Bugün Kemal Kılıçdaroğlu partinin başında olsaydı, Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine yönelik yolsuzluk iddiaları karşısında suskunluk bir seçenek olmazdı. Onun siyaset tarzı, en azından söylem düzeyinde, “akraba kayırma, ihale oyunları, rant düzeni” gibi başlıklarda sıfır tolerans üzerine kuruluydu. Bu nedenle bugün yaşanan tartışmalar karşısında ilk yapacağı şey, meseleyi örtmek değil, tam tersine büyüteç altına almak olurdu.
Kılıçdaroğlu’nun refleksi nettir: “Hırsız kim olursa olsun, karşısında durulmalı.” Bu ilke, sadece rakip partilere yöneltildiğinde anlamlı değildir; asıl sınav, kendi belediyelerinde ortaya çıkan iddialar karşısında verilir. Eğer aynı sertlik kendi kadrolarına gösterilmiyorsa, o zaman ortada bir ilke değil, bir siyasi araç vardır. Kılıçdaroğlu’nun geçmişte sıkça dile getirdiği “kul hakkı” vurgusu, bugün böyle bir tabloda lafta kalamazdı.
Böyle bir durumda atacağı adımlar gecikmezdi: Önce bağımsız denetim çağrısı, ardından adı geçen belediye başkanlarının görevden el çektirilmesi ve yargı sürecinin önünün açılması… Çünkü bir partinin gerçek temizliği, suçluyu saklayarak değil, ortaya çıkararak mümkündür. Kendi içindeki çürümeyi görmezden gelen bir yapı, halka adalet vaadinde bulunamaz.
Ancak mesele sadece birkaç belediye ile sınırlı değildir. Asıl sorun, yerel yönetimlerin zamanla küçük iktidar alanlarına dönüşmesidir. Güç denetlenmediğinde yozlaşır; hesap verilebilirlik ortadan kalktığında ise yolsuzluk kaçınılmaz hale gelir. Eğer CHP, yerelde iktidar olmanın getirdiği bu sınavı geçemezse, merkezi iktidara talip olma iddiasını da zayıflatır.
Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde verilecek mesaj muhtemelen sert ve sarsıcı olurdu: “Hiç kimse partinin arkasına saklanarak suç işleyemez.” Bu tavır, kısa vadede parti içinde rahatsızlık yaratabilir; ancak uzun vadede güven inşa eder. Çünkü halk artık laf değil, bedel ödeyen siyaset görmek istiyor.
Bugün Türkiye’de siyasetin en büyük açmazı, herkesin yolsuzluğa karşı olduğunu söyleyip iş kendi çevresine geldiğinde susmasıdır. Eğer CHP bu döngüyü kıramazsa, eleştirdiği düzenin bir parçası olmaktan kurtulamaz. Ve eğer Kılıçdaroğlu bugün hâlâ o koltukta olsaydı, belki de en büyük sınavı kendi partisinin aynasına bakmak olurdu.
Çünkü gerçek yüzleşme, başkasını suçlamakla değil, kendini temizlemekle başlar.
Arınacaksınız.
