Politika, toplumları dönüştürmenin en güçlü araçlarından biridir. Ancak bu dönüşüm, yalnızca mevcut düzenin içinde değil, onu dışarıdan sorgulayan ve yenileyen bir gençlik aracılığıyla mümkün olabilir. Bugün, toplumsal hareketler ve siyasal mücadelelerin en büyük eksikliklerinden biri, gençlerin bu süreçlerden uzaklaşmasıdır. Gençlik, bir zamanlar toplumsal değişimin en güçlü aktörüydü, fakat günümüz siyasal yapıları, bu gençliği sadece dışarıda bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda onları siyasi süreçlerden soyutlayan bir ortam yaratıyor. Peki, bu gençlik nasıl düşünüyor, ne talep ediyor ve neden siyasete yabancılaşıyor?
Bugünün gençliği, daha önce hiç olmadığı kadar hızlı değişen bir dünyada büyüyor. Dijitalleşme, küreselleşme, çevresel krizler ve sosyal hareketler, onları geleneksel toplum yapılarından, dogmatik ve muhafazakar ideolojik kalıplardan ve eski siyasi sistemlerden daha uzaklaştırıyor. Zamanın ruhu, eski kurumlarla ne kadar uyumlu? Eski siyasal yapılar genellikle hiyerarşik, sabırlı ve ideolojik bir çerçeveye dayanırken, gençlik tam tersine, hızla değişen dünyada esneklik, özgürlük ve anlık çözümler arıyor. Gençler, “hızlı tüketim” ve “hızlı değişim” kültürünün bir parçası olarak, eski siyasal söylemleri ve yapıları yetersiz ve etkisiz buluyorlar. Siyasal hareketler, çoğu zaman geçmişin dar ve kalıplaşmış ideolojik sınırlarında sıkışmışken, gençler zamanın ruhuna uygun, esnek ve dönüşüme açık bir siyaset arayışı içindeler.
Birçok gözlemci, gençlerin siyasetle olan bağlarının giderek zayıfladığını iddia ediyor. Ancak bu, aslında gençlerin siyasetten tamamen uzaklaştığı anlamına gelmez. Gençlerin siyasetle ilgili talepleri değişmiştir. Onlar, mevcut siyasal yapılarla değil, bu yapıları dönüştürmeye yönelik taleplerle ilgileniyorlar. Bu, bir tür “aktif yabancılaşma”dır; çünkü gençler, eski siyasi düzenin kendilerine uygun olmadığını düşündüklerinden, onu değiştirmek istemektedirler. Eski yapılar ve geleneksel siyasal katılım biçimleri, gençlerin hızlı değişim ve dönüşüm taleplerine karşı durmaktadır. Gençlik, siyaseti sadece katılımcı bir eylem olarak görmekle kalmayıp, aynı zamanda toplumda etkili değişim yaratmak isteyen bir hareket olarak algılamaktadır. Eğer bu siyasal yapılar, gençlerin bu değişim arzusunu görmezden gelirlerse, onları tamamen kaybetmiş olurlar.
Siyasal kurumların, gençlerin giyim kuşamı, davranış biçimleri ve dijital kimliklerine karşı gösterdiği sert tutum da bir başka önemli yabancılaşma kaynağıdır. Gençlik, kendi kimliğini özgürce ifade etmek istiyor; ancak eski kurumlar, hala geleneksel, normatif ve muhafazakar kalıplara dayanmaktadır. Gençlerin sosyal medya kullanım tarzları, kıyafet seçimleri ve kültürel pratikleri, eski kurumlardaki muhafazakar zihinlerle çatışmaktadır. Bu durum, gençleri sadece siyasi kurumlarla değil, toplumsal yapının tüm alanlarında yabancılaştırmaktadır. Eski kurumlar, bu yenilikçi ve özgür kimlikleri kabul etmekte zorlanmakta ve bu da gençlerin kendilerini mevcut siyasi kurumların bir parçası olarak görmemelerine neden olmaktadır. Çünkü bu yaşlı,güncel ve aktif olmayan kurumlar, “yeni” olanı tehdit olarak algılamakta ve geleneksel normlara geri çekilmektedirler.
Siyasal katılım, demokrasinin en temel vaatlerinden biri olarak, gençlerin taleplerini şekillendiren önemli bir araçtır. Ancak demokrasiye dair duydukları inanç, sıklıkla hayal kırıklığına uğruyor. Gençler, katılımcı demokrasinin sunduğu imkanları genellikle dar ve yetersiz buluyor. Demokratik süreçler, onların taleplerine hızlı bir şekilde cevap veremiyor; seçimler, sadece birer formaliteye dönüşüyor. Gençler, demokrasiye yalnızca seçim yapmak olarak değil, toplumsal değişim yaratmak, söz sahibi olmak ve eşit haklarla katılmak olarak bakıyorlar. Ancak mevcut siyasal yapılar, onların bu taleplerine karşılık veremediği için gençler, siyasete dair ilgi ve katılımlarını yitiriyorlar. Katılım yalnızca bir oy kullanmak değil, toplumsal değişim yaratmak için etkili bir araç olmalıdır.
Gençliğin siyasetten yabancılaşmasının ardında yatan bir diğer etken, kimliklerinin ve değerlerinin siyasal yapılar tarafından dışlanmasıdır. Bugünün gençliği, yalnızca siyasal bir aktör olmanın ötesinde, kendi kimliklerini de savunma ve tanıma arayışındadır. Cinsiyet, etnik köken, kültürel aidiyet ve dijital kimlik gibi konular, gençlerin siyasal kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Ancak eski siyasal yapılar, genellikle tek tip kültürel anlayışları ve normları savunarak, gençlerin kimliklerinin yansımasını engellemektedir. Gençlik, daha çok sesli, çoğulcu ve eşitlikçi bir siyaset anlayışı talep ediyor. Bu talepler karşılanmadığı sürece, eski siyasal kurumlar ve partiler gençleri kendilerine uzaklaştırıyor. Gençlik, yalnızca sistemin içinde yer almak değil, aynı zamanda onu değiştirmek, dönüştürmek ve yeniden şekillendirmek istiyor.
Bugün, eksende bir çağda yaşıyoruz; toplumsal, kültürel ve siyasal dinamikler hızla değişiyor. Ancak eski siyasal yapılar, çoğu zaman bu değişimin hızını ve derinliğini kavrayamıyor. Eski kurumlar, gençliği bir tehdit olarak görme eğiliminde. Çünkü gençler, eski düzenin kalıplarını sorgulayan ve ona karşı alternatifler geliştiren bir güç haline geldiler. Bu, gençlerin siyasete katılımını engelleyen ve onları dışlayan bir stratejiye dönüşüyor. Eski siyasal yapılar, geleneksel ideolojik söylemleri, statükoyu korumayı ve toplumun dönüşümünü engellemeyi savunarak, gençliği siyasetten dışlıyorlar. Çünkü gençler, toplumsal yapıyı dönüştürebilecek bir potansiyele sahip ve bu dönüşümün öncüsü olma arzusuyla dolu.
Ancak, burada kritik bir soru var: Eski kurumlar bu dönüşümü fark etmiyor mu? Belki de fark ediyorlar, ama bu dönüşüm o kadar hızlı ve derin ki, bu yapılar buna ayak uyduramıyor. Eski kurumlar, kendilerini savunmak ve korumak için geçmişin geleneksel ve doğmatik ideolojilerini sürdürmeye devam ediyorlar. Bu, toplumun geriye doğru gitmesine neden olan bir strateji haline geliyor. Ancak bu, gençliği daha da uzaklaştırıyor. Gençler, sadece eskiyi değil, aynı zamanda mevcut düzenin zayıf noktalarını da fark ederek, onları dönüştürmek istiyorlar.
Sonuç olarak, gençliğin siyasal hareketlerden ve toplumsal dönüşüm süreçlerinden yabancılaşması, yalnızca bir ilgi kaybı değil, aynı zamanda toplumsal yapının eski ve katı kalıplara sıkışmasının bir sonucudur. Gençler, eskiyi savunarak varlıklarını sürdüren siyasal kurumlara karşı bir tehdit değil, bir fırsattır. Çünkü onlar, toplumsal değişimin öncüsü olma kapasitesine sahip bir kuşak olarak, yalnızca kendileri için değil, tüm toplum için daha adil, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir dünya inşa etmek istiyorlar. Ancak bu değişim, gençlerin yalnızca dışarıda beklemek yerine, toplumsal süreçlere aktif katılım sağlamaları ile mümkün olacaktır. Eski siyasal yapılar, eğer bu dönüşümü kucaklamazlarsa, gelecekteki toplumsal, kültürel ve siyasal dinamiklerde geride kalacaklardır. Gençler, sadece değişim dönüşüm içinde yer almakla değil, aynı zamanda yeniyi yeniden inşa edecek bir güçtür. Bu nedenle, gençliği anlamayan ve onlara alan açmayan bir siyaset, gerçek bir değişim yaratmaktan çok uzak kalacaktır.
