HALKWEBYazarlarEkonomik kriz sürerken bayrağın hatırlatılması

Ekonomik kriz sürerken bayrağın hatırlatılması

Halkta biriken öfkenin nerede açığa çıkacağı belirsizken yine Milliyetçi hareketlerin boy vermesi tesadüfü karşılanmamalı.

0:00 0:00

Kapitalizmde ekonomik krizler Uluslararası boyutları olduğunda farklı siyasi sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilirken, krizin emekçiler açısından nefes alacağı kimi olanaklar zamanla ortaya çıkarılır. Ücretlerdeki artış, enflasyondaki aşağı doğru ivme, belli bir zamanla alım gücünün artmasına neden olur. Yani sermaye sınıfı emekçileri daha fazla sömürmek için yaşayabilecekleri ortamı sağlamaya çalışırlar. Bunu her zaman beceremeyebilir bu durumda da siyasi krizler baş gösterir. Halktaki hoşnutsuzluklar grevlere, sokak gösterilerine dönüşmüşse işçi sınıfının birlikte mücadele ettiği taleplerin yerine dinsel, etnik farklılıklar siyasette ön plana çıkarılmaya çalışılır.

İşte tamda bu yüzden soğuk savaş yıllarında Türkiye’nin düzen temsilcileri milliyetçiliği ve islamcılığı hazırolda bekletip beslemişlerdir. 5-6 Eylül olayları, Tan matbaası baskını Demokrat Parti döneminde akılda kalanlar.

1960 ile 1980 yılları arasında ise daha sistematik bir hal alan NATO destekli milliyetçi hareket ise üstüne düşeni yapmıştır. İşçi sınıfı örgütlülüğünün tavan yaptığı grev sayılarının tarihin en yüksek seviyesinde olduğu biliniyor. Gençliğin yeni bir düzen arayışı içerisinde olduğu bu dönem düzen sahipleri açısından yine krizli bir süreçti.

Gençlik işçi sınıfının mücadelesinde yanların da yer alırken aynı zamanda bağımsızlık talepleri düzen sahiplerini rahatsız ediyor bu rahatsızlık aynı zamanda bir korkuyu da içinde barındırıyordu. 68 kuşağı bir gençlik hareketi olarak hem Cumhuriyete hemde bayrağına sahip çıkan devrimci bir kuşağı temsil etmekteydiler.

Siyasi islamcılar ve Milliyetçiler için ise tek ortak düşman Komünizm olmuş gençliğin bağımsızlık talepleri ile işçi sınıfın hak talepleri onları rahatsız etmekteydi. NATO eğitimli düzenin aparatı haline getirilen sağcı örgütler özellikle 1970’ler işçi sınıfının grevlerine saldıran, devrimci gençleri katleden bir görevin temsilcileri haline geldiler. Yine bir çok olayla birlikte hafizalara kazınan 1 Mayıs 1977 yılında yüzbinlerce işçiinin üzerine açılan ateşle onlarca işçinin hayatını kaybetmesine neden oldular. Yine 5-6 Eylül’e benzer haberlerle Maraş ve Çorum katliamları gerçekleştirildi. 12 Eylül ise düzenin rahat bir nefes aldığı ABD’nin bizim çocuklar başardı dediği, Vehbi Koç’un Evrene teşekkür mektubu yazdığı yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Bugün yine bir krizli süreç gençlik yine bir arayış içerisinde. Uzun yıllara yayılan sağcıların cumhuriyet düşmanlığı sermaye sınıfının hükümeti olan AKP ile birlikte başarıya ulaşacak 1923 Cumhuriyeti yıkılacaktı. İşte bugün yaşadığımız ekonomik krizin ideolojik krize dönüşmesindeki en önemli neden yıkılan Cumhuriyet yerine yenisinin kurulamamış olmasıdır.

2018 yılında başlayan Türkiye’deki ekonomik krizle ilgili Erdoğan dahil birçok kişi farklı değerlendirmeler içerisinde olsada kapitalizm kriz üretmeden varlığını sürdüremez.Siyasi iktidarların bunda payları olsada sadece olacak olanın önünü açarlar. 2001 krizinde olduğu gibi. Para biriminin dolar ve euro karşısında kaybettiği değer, faizlerdeki yükseliş sermayenin tekelleşmesine enflasyonun yükselmesine sebep olmuşken bu kriz derinleşerek devam ediyor. Halkın büyük bir kesimi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamacak ücretlerle çalışırken, öğrenciler okumak için çalışmak zorunda kaldıkları bir dönemi yaşıyorlar. Aynı zamanda geleceklerine dairkaygıları giderek artıyor.

AKP ve Erdoğan krizi yönetemiyor idare ediyor tespiti doğru bir tespit. Başkanlık sistemiyle beraber oluşturulan Cumhur ittifakına devletli bir parti olan MHP’nin dahil olması işlerini kolaylaştırırken seçimleri kazanana kadar düşmanlaştırılan kürt hareketi ittifakın bugünün dost tarafında yerini alıyor. AKP kendi tabanına nas suresiyle sabrı telkin ederken, MHP ise vatanın bütünlüğü için iç cephenin güçlü olmasını hatırlatıyor.

Emekçi halk ise mutlak yoksullukla karşı karşıya. Temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdayken hala bir çıkışın düzen değişikliği ile olabileceği konusunda bir alternatif yaratılamıyor. Kriz derinleşerek ve süreklileşerek devam ediyor.

Cumhur ittifakının ana muhalefete yönelik saldırılarına uzun bir süredir kendi sahasında savunma stratejisi geliştirmesi halkta bir enerji meydana getirmiyor. Halkta biriken öfkenin nerede açığa çıkacağı belirsizken yine Milliyetçi hareketlerin boy vermesi tesadüfü karşılanmamalı.

Biliyorsunuz bu sene NATO ülkeleri Ankara’da toplanacak. NATO biliyorsunuz güvenlik tehditlerine karşı ikinci Dünya savaşından sonra kuruldu. Tehdit işçi sınıfının kapitalist ülkelerde örgütlenmesi iktidar talep etmesi ve tabiki Sovyetler birliğiydi. Türkiye’de bu güvenli limanda örgütün kuruluşu itibariyle yerini aldı. İşçi sınıfı yeteri kadar örgütlü ve güçlü olmasada Komünizm tehditi her ülkede olduğu gibi bizde de bir azınlığın uykusunu kaçırıyordu. ABD emperyalizmin hamiliğini üstlenmiş soğuk savaş döneminde taraflar netleşmeye başlamıştı.

NATO destekli darbeler, iç savaşlar çok fazla karşılaşılaşılan durumlar. Yugoslavya’nın parçalanmasından, Irak’ın işgaline kadar bir çok yerde görev aldılar. Bu örgütün anlayacağınız eli kanlıdır. Ülkemizde destekledikleri örgütler birçok katliamlara, faili meçhul cinayetlerin gerçekleşmesine neden oldu. Bugün ODTÜ’de gerçekleşen bayrak provakasyonu Zafer partisi, istiklal kadınları hareketi gibi yapılar bayrağı kullanarak geçmişte yaptıklarını tekrarlamak istiyorlar.

Gelenekleri gençliğin bağımsızlık taleplerine saldırmak, işçi grevlerinde grev kırıcı olmak patronların ve ABD askeri filolarına secde etmek olan bu yapılanmaların aldatmacılarına karşı düzen değişikliği bugünün temel ve tek gerçek tartışma gündemi yapılmaldır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI