Kemal Kılıçdaroğlu’nun hukuku Özgür Özel’e emanet ise, gerçekten vah ki ne vah!
Özgür Özel’in şu sözleri dikkat çekiyor:
“Önceki Genel Başkanımızın hukuku en başta bana emanettir. Tek kelimeyle kınıyorum.”
Dünün en çok öne çıkan cümlesi buydu.
Peki sormak gerekir:
Madem böyle bir hassasiyet vardı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun 38. Kurultay’daki hukuku neden korunmadı?
Hukuka uymak elbette esastır. Ancak mesele sadece “hukuk” vurgusu yapmak değil, o hukuku her koşulda ve tutarlı biçimde savunabilmektir.
Bu noktada akıllara bazı sorular geliyor.
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat üzerinden yürütülen söylemlerle, Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’na destek veriyormuş gibi gösterilerek bir yumuşama zemini mi oluşturulmak isteniyor?
Yoksa tüm bunlar gerçekten birbirinden bağımsız gelişmeler mi?
Bu soruların cevabı, siyasetin perde arkasında gizli olabilir. Ancak kamuoyuna yansıyan görüntü, bunun basit bir tesadüf olmadığını düşündürüyor.
Nitekim merhum Hüsamettin Cindoruk’un cenaze töreninde Kılıçdaroğlu ile karşılaşan Özgür Özel’in yüz ifadesi de hafızalarda. O an, siyasetin satır aralarına yansıyan duygular açısından oldukça dikkat çekiciydi.
Daha da önemlisi, bugüne kadar Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik sistematik hakaret ve karalama kampanyalarına karşı ne partinin kurumsal kimliğinden güçlü bir tepki geldi ne de Özgür Özel’in açıklamalarında kapsayıcı ve birleştirici bir duruş görüldü.
Bugün ise farklı bir dil kullanılıyor.
Bu değişim, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Acaba “mutlak butlan” ihtimali mi bu söylem değişikliğinin arkasındaki temel neden?
Eğer öyle değilse, şu soruların açık bir şekilde yanıtlanması gerekir:
- CHP’nin 38. kurultayı gerçekten tartışmasız ve şaibesiz miydi?
- Yoksa bugün sergilenen yumuşama, o döneme dair soru işaretlerinin hâlâ canlı olduğunu mu gösteriyor?
- Olağan ve olağanüstü kurultay süreçleriyle, tartışmalı bir zemine meşruiyet kazandırılmaya mı çalışıldı?
- Parti içinde farklı düşünenler, özellikle Kılıçdaroğlu’na yakın duran isimler, disiplin süreçleriyle tasfiye edilmedi mi?
- Kılıçdaroğlu’nun yeniden etkili olmasının önüne geçmek adına kulis faaliyetleri yürütülmedi mi?
- Bu bağlamda Bülent Arınç ile kurulan temaslar kamuoyuna yansımadı mı?
Öte yandan, Halk TV ve bazı medya mecralarında Kılıçdaroğlu’nun itibarını hedef alan kampanyalar yürütülürken, bu süreçten gerçekten habersiz olunduğunu söylemek ne kadar inandırıcı?
Tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo nettir:
Bugün kullanılan “hukuk” söylemi, geçmişteki sessizlikle çelişmektedir.
CHP’nin, tartışmalar ve şaibelerle anılan bir görüntüye sürüklenmesi ise bu çelişkilerin en somut sonucudur.
Ve son olarak…
Özgür Özel’in, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımın altına yazılan yorumlara bakmak da ayrı bir göstergedir.
Geçmişte hakaret ve küfürle dolu bir arşive dönüşen o yorumlar, bugün dile getirilen “hukuk sahipliği” iddiasının ne kadar karşılık bulduğunu sorgulatmaktadır.
Sonuç olarak:
Siyasette tutarlılık, en az söylem kadar önemlidir.
Eğer gerçekten bir “hukuk” savunusu yapılacaksa, bu yalnızca bugün değil, dün de aynı kararlılıkla yapılmalıydı.
Aksi halde insanın aklına tek bir cümle geliyor:
Mutlak butlan… Sen nelere kadirsin!
