Eğer bir gün Netflix, Ortadoğu siyasetini bir komedi dizisine çevirirse, bu hafta yaşananlar başrolü oynamaya aday. Gelin hep birlikte “Netanyahu’nun Ölüp Ölmediği Bilmecesi”nin perde arkasına bir bakalım.
Perde, İran medyasının açtığı görkemli bir jurnalle açılıyor: “Netanyahu bombalar altında can verdi!” dediler. Ortalık karıştı. Tam “Acaba?” derken, İsrail’in resmî bir makamından sahneye bir tweet düştü: “Kendisine ulaşılamıyor.” Aman Tanrım! Kriz masaları toplanıyor, analistler yorumlara başlıyor. Ama sonra… tweet siliniyor. Evet, siliniyor. Dijital çağda bir devletin resmî hesabının “Pardon yanlış oldu” diyerek tweet silmesi, “Kazara ülkenin başbakanının öldüğünü duyurduk” gibi bir trajikomediden başka ne olabilir?
Neyse ki, bir toplantı görüntüsüyle rahat bir nefes aldık. Netanyahu canlı ve sağlıklı, toplantıda kimse yaralı değil. Oh, bitti, değil mi? Hayır! Hemen ardından ikinci perde başlıyor: “Bu video yapay zekâ ile yapılmış!”
Yani şimdi geldiğimiz nokta şu: Adam belki gerçekten yaşıyor, belki ölü, belki bir hologram, belki de bir deepfake. Kimse net bir şey bilmiyor. Devlet yetkilileri tweet atıp siliyor, düşman medyası zafer şarkıları söylüyor, halk ise evinde oturmuş “Acaba gerçekten öldü mü?” diye ekrana bakıyor.
Bu noktada işin bir de benim cephemden, yani sıradan bir vatandaşın evindeki bilgisayarından dünyaya meydan okuyuşuna bakalım. Ben de kendi Twitter hesabımda Tayyip Erdoğan ile Joe Biden’ı aynı kafede kahve içirip, “5 parmağım var” gibi absürt diyaloglar kurduran videolar yaptım. Ortadoğu’nun en güçlü iki liderini bir kafede oturtup, parmak hesabı yaptırdım onlara. Peki bu ne anlama geliyor?
Bu, dezenformasyonun artık sadece devletlerin, istihbarat örgütlerinin ya da İran medyasının tekelinde olmadığı anlamına geliyor. Bugün bir ülkenin başbakanının ölümüyle ilgili kafa karışıklığı yaratan güçler ile yarın bir başka lideri kafede hayali diyaloglar kurduran “içerik üreticileri” arasındaki çizgi silikleşiyor. İran resmî olarak Netanyahu’yu öldürüp diriltirken, bir vatandaş olarak ben de Erdoğan ve Biden’ı bir fincan kahvenin etrafında buluşturabiliyorum.
Bu durum, aslında içinde bulunduğumuz bilgi çağının geldiği son noktayı özetliyor: Hiçbir şeye güvenemezsiniz. Bir liderin ölüm haberi, birkaç saat içinde absürt bir tiyatroya dönüşebiliyor. İster devlet eliyle olsun ister bir vatandaşın maharetli parmaklarıyla, gerçeklik artık herkesin yeniden şekillendirebileceği bir oyun hamuru.
Belki de Netanyahu ölmedi, belki öldü ama yapay zekâ sayesinde yönetmeye devam ediyorlar. Belki Erdoğan ile Biden gerçekten o kafede buluştu, belki sadece benim hayal ürünüm. Kim bilir? Tek bildiğim, bu saatten sonra birinin “Netanyahu öldü” demesiyle “Merhaba, ben gerçeğim” demesi arasında hiçbir fark kalmadı. Gözlerimizle gördüğümüze bile güvenemez olduğumuz şu günlerde, Ortadoğu siyaseti bir “Black Mirror” bölümüne dönüştü.
Öldüyse toprağı bol olsun, gerçeklik ise Seni özleyeceğiz.
