönetimi, “normalleşme” ve Batı ile entegre rasyonel bir yönetim vaadiyle öne çıksa da, kısa sürede hem parti içi dengelerde hem de toplumsal karşılıkta bazı sınavlardan geçti:
-Sistemle Uyumlanma Eleştirisi:
İktidarla yürütülen “normalleşme” siyaseti, muhalif seçmenin bir kısmında “etkisizleşme” veya “muhalefetin evyselleştirilmesi” (sisteme entegre edilmesi) algısı yarattı.
-İdeolojik Muğlaklık:
NATO vurgusu yapıp hem de yerel siyasette sol/sosyal demokrat vurguyu sürdürmek, tabanda entelektüel bir zemin oturtmakta zorlandı. Bu durum, Özel’in liderlik meşruiyetinin sorgulanmasına zemin hazırladı.

4. Kılıçdaroğlu Çizgisinin Yeniden Tartışılması ve Tercih Sebepleri:

Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023 seçim yenilgisinden sonra siyaset sahnesinde veya arka planda yeniden bir ağırlık noktası haline gelmesi ya da onun temsil ettiği oyun kurucu tarza dönülmek istenmesi, geçmişteki taktiksel başarıların ve mevcut boşluğun bir sonucudur:
-Geniş Cephe Siyaseti (Büyük Şemsiye):
Kılıçdaroğlu, Türkiye sosyolojisinin farkında olarak sağ, sol, liberal, muhafazakar ve Kürt siyasi aktörleri aynı masa etrafında toplama becerisi göstermişti. Bugün CHP, tek başına iktidar alternatifi olmakta zorlandığı anlarda, Kılıçdaroğlu’nun o dönem kurduğu “anti-otokratik geniş cephe” stratejisinin aslında tek gerçekçi formül olduğu fikrine geri dönebilmektedir.
-Kimlik Aşımı Deneyimi:
Kılıçdaroğlu dönemi, ulusalcı Kemalist dogmaları esneterek partiyi toplumun çevreye itilmiş kesimleriyle (dindarlar, Kürtler) diyalog kurabilir hale getirdi. Özgür Özel döneminde bu dengenin korunamayacağı, partinin tekrar dar bir laik-orta sınıf hattına sıkışacağı endişesi, Kılıçdaroğlu’nun veya onun çizgisinin bir “denge unsuru” olarak yeniden aranmasına yol açmaktadır.
-Sermaye ve Teknoloji Hegemonyasına Karşı Çıkış:
Kılıçdaroğlu’nun özellikle neoliberal çeteler (“Beşli Çete” vurgusu) ve küresel finans baronlarına karşı geliştirdiği daha kamucu, emekten yana ve anti-monopolcü söylem, bugün küresel tecno-feodal gidişata ve neoliberal yıkıma karşı daha sahici bir sol barikat olarak görülmektedir. Özgür Özel’in daha teknokratik ve Batı finans çevreleriyle uyumlu imajı karşısında, Kılıçdaroğlu’nun kamucu çıkışları nostaljik veya dönemsel bir ihtiyaç olarak yeniden değer kazanmaktadır.
Özetleyecek olursak; CHP içindeki bu sarkaç hareketi, aslında Türkiye’nin önündeki iki büyük yol ayrımının yansımasıdır: Ya Batı sistemi (NATO, küresel sermaye hatları) ile tamamen uyumlu, kurucu radikalizmini törpülemiş bir “merkez sol” parti; ya da Türkiye’nin iç sosyolojisindeki fay hatlarını geniş ittifaklarla yönetmeye çalışan, anti-monopolcü ve görece daha yerli/milli hassasiyetleri gözeten bir cephe siyaseti. Kılıçdaroğlu çizgisinin tekrar ağırlık kazanması, ikincisinin eksikliğinin hissedilmesinden kaynaklanmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI