Beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır.
Bugün içinde bulunduğumuz durum tam da budur.
Bir yanda; yolsuzluk, rüşvet ve irtikap iddialarıyla adı anılan, ahlaken kurulmamış olması gereken dostlukların ve ilişkilerin toplumda ve partide yarattığı tahribatı görmezden gelenler…
Daha da ileri gidip; tüm bunları ve iddianamelerde adı geçen isimleri savunmayı görev bilenler…
Bildikleri, duydukları ve gördükleri gerçekleri gizleyerek, suçlu arama psikolojisiyle saldırı komutu bekleyenler…
Diğer yanda ise “ARINACAĞIZ” dedikleri için her gün sosyal medya linçlerine uğrayan, hakaretlere ve küfürlere maruz kalan; partinin kurumsal kimliğine sahip çıkan, AHLAK, NAMUS, ERDEM ve ONUR kavramlarını yaşamlarının merkezine koyan ve parti disiplin kurullarınca sorgusuz sualsiz ihraç edilen gerçek CHP’liler…
Bugün yaşanan süreç tam olarak budur.
Özgür Özel ve yönetiminin; hukuka aykırı, parti tüzüğüne uymayan tutum ve davranışlarını savunmak zorunda kaldıkça, her geçen gün terbiye sınırlarını zorlayan açıklamalar yaptığı görülmektedir.
Parti geleneğine dahi saygı göstermeyen, öfke kontrolünü kaybetmişçesine bulunduğu makamın ağırlığını taşıyamayan bazı sözde gazeteci ve yazarların ettiği büyük lafların hedefinde ise sürekli aynı isim vardır:
Kemal Kılıçdaroğlu ve yol arkadaşları…
Oysa Kılıçdaroğlu ne dedi?
“Bu partinin düşmanlarını yine bu partinin harem-i ismetinde boğacağız.”
Hiçbir mahkeme sürecinde dahli olmamasına rağmen; tüm saldırıları, hakaretleri ve iftiraları parti terbiyesine uygun bir şekilde sineye çekmesi, gözleri dolsa da dik ve mağrur duruşunu koruması, liderlik farkını açıkça ortaya koymuştur.
CHP’nin bugün içine sürüklendiği girdaptan kurtuluşu; liyakatli, namuslu ve onurlu kadrolarla, köklerinden gelen bağımsızlık ve özgürlük karakterine yeniden sarılmasıyla mümkündür.
Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden ve yolundan ayrılmadan, kendi küllerinden yeniden doğması gerekmektedir.
Bir yanda siyasi salvoların ortasında rotasını kaybedenler…
Diğer yanda partinin içine düştüğü tabloyu hazmedemeyenler…
Mahkemeler, iddianameler ve son günlerde ahlak kurallarını yerle bir eden olaylar…
Taraflı ya da tarafsız kamuoyu araştırmaları artık bir gerçeği ortaya koymaktadır:
CHP, toplumun gerçeklerinden giderek uzaklaşmaktadır.
Ülke ve dünya gündemine dair ortaya konulan söylemler ise çoğu zaman günü kurtarmaya yönelik açıklamaların ötesine geçememektedir.
Mahkeme süreçleri ilerledikçe ortaya çıkan belge, bilgi ve bağlantılar birleştirildiğinde; CHP’nin gerçekleştirilen 38. Kurultayı’nda delege iradesinin para karşılığında değiştirildiği yönündeki iddialar nedeniyle sürecin “Mutlak Butlan” ile sonuçlanabileceği beklentisi güçlenmiştir.
İstinaf mahkemesinde devam eden dava, gün geçtikçe birilerinin uykularını kaçırırken; psikolojilerini ve dillerinin ayarını da bozmuştur.
Agresif tavırlar sergileyenler, karşı mahallenin dahi “Mutlak Butlan” ihtimalini kabullenmeye başladığını gördükçe; bir partinin genel başkanlığından ne kadar uzaklaşılabileceğini de gözler önüne sermektedir.
Sabrın ve haklılığın tarafında duranlar ise tüm linçlere ve hakaretlere rağmen; doğrunun dimdik ayakta kalacağı, eğrinin ise mutlaka belasını bulacağı günü beklemektedir.
Çünkü onların tek düşüncesi;
Atatürk’ün CHP’sini yolsuzluklardan, mahkeme koridorlarından kurtarmaktır.
İddianamelerde adı geçenlerin üyeliklerinin askıya alınmasını, aklandıktan sonra geri dönmelerini;
Toplumun ahlaki yapısına aykırı davrananların ise derhal İHRAÇ edilmesini savunmaktadırlar.
Gerçek CHP’lilerin, liyakatli kadrolarla partiyi yeniden iktidar alternatifi hâline getirmesi gerektiğine inanmaktadırlar.
Bu nedenle mahkemelerin bir an önce karar vermesini beklemeleri; partinin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan bu sürecin son bulmasını istemeleri, umudun hâlâ canlı olduğunun göstergesidir.
İki buçuk yıldır sabır sınırları zorlanan, sinir sistemleri sınanan; dişlerini ve yumruklarını sıkarak doğru bildikleri yolda yürümeye devam edenler…
Yoldaş oldukları Kemal Kılıçdaroğlu ile yol yürüyenler şunu çok iyi bilir:
Sabrın sonu selamettir.
Ve beklenen gün gelecekse…
Çekilen çile kutsaldır.
Murat Adıgüzel

