Özgür Özel yönetiminde Cumhuriyet Halk Partisi, tarihinin en kritik eşiklerinden birinde pusulasını kaybetmiş görünüyor. Değişim iddiasıyla yola çıkan kadrolar, kısa sürede ilkesel tutarlılığı değil, anlık refleksleri önceleyen bir çizgiye savruldu.
Söylem var, strateji yok; eleştiri var, çözüm yok.
Parti, bir yandan “yeni siyaset” vurgusu yaparken diğer yandan eski alışkanlıkların gölgesinden çıkamıyor. Toplumsal sorunlara karşı net ve cesur bir duruş sergilemek yerine, gündemin peşinden sürüklenen, tepkisel bir siyaset izleniyor. Bu durum seçmende güven değil, belirsizlik üretiyor.
En büyük sorun ise ideolojik bulanıklık.
CHP, neyi temsil ettiğini yüksek sesle ve net biçimde ortaya koyamıyor.
Sosyal demokrat bir parti olarak emek, adalet ve eşitlik başlıklarında güçlü politikalar üretmesi beklenirken; ortaya konan tablo, parçalı ve dağınık bir görüntüden ibaret.
Bu da partiyi, kendi seçmeni nezdinde bile tartışmalı hale getiriyor.
Liderlik meselesi de ayrı bir başlık. Özgür Özel’in çıkışları çoğu zaman gündem yaratıyor, ancak kalıcı bir yön çizmekten uzak kalıyor.
Siyasi liderlik, yalnızca konuşmak değil; yön vermek, risk almak ve gerektiğinde bedel ödemektir. Bugün CHP’de eksik olan tam da bu kararlılık.
Sonuç olarak CHP, söylem ile eylem arasındaki uçurumu kapatamadığı sürece “değişim” iddiası bir slogandan öteye geçemez.
Türkiye’nin güçlü bir muhalefete ihtiyacı var; fakat bu ihtiyaç, savrulan değil, sağlam duran bir siyasetle karşılanabilir.
