HALKWEBYazarlarBayramın Gölgesinde Siyaset: Adalet, Savaş ve Vicdan

Bayramın Gölgesinde Siyaset: Adalet, Savaş ve Vicdan

Gerçek bayram; Çocukların ölmediği, Savaşların sustuğu, Adaletin herkese eşit dağıtıldığı, Hiç kimsenin düşüncesi nedeniyle özgürlüğünden mahrum kalmadığı bir dünyada mümkündür.

0:00 0:00

Bir bayrama daha yaklaşırken, içimizi ısıtması gereken o tanıdık duyguların yerini bu kez ağır bir gerçeklik alıyor. Çünkü sadece bu ülkede değil, dünyanın dört bir yanında insanlar acı çekerken, savaşlar sürerken, masumlar hayatını kaybederken bayramı konuşmak bile insanın içinde bir burukluk yaratıyor.

Bayram; bu topraklarda sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda vicdanın, merhametin ve adaletin yeniden hatırlandığı bir toplumsal eşiktir. Küskünlerin barıştığı, yoksulun gözetildiği, kırgınlıkların onarıldığı günlerdir. Ama bugün, hem ülkemizde hem de dünyada yaşananlar, bu anlamı derinden sarsmaktadır.

Adalet Olmadan Bayram Olur mu?

Türkiye’de siyaset, uzun süredir bayramın temsil ettiği değerlerle çelişen bir zeminde ilerliyor. Kutuplaşma, baskı, yargı tartışmaları ve özgürlük alanlarının daralması…
Cezaevlerinde bayramı karşılayan siyasetçiler, gazeteciler ve düşünce insanları varken, toplumun bir kesimi için bayram hep eksik kalıyor.

Tutuklanmasının üzerinden bir yıl geçecek olan Ekrem İmamoğlu meselesi de tam bu noktada bir sembol hâline gelmiştir. Bu mesele, yalnızca bir yargı süreci değil; halk iradesinin, demokrasinin ve adalet duygusunun sınandığı bir süreçtir.
Bayramın özü adalettir. Eğer adalet eksikse, bayram da eksiktir.

Ortadoğu Yanarken: Hangi Bayram?

Bugün dünyanın gözü önünde bir coğrafya yanıyor.
İran ile İsrail arasındaki gerilim ve çatışmalar…
Bu sürecin doğrudan ya da dolaylı parçası olan Amerika Birleşik Devletleri…
Ve bu büyük güç mücadelesinin ortasında kalan halklar…
Gazze başta olmak üzere Ortadoğu’nun birçok yerinde masum insanlar hayatını kaybediyor.
Çocuklar bombaların altında uyanıyor, anneler evlatlarını toprağa veriyor, şehirler enkaza dönüyor.
Şimdi kendimize sormamız gereken soru çok açık:
Orada insanlar ölürken, biz burada nasıl bayram kutlayacağız?
Bu soru bir vicdan sorusudur.
Bayram; sadece kendi sevincimizi yaşamak değil, başkasının acısını hissedebilmektir. Eğer bir yerde çocuklar bayrama uyanamıyorsa, başka bir yerde bayram eksik yaşanır.
Savaşın ve Siyasetin Ortasında İnsan
Bugün savaşlar sadece cephede yaşanmıyor. Savaşlar artık şehirlerin içinde, sivillerin hayatında, çocukların geleceğinde yaşanıyor.
Siyasi hesaplar, güç mücadeleleri ve uluslararası çıkarlar uğruna ölenler hep aynı:
Masum insanlar.
Bayram ise tam tersine, insanı merkeze koyar.
Savaş öldürür, bayram yaşatır.
Savaş ayrıştırır, bayram birleştirir.
Ama eğer savaşlar sürüyorsa, bayram sadece bir hatırlatma olur:
Nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizin hatırlatması…

Ekonomik Gerçeklik: İçimizdeki Sessiz Savaş

Bir de görünmeyen bir savaş var: yoksulluk.
Türkiye’de milyonlarca insan bayrama ekonomik sıkıntılarla giriyor.
Bayramlık alamayan çocuklar, torununa harçlık veremeyen emekliler, mutfağında eksiklerle bayram hazırlığı yapan aileler…
Bu da başka bir adaletsizliktir.
Bayram, herkes için eşit sevinç demektir. Ama eşitsizlik derinleştikçe, bayram da bölünür.

“Bayram Gelmiş Neyime…”
Tam da bu tabloyu anlatan bir sitem vardır halkın dilinde:
Bayram gelmiş neyime,
Kan damlar yüreğime…
Dostlarım yâd ellere düşmüş,
Ben ağlarım hâlime…

Bu dizeler, sadece bir hüznü değil, bir gerçeği anlatır.
Eğer acı varsa, eğer adaletsizlik varsa, eğer savaş varsa; bayram insanın içine tam olarak doğmaz.

Siyasete Çağrı: Vicdana Dönüş

Bugün hem Türkiye’de hem dünyada siyaset kurumunun en büyük ihtiyacı vicdandır.
Adaletin herkes için eşit işlemesi
Tutuklu siyasetçilerin ve düşünce insanlarının durumlarının yeniden değerlendirilmesi
Savaş politikalarından vazgeçilmesi
Barışın ve diplomasinin güçlendirilmesi
Bayram, bu çağrının en güçlü yapıldığı zamandır.

Gerçek Bayram Ne Zaman?

Gerçek bayram;
Çocukların ölmediği,
Savaşların sustuğu,
Adaletin herkese eşit dağıtıldığı,
Hiç kimsenin düşüncesi nedeniyle özgürlüğünden mahrum kalmadığı bir dünyada mümkündür.
Bugün belki bayramı kutlayacağız.
Ama içimizde bir eksiklikle…
Çünkü biliyoruz ki;
Gazze’de bir çocuk bayrama uyanamayacak,
Ortadoğu’da bir anne evladının yasını tutacak,
Ve bu ülkede birileri bayramı demir parmaklıklar ardında karşılayacak.
İşte bu yüzden sormaya devam edeceğiz:
Bu gerçekten bayram mı?
Dileğimiz odur ki;
Bir gün bayram geldiğinde kimse “bayram gelmiş neyime” demesin…
O gün geldiğinde, işte o zaman gerçekten bayram olacak.

YAZARIN DİĞER YAZILARI