HALKWEBYazarlar'Küçük Rakam', 'Bağış', 'Hizmet' Dili

‘Küçük Rakam’, ‘Bağış’, ‘Hizmet’ Dili

CHP Bu Haliyle İktidar Alternatifi mi, Yoksa Eleştirdiği Düzenin Siyasi Pratiğini Üreten Kariyer Koalisyonu mu?

0:00 0:00

Türkiye’de siyaset bazen tek bir cümlede bütün maskesini düşürür.
Bazen bir savunmada, bazen bir televizyon yorumunda, bazen de bir skandal karşısında verilen reflekslerde…

Bugün CHP çevresinden yükselen açıklamalar tam olarak böyle bir kırılma anıdır. Çünkü artık ortada yalnızca bir “iletişim kazası” değil, doğrudan doğruya zihniyet dönüşümü vardır.

CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre çıkıp,
Uşak Belediyesi’nin Özgür Özel’in makam aracının dizaynına ödediği 170 bin Euro için ne diyor?

“Bugünkü Türkiye düzeni içerisinde küçük rakamlar.”

Bu cümle sıradan bir savunma değildir.
Bu cümle bir siyasi çöküşün ilanıdır.

Çünkü Türkiye’de yıllardır kamu kaynakları üzerinden kurulan şatafat düzenine karşı en sert muhalefeti yapan yapı CHP’ydi.

Makam araçları, koruma orduları, lüks harcamalar, kamu kaynaklarının siyasi konfor için kullanılması…
Bütün bunlar yıllarca “israf düzeni”, “saray rejimi”, “halktan kopuş” diye anlatıldı.

Peki şimdi ne değişti?

Makam araçları mı ucuzladı?
Yoksulluk mu sona erdi?
Türkiye’de ekonomik kriz mi bitti?

Hayır.

Değişen tek şey, güç alanına yaklaşan insanların zihniyetidir.

Dün aynı harcamalara “ahlaksızlık” diyenler,
bugün aynı pratiği “küçük rakam” diyerek meşrulaştırmaya başladı.

İşte çürüme tam burada başlıyor.

Çünkü bütün yozlaşmış düzenler önce kavramları öldürür.

İsraf “gereklilik” olur.
Şatafat “temsil” olur.
Ayrıcalık “hizmet” olur.
Kamu kaynağıyla kurulan siyasi ilişkiler “olağan” ilan edilir.

Ve toplumun ahlaki refleksi yavaş yavaş felç edilir.

Bugün CHP çevresinde gördüğümüz savunma dili tam olarak budur.

Gazeteci Şaban Sevinç’in şu sözleri ise artık meselenin yalnızca harcama tartışması olmadığını açıkça ortaya koyuyor:

“Böcek ailesi tarafından CHP Genel Merkezi’ne 1 Milyon Euro bırakılmışsa bile bu partisine yaptığı bir bağıştır.”

İnanılmaz bir cümle.

Çünkü bu ülkede insanlar daha önce de benzer savunmaları duydu.

Ayakkabı kutularındaki paralar ortaya çıktığında da,
“imam hatip yapacaktık” denmişti.

O gün buna öfke kusanların,
bugün kendi çevrelerinde ortaya çıkan para ilişkilerini
“bağış”, “iyi niyet”, “parti desteği” gibi kavramlarla savunmaya başlaması,
sadece tutarsızlık değildir.

Bu, eleştirdikleri düzenin siyasi pratiğini içselleştirdiklerinin açık itirafıdır.

Çünkü artık mesele şudur:

CHP gerçekten iktidar alternatifi mi,
yoksa yıllarca eleştirdiği düzenin farklı logolu yeni yöneticisi mi olmaya başladı?

Bugün toplumun önemli bir kısmı tam da bunu sorguluyor.

Ve bu sorgulama haksız değil.

Çünkü bir siyasi hareket;
kendi çevresindeki şaibeleri küçümsüyorsa,
kamu vicdanında rahatsızlık oluşturan ilişkileri normalleştiriyorsa,
çıkar ağlarını “bağış” diyerek meşrulaştırıyorsa,
artık sistem karşıtı değil,
sistemin devam üreticisidir.

En trajik tarafı ise şu:

Bunu yapanlar hâlâ kendilerini “ahlaki üstünlük” pozisyonunda görüyor.

Oysa siyaset tam da burada çöker.

Çünkü ahlak yalnızca rakibe karşı kullanılan bir propaganda dili değildir.
Kendi mahallene de aynı ölçüyü uygulayabilmektir.

Ve bugün görünen tablo şudur:

CHP içerisinde artık ciddi bir kesim,
eleştirdiği düzenin reflekslerini,
ilişki biçimlerini,
çıkar mantığını
ve siyasi kibirini üretmeye başlamıştır.

MUHALEFETTEN DÜZENE: CHP’DE BELEDİYE ARİSTOKRASİSİ VE SİYASAL YOZLAŞMA

Bugün CHP’nin yaşadığı kriz yalnızca birkaç belediye dosyasının ya da birkaç televizyon açıklamasının krizi değildir.

Bu kriz çok daha derindir.

Bu kriz; yüz yıllık bir partinin tarihsel kimliğiyle, bugünkü siyasi pratiği arasındaki büyük yarığın görünür hale gelmesidir.

Çünkü CHP uzun yıllar boyunca kendisini ne olarak tanımladı?

“Halkın partisi.”

Peki bugün ortaya çıkan manzara neyi gösteriyor?

VIP araç ilişkileri…
Lüks restoran buluşmaları…
Belediye çevrelerinde oluşan yeni güç ağları…
Parti içi kariyerlerin ideolojiyle değil, ilişki ve sadakat ağlarıyla şekillenmesi…
Ve bütün bunlar tartışılınca ortaya çıkan ortak refleks:

“Algı operasyonu.”

İşte tam burada mesele bireyleri aşan yapısal bir probleme dönüşüyor.

Çünkü artık ortada klasik anlamda halkçı bir muhalefet hareketi değil,
zamanla kendi belediye aristokrasisini üretmiş bir siyasi yapı görüntüsü oluşuyor.

Bu çok ağır bir tanımdır ama toplumdaki algı giderek budur.

Türkiye’de insanlar yıllarca CHP’ye neden oy verdi?

Çünkü iktidarın yarattığı ayrıcalıklı düzene karşı bir denge unsuru olduğuna inandılar.

Fakat bugün insanlar şunu görmeye başladı:

Eleştirilen düzen değişmiyor.
Sadece o düzenin yönetici adayları değişiyor.

Bir tarafta “halkçılık” söylemi,
öbür tarafta belediye çevrelerinde oluşan yeni elit ağları…

Bir tarafta “kamuculuk” vurgusu,
öbür tarafta kamu kaynaklarının siyasi güç gösterisine dönüşmesi…

Bir tarafta “şeffaflık” söylemi,
öbür tarafta en küçük eleştiride hemen savunma refleksi…

Ve en önemlisi:

Parti içerisinde artık kimse bu çürümeye güçlü bir ahlaki itiraz geliştiremiyor.

Çünkü düzen büyüdükçe,
çıkar ilişkileri ideolojinin önüne geçiyor.

Bugün CHP içerisindeki temel problem tam olarak budur.

Parti fikri küçülürken,
kariyer koalisyonları büyüyor.

Örgüt emeği değersizleşirken,
medya ilişkileri ve güç merkezleri belirleyici hale geliyor.

Cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik gibi kurucu ilkeler ise giderek yalnızca miting dekoruna dönüşüyor.

Daha açık konuşalım:

Türkiye’de muhalefetin en büyük sorunu artık yalnızca seçim kazanamaması değildir.

Muhalefetin,
iktidarı eleştirirken kullandığı ahlaki zemini kendi içinde koruyamamasıdır.

Çünkü bir siyasi hareket;
kendi çevresindeki şaibelere sessiz kalıyorsa,
çıkar ilişkilerini “bağış” diye meşrulaştırıyorsa,
belediye imkanlarıyla oluşan siyasi güç alanlarını doğal görüyorsa,
o hareket zamanla sistem karşıtı olmaktan çıkar.

Ve eleştirdiği düzenin yeni versiyonuna dönüşür.

Bugün toplumdaki güven krizinin temel sebebi tam olarak budur.

İnsanlar artık farklı ilkeler değil,
aynı düzenin farklı logolarını gördüklerini düşünüyor.

Ve bu algı her geçen gün daha da güçleniyor.

YA KÖKLÜ TEMİZLİK YA SİYASAL ÇÖKÜŞ: CHP İÇİN TARİHİ EŞİK

Artık kimsenin birbirini kandırmaması gerekiyor.

Türkiye’de siyaset kurumu tarihinin en büyük güven krizlerinden birini yaşıyor.

İnsanlar artık yalnızca iktidara değil,
muhalefete de güven duymuyor.

Çünkü toplumun önemli bir kısmı şu soruyu soruyor:

“İktidar değişirse gerçekten düzen değişecek mi,
yoksa sadece o düzenin yeni yöneticileri mi gelecek?”

CHP’nin önündeki asıl tarihsel sınav tam olarak budur.

Ve bu sınav artık sloganlarla,
televizyon tartışmalarıyla,
sosyal medya kampanyalarıyla geçilemez.

Çünkü mesele iletişim krizi değil,
doğrudan karakter krizidir.

Bugün CHP’nin yapması gereken şey savunma yapmak değil,
radikal bir siyasi arınma süreci başlatmaktır.

Çünkü mevcut tablo sürdürülebilir değildir.

Her eleştiriyi “operasyon” diye bastırmak,
her iddiayı “algı” diyerek küçümsemek,
her şaibeyi refleks halinde savunmak,
partiyi korumuyor.

Tam tersine daha büyük bir çöküşe sürüklüyor.

Çünkü gerçek siyasal ahlak;
yalnızca rakibe hesap sormak değil,
kendi çevresine de aynı ölçüyü uygulayabilmektir.

İşte bu yüzden bugün yapılması gereken şey nettir:

İddianamelerde adı geçen,
kamu vicdanında ciddi güven sorunu oluşturan herkes — makamı, belediyesi, medya gücü veya parti içindeki konumu ne olursa olsun — CHP’den istifa etmeli ya da görevlerinden çekilmelidir.

Evet, mevcut yönetim dahil.

Çünkü bir parti,
kendisini hukuk süreçlerinin ve toplumsal vicdanın üstünde konumlandıramaz.

“Bizimkiler yapmaz” psikolojisi,
Türkiye’de bütün çürümüş yapıların başlangıç noktası oldu.

Bugün CHP’nin önünde iki yol vardır:

Ya mevcut yönetim,
parti içindeki bütün sorunları savunma refleksiyle örtmeye devam edecek,
ve CHP zamanla yalnızca belediye imkanları etrafında kümelenmiş bir çıkar organizmasına dönüşecek…

Ya da çok daha zor ama onurlu olanı yapacak:

Gerçek bir iç hesaplaşma başlatacak.

Bu ne demektir?

Belediye-siyaset-finans ilişkilerinin tamamen şeffaflaştırılması demektir.

Parti içindeki güç ağlarının bağımsız denetime açılması demektir.

Aday belirleme süreçlerinin otel lobilerinden, medya pazarlıklarından ve klik ilişkilerinden çıkarılması demektir.

Sadakat düzeninin yerine liyakatin,
ilişki ağlarının yerine örgüt emeğinin,
kişisel kariyer hesaplarının yerine ideolojik tutarlılığın geçirilmesi demektir.

En önemlisi de şudur:

CHP artık şunu anlamak zorundadır:

Türkiye’de insanlar kusursuz siyasetçi aramıyor.

Ama en azından dürüst bir yüzleşme görmek istiyor.

“Evet, yanlışlar oldu.”
“Evet, çürüme oluştu.”
“Evet, bu yapıyı temizleyeceğiz.”

diyebilen bir siyasi irade görmek istiyor.

Fakat bugün görülen tablo bunun tam tersidir.

Eleştiren susturuluyor.
Soru soran hain ilan ediliyor.
Şaibeler küçümseniyor.
Ve parti giderek küçük bir siyasi aristokrasinin koruma refleksiyle yönetiliyor.

Bu sürdürülebilir değildir.

Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir şirket değildir.
Bu parti Türkiye’nin kurucu siyasal damarlarından biridir.

Eğer CHP bile kendi içindeki çürümeyle yüzleşemeyecek hale gelirse,
o zaman Türkiye’de siyaset tamamen güven kaybına uğrar.

Ve tarih bazen partileri seçim sonuçlarıyla değil,
ahlaki kırılma anlarında verdiği reflekslerle yargılar.

Bugün CHP tam da böyle bir eşiktedir.

Ya köklü bir temizlik yaşayacaktır,
ya da yıllarca eleştirdiği düzenin siyasi pratiğini üreten yeni bir çıkar örgütüne dönüşecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI