Bir hakareti kınamak kolaydır. Zor olan, kınamayı veriyle sınamak ve odağı dağıtmamaktır. Asıl soru şudur: Tepki, hakareti mi merkezde tutuyor, yoksa başka bir anlatı mı kuruyor?
I. Hakaret, Tepki ve Zaman Damgası
Mine G. Kırıkkanat’ın, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kullandığı ifade, tartışmanın sınırlarını aşan bir dil örneğidir ve bu yönüyle kınanması doğaldır.
Mine Kırıkkanat (X paylaşımı, [25.04.2026]):
“Kripto kılıç artığı.”
Bu paylaşımın kamuya açık biçimde biliniyor olması, tartışmayı spekülasyondan çıkarıp somut bir zaman çizelgesine oturtmaktadır. Nitekim ardından gelen tepkiler de aynı açıklıkla izlenebilmektedir.
Bu çerçevede Özgür Özel’in açıklaması, ilk bakışta net bir kınama içermektedir.
Özgür Özel (X paylaşımı):
“Yıllardır şahsıma yaptığı her türlü hakaretine sabırla sustuğum bir sözde yazar, bu kez Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na hadsizce saldırmış.
Önceki Genel Başkanımızın hukuku en başta, bana emanettir.
Tek kelime ile KINIYORUM.”
Ancak aynı metinde yer alan şu vurgu, tartışmanın yönünü değiştirir:
“Yıllardır şahsıma yapılan her türlü hakaretine sabırla sustuğum…”
Bu cümle, basit bir kınamanın ötesine geçerek söylemin eksenini genişleten bir işlev görmektedir.
II. Olgusal Zemin: İddia Ne Kadar Taşınıyor?
Böylesi kapsayıcı bir iddia, ancak süreklilik ve yoğunluk gösteren örneklerle desteklenirse anlam kazanır.
Oysa Mine G. Kırıkkanat’ın köşe yazıları üzerinden yapılan inceleme, farklı bir tabloya işaret etmektedir:
- 9 Haziran 2024 tarihli “Yeni anayasa değil, hukuk devleti istiyoruz!” başlıklı Cumhuriyet’te yer alan yazıda, Özgür Özel için “iktidara yürüyen siyasal lider” ifadesi kullanılmakta; dil olumlu–nötr bir siyasal değerlendirme çerçevesinde kalmaktadır. Yazıda;
“31 Mart yerel seçim sonuçları…..yeni genel başkanı Özgür Özel’i daha ilk seçim hamlesinde, iktidara yürüyen siyasal lider yaptı.”
ifadesi yer almaktadır.
- 5 Mayıs 2024 tarihli “Düzmece rapor uzmanı, Fincancı” başlıklı Cumhuriyet’te yer alan yazıda ise Özel’in adı bir tartışma bağlamında geçmekte; ancak burada da kişiliği hedef alan bir hakaret dili bulunmamaktadır. Yazıda ise;
“1 Mayıs’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu Şebnem Korur Fincancı’yla aynı karede buluşturan fotoğraf; iki siyasal liderin şiddetle eleştirilmesine yol açtı.” denilmektedir.
Bu iki örnek tek başına kesin hüküm kurdurmaz; ancak en azından kamuya yansıyan metinlerde, Özel’e yönelik süreklilik arz eden ve doğrudan hakaret içeren sistematik bir söylem hattının belirgin olmadığına işaret eder.
Dolayısıyla “yıllardır her türlü hakaret” ifadesi, mevcut veriyle karşılaştırıldığında ölçeği genişletilmiş bir genelleme izlenimi vermektedir.
III. Retorik Kayma: Kınama mı, Konumlanma mı?
Buradaki asıl mesele, kınamanın varlığı değil, kınamanın nasıl kurulduğudur.
Bir hakareti kınarken:
- odağı mağdurdan alıp konuşanın kendi geçmişine kaydırmak,
- tartışmayı “ben de yıllardır maruz kalıyorum” eksenine taşımak,
- ve bunu somut örneklerle desteklememek,
retorik bir kayma yaratır.
Bu kayma, iki sonuç doğurur:
- Asıl mağduriyetinin ağırlığı ikinci plana düşer.
- Kınama, ilkesel bir tutum olmaktan çıkar, kişisel konumlanma aracına dönüşür.
Siyasal iletişimde bu tür ifadeler sıkça meşruiyet üretme tekniği olarak kullanılır: konuşan, kendisini sabreden ve hedef alınan taraf olarak konumlandırır. Ancak bu teknik, doğrulanabilir örneklerle desteklenmediğinde, olgusal bir tespitten ziyade algı üretimine hizmet eder.
IV. Özür Metni: Kabul mü, Hafifletme mi?
Tartışmanın diğer ayağında, Mine Kırıkkanat’ın kullandığı ifadeye ilişkin gelen tepkiler sonrası yapılan “bilmiyordum” içerikli özür yer almaktadır.
Mine Kırıkkanat (X paylaşımı – özür):
“Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın.”
Bu özür:
- hata kabulü bakımından önemlidir,
- ancak kullanılan ifadenin tarihsel ve sosyolojik yükünü ortadan kaldırmaz.
Dahası, “bilmiyordum” savunması, sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz; yalnızca niyet tartışmasına alan açar. Bu da tartışmayı ilkesel zeminden çıkarıp, kişisel açıklamalar düzeyine indirgeme riski taşır.
Sonuç: Kınamak Yetmez, Doğrulamak Gerekir
Bir hakareti kınamak gereklidir. Ama yeterli değildir.
Eğer kınama:
- genellemelere dayanıyorsa,
- somut verilerle desteklenmiyorsa,
- ve odağı mağdurdan kaydırıyorsa,
o zaman ortaya çıkan şey yalnızca bir tepki değil, aynı zamanda bir anlatı inşasıdır.
Asıl soru şudur:
Bir hakaret karşısında verilen tepki, gerçekten hakareti mi merkezde tutmaktadır—yoksa o hakaret, başka bir siyasal çerçevenin kurulması için bir vesileye mi dönüşmektedir?
Bu çerçevede ortaya çıkan tablo, kınamanın ötesinde bir söylem inşasına işaret etmektedir. Söz konusu tepkinin, yalnızca hakareti mahkûm etmekle sınırlı kalmadığı; aynı zamanda, somut verilerle desteklenmeyen bir mağduriyet anlatısı üzerinden yeni bir siyasal çerçeve kurduğu anlaşılmaktadır.
